Gram altın Cumhuriyet Altını Gümüş ONS Yarım Altın

İmsak: Güneş:
4 °C

ÖLÜM BENİ KORKUTMAZ!

  • SADULLAH AYDIN
  • 2015-03-05 07:22:13
  • 930 Görüntülenme
  •  

     

                   

    Moskova yakınlarındaki yüksek güvenlikli Kosturma Esir Kampı yüksek tel örgüleriyle çevriliydi. Aşılmaz bir kale görünümündeydi. Gözetleme kulelerinde, zeminleri geniş duvar üstlerinde, dev demir kapının önünde, iç avlularda ve kampın etrafını saran nöbetçi kulübelerinde; kısacası esir kampının her yerinde geniş kalpaklı, uzun kaputlu, pos bıyıkları ve uçlarına süngü takılı tüfekleriyle ürküntü uyandıran Kazak askerler zavallı esirlere göz açtırmıyorlardı.

                    Kosturma Esir Kampı gür bir ormanın içinde kuruluydu. Her tarafı bataklıktı. Dışarıdan birilerinin yardımı olmadan bu cehennemden kaçmak imkânsız gibiydi. Esir, kamptan kaçsa bile bataklık ormanda kaybolur, kurtlara, kuşlara yem olurdu.

                    Osmanlının yenilgisiyle sonuçlanan birinci dünya savaşı ümmet için büyük bir felaket olmuştu. Yurtları işgal edilmiş, can ve namus emniyetleri kâfir düşmanın insafına kalmıştı. Rabbani âlimler, halkı peşlerine takıp işgalcilere karşı ayaklanmışlardı. Birçok âlim kahramanca savaşmış, ya şehit olmuş ya da esir düşmüştü. Bu yiğit âlimlerden biri de Bitlis’i Ruslara karşı savunan meşhur Molla Said-i Kürdi idi. Başta talebeleri olmak üzere milis albayı rütbesiyle binlerce direnişçinin başına geçmiş, Ruslara kan kusturmuştu. Sonunda talebelerinin çoğu gözlerinin önünde şehit olan Molla Sait Ruslara esir düşmüş ve Kosturma Esir Kampına getirilmişti.

                    Bediüzzaman, Kosturma Esir Kampında da boş durmuyordu. Esir kampının bir odasını medreseye çevirmiş, kendisi gibi esir olan Osmanlı zabit ve subaylarına İslami sohbetler veriyordu. Dürüstlüğü, heybeti, ilmi, takvası, esirler üzerindeki müthiş etkisi kamp yetkililerini de etkilediği ve sohbetleri daha çok ahlaki, imani, irfani olduğu için kimse ona karışmıyordu. Hatta kamptaki yönetim ona özel muamelede bulunuyor, bazen kamp dışına çıkıp şehirde dolaşmasına bile izin veriyordu.

                    Bediüzzaman’ın esaret günleri sukunet içinde geçiyordu. Ta ki Kafkas Cephesi Başkomutanı Nikola Nikolaviç kampı teftiş edene kadar. O gün kampta olağanüstü bir heyecan ve hareketlilik vardı. Heyecan ve hareketlilik esirlere bile geçmişti. Herkes koşturuyor, kendine çeki düzen veriyor, konuşurken ürkek ürkek konuşuyordu. Kamp yönetimi sabahtan beri belki elli defa asker ve esirleri ne yapacakları konusunda uyarıyordu.

                    Esir kampındaki bu heyecandan etkilenmeyen tek bir kişi vardı; Bediüzzaman… Üstad, kampın iç avlusundaki çimlerin üstüne bağdaş kurup oturmuş, sakin bir sesle etrafını saran Müslüman esirlere nasihatlerde bulunuyordu.

                    Başkomutanın kampa giriş yaptığını bildiren keskin düdük sesi herkesi ayağa fırlattı. Başkomutan ve beraberindeki üst rütbeli subaylar, kamp müdürünün rehberliğinde teftişe başladılar. Başkomutanın geçtiği yerlerde bulunanlar hemen ayağa fırlıyor, saygı duruşuna geçiyorlardı. Esirler ve askerler, herkes put gibi dikiliyordu.

                    Başkomutan, Bediüzzaman’ın bulunduğu gurubun önünden geçince herkes ayağa kalktı. Bediüzzaman istifini bile bozmadı. Sakin bir davranışla oturuşunu sürdürdü. Başkomutan, belki beni tanımamıştır diye tekrar onun önünden geçti. Üstad hiç oralı olmadı. Bediüzzaman’ın bu davranışı sevenlerini büyük bir korkuya düşürmüştü. Ruslar gaddarlıklarıyla meşhurdular. Bediüzzaman’ı öldürebilirlerdi. Başkomutana saygısızlık onlara göre büyük bir suçtu.

                    Bediüzzaman’a yakın Osmanlı subaylarından birkaçı ona yalvarmaya başladılar;

                    ----- Allah aşkına Üstad, siz ne yapıyorsunuz? Bunlar sizi idam edecekler! Ayağa kalksanız ne olur?

                    Bediüzzaman gülümseyerek onlara cevap verdi.

                    ----- Ölüm beni korkutmaz! Ben idam olmam, ancak terhis olurum. Küffarın eliyle idam olmak ebedi âleme, mutluluk yurduna terhis olmaktır!

                    Kafkas Orduları Başkomutanı üçüncü defa Bediüzzaman’ın önünden geçtiği halde onun kalkmadığını görünce kıpkırmızı kesildi. Çağırdığı bir tercümanın yardımıyla ona sordu:

                    ----- Benim kim olduğumu biliyor musun?

                    ----- Evet, biliyorum! Sen Kafkas Orduları Başkomutanı Nikola Nikolaviç’sin...

                    Başkomutan öfkeyle bağırdı.

                    ----- O zaman neden önümden ayağa kalkmıyorsun? Başkomutana saygısızlığın Rus Ordusuna ve Rus halkına saygısızlık olduğunu bilmiyor musun?

                    Bediüzzaman sakin, fakat ciddi bir sesle:

                    ----- Komutan, dedi. Ben bir Müslüman’ım! Bir din âlimiyim! Bir Müslüman’ın, Müslüman bir âlim’in, Allah’ı tanımayan, bilmeyen bir kâfirin önünde ayağa kalkması caiz değildir!

                    Bediüzzaman’ın heyecanlanmadan, sakince söylediği sözler Başkomutanı adeta kudurttu. Öfkeden çıldırmış bir şekilde etrafındakilere emirler yağdırdı.

                    ----- Bu saygısız, küstah esir için hemen bir ölüm mangası hazırlayın! Onun hemen kurşuna dizilmesini istiyorum!

                    Üstad gülümsedi. Umursamaz bir tavırla omuzlarını silkti. Allah yolunda şehadetin bir mü’min için ne büyük bir arzu olduğunu bu zavallı, dünyacı, müşrik general bozuntusu nereden bilebilecekti ki?

                    Kosturma Esir Kampı büyük bir mateme bürünmüştü. Müslüman esirler ağlıyorlardı. Bu büyük Allah dostunu kaybetmek onlar için ne korkunç bir kayıptı. Kamp müdürü ne yapacağını bilemiyordu. Bediüzzaman’ın bu davranışının küstahlıktan olmadığını hissediyordu. Küstahlık, kibir, kendini beğenmişlik nerede, Molla Said-i Kürdi nerede? İman ve ihlâsından, inancına olan bağlılığından ötürü böyle davrandığını Başkomutana söylemek istiyor ama korkuyordu. Başkomutan ona da kızabilir, rütbelerini söktürebilirdi. Çaresiz susuyordu.

                    Ölüm mangası hazırlanınca Bediüzzaman’a son isteğini sordular. Bediüzzaman abdest alıp iki rekât namaz kılmak istediğini söyledi. İsteğini yerine getirdiler. Bediüzzaman hemen iki rekât namaz kılıp onu kurşuna dizecek manganın karşısına geçti. Kalbinde korkunun zerresi yoktu. Yüzü sevinçliydi. Gülümsüyordu.

                    Başkomutan dayanamadı.

                    ----- Sen ne biçim adamsın? Diye sordu. Ölüme adeta gülerek gidiyorsun! Buradakiler senin namazlarını çok uzatarak kıldığını söylediler. Hâlbuki bu son namazını çok hızlı kıldın. Neden?

                    Hazreti Bediüzzaman, Müslüman gencin yolunu her zaman aydınlatacak, Müslüman gencin sloganı olacak şu müthiş cevabı verdi Rus generaline:

                    ----- Rabbime kavuşmak için sabırsızlanıyorum! Bir an önce Allah’a kavuşmak istiyorum! Bu dünyadaki en büyük arzum şehit bir kul olarak efendime, yüce yaratıcıma kavuşmaktır!

                    Bu iman ve ihlâs karşısında Rus Başkomutanı saygıyla eğilmekten başka ne yapabilir?

                    ----- Beni affet! Dedi başkomutan. Özürlerimi kabul buyur! Senden defalarca özür diliyorum! Bana karşı olan davranışının saygısızlıktan değil, inancından kaynaklandığını anladım. Senin gibi adama ancak saygı duyulur! Bu adam düşman esiri olsa bile…

                    Bediüzzaman’ı idam etmekten vazgeçen Başkomutan Nikola Nikolaviç, bu büyük Allah dostundan etkilenmiş ve duygulanmış olarak esir kampını terk etti.