Gram altın Cumhuriyet Altını Gümüş ONS Yarım Altın

Öğle: İkindi:
4 °C

OY SADECE OY DEĞİLDİR

  • SADULLAH AYDIN
  • 2018-06-19 16:34:35
  • 410 Görüntülenme
  •  

     

     

    Allah izin verirse önümüzdeki pazar günü halk olarak sandık başına gideceğiz. Bizi yönetmeleri, hayatımız üzerinde söz sahibi olmaları için bazı insanları seçeceğiz. Ülkemizin geleceğini, nesillerimizin geleceğini bu insanların eline vereceğiz.

    Bir çok insan oy vermeyi basit bir şey olarak görüyor, sorumluluğu olmayan basit bir iş sanıyor. Oysa durum hiç de öyle değil. Oy verdiğiniz kişiyi kendinize vekil ve temsilci tayin ediyor ve her şeyine ortak oluyorsunuz. Seçimde desteklediğiniz, oy verdiğiniz kişi dünya ve ahiretinizi mamur da edebilir, zindan da...

    Seçimde desteklediğiniz kişiye şöyle demiş oluyorsunuz: "Sen benim temsilcim ve kefilimsin. Seni destekliyorum, düşünce, inanç ve eylemlerinin arkasındayım. Söylediğin, yaptığın, yapacağın her şeyin altına ben de imzamı atıyorum. Senin ideolojik duruşunu, akide ve inancını, mecliste ve devletin, hükümetin etkili olduğun birimlerinde yaptığın her şey kabulümdür. Senin icraatların benim icraatlarımdır."

    Oy verdiğin, desteklediğin kişi laikçiyse, Kapitalist, Komünist veya Milliyetçiyse, Batı kültürünü benimsiyorsa, İslami dünya görüşüne karşıysa, İslam hukukuna düşmansa, Müslümanca yaşamın karşısında durmuşsa sen de her şeyinle ona ortaksın. Hem bu dünyada hem de ahirette bunun bedelini ve sorumluluğunu paylaşmada da...

    Benim gerçekten anlamadığım, anlamakta zorluk çektiğim bir durum var. O da birçok insanın düşünce ve inancını paylaşmadığı, yaşam tarzları birbirine taban tabana zıt olan politikacıları desteklemesidir.

    Adam namaz ehlidir, oruç ehlidir, eşi, kızı tesettürlüdür. Allah denilince, Peygamber denilince heyecanlanıyor, Kur'an'ı ve İslam'ı gerçekten seviyor, Müslümanca yaşamayı arzuluyor, İslami düşünce ve değerlere ilgi duyuyor. Ama gel gör ki dinine, Kur'an'ına, namaz ve orucuna düşman, elinden gelse tesettürü yasaklayacak olan, İslami düşünce ve yaşama gericilik gözüyle bakan, mübarek ramazan ayında deniz kenarında içkisini yudumlayıp gayrı meşru bir şekilde keyif çatan, ömründe cami yüzü görmemiş, alnı secdeye varmamış politikacıyı destekleyebiliyor, oylarıyla onu meclise taşıyıp veya cumhurbaşkanlığına layık görebiliyor.

    İnsanımız o kadar saf ki seçim zamanında birkaç kere inşallah, maşallah diyen, başına yarım bir bez parçası atan, birkaç defa Allah lafzını ağzına alan, sadece cuma namazlarında halkın arasına karışan politikacıyı kendinden sayabiliyor. Veya da ucuz vatanperverlik, milletseverlik edebiyatına aldanabiliyor. Bir asra yakındır gelip giden çoğu politikacının onu bu şekilde kandırdığını ama başa geçince inancıyla, değerleriyle ölümüne savaştığını, Müslümanca yaşamayı yasakladığını, dindarlara üvey evlat muamelesi yaptığını, Müslüman halkın istek ve sorunlarını görmezden geldiğini, emperyalist güçlerin, Batının, Avrupa'nın, Amerika ve israilin çıkarlarını halkın ve ülkenin çıkarlarının üstünde tuttuğunu, nesilleri iğfal edip ahlaki yozlaşmanın önünü sonuna kadar açtığını görmüyor.

    Bu devranın değişmesi lazım artık. Dindar halkın meclise dindar politikacıları göndermesi lazım. Günlük hayatında kendisi gibi olan, kendisi gibi namaz kılıp oruç tutan, inanç ve değerlerini paylaşan, akide ve dertleri bir olan İslami şahsiyetleri desteklemesi lazım. İslami kadroları, Hür kadroları meclise göndermeli ki orada onun sözcüsü olsun. İmanının, dininin, değerlerinin temsilcisi ve sözcüsü olsun... Hem dünyasını hem de ahiretini mamur edecek eylem ve icraatlara imza atsın. Başkalarının değil, kendi çıkarlarını korusun, başkalarına değil kendine hizmet etsin. Ona, yani dindar halka karşı kendini sorumlu hissetsin, dindar halkın arzu ve isteklerinin icraatçısı olsun.

    Yoksa bir asırdır çektiğimiz çile ve sıkıntılardan kurtulmak bizim için, dindar halk için, Türkiye'nin, Kürdistan'ın Müslüman halkı için bir ütopya olmaktan öteye geçmez...