Öğle: İkindi:
4 °C
asd

YILGINLIK NEDİR BİLMEZDİ

  • SADULLAH AYDIN
  • 2015-01-22 08:08:03
  • 891 Görüntülenme
  •  

     

    Sabır Peygamberiydi o. Sorunlar karşısında yılgınlığa düşmezdi. Umutsuzluk, karamsarlık onun tanımadığı kavramlardı.   Dostlarının ‘her şey bitti artık’ dedikleri anlarda dahi, o, etrafına ümit ve kararlılık dalgaları yayardı. Davasını yaymada sabırlıydı. Muhatabı ne kadar inatçı olursa olsun o pes etmezdi. İşi sonuna kadar götürürdü. Aynı adama aynı şeyi gerekirse yüzlerce defa söylerdi. Hiç sıkılmaz ve kesinlikle bezginlik belirtileri göstermezdi.

    Mikdad bin Amr adlı sahabe bir savaşta müşriklerden Hakem b. Keysan’ı esir almıştı. Hakem, azılı bir müşrikti. Bir çok savaşta Müslümanların karşısına dikilmişti. Mikdad’ın “müslüman ol”  teklifini kabul etmemiş inatla kafirliğini sürdürmüştü.

    Hakem’in küfründe inat etmesi üzerine ordu komutanı  onu öldürmek istedi. Lakin Mikdad, komutanına engel oldu.

    -Dur, boynunu vurma! Bırak onu!

    -Ama o, ölümü çoktan hakketti. Görmüyor musun, putlara tapmaktan, Allah’a düşmanlık yapmaktan vazgeçmiyor. Onu Resulullah’a götürelim. Resûlullah en hayırlısı neyse onu yapar.

    Mikdad’ın teklifi komutana da cazip geldi. Hakem’i alıp Resûl-i Ekrem’in huzuruna götürdüler.

    Resûlullah tatlı, ikna edici bir dille Hakem’e İslam’ı anlatmaya başladı. Cehennemle uyarıcı, cennetle müjdeleyici bir Peygamber olduğunu söyledi. Allah’ın varlığını ve birliğini, ahiret gerçeğini hatırlattı ona. Lakin Hakem, inatçı tavrını Resûlullah’ın huzurunda da sürdürdü. Allah Resûlu’nün nazikçe tebliğ ettiği iman hakikatlerini önemsemedi.

    Hakem’in inatçı ve küstah tavrı sahabeleri çok öfkelendirdi. Peygamberin sadık dostları bu inatçı müşriki öldürmeye can atıyorlardı. Gözlerini coşkuyla Resûlullah’ın mübarek yüzüne dikmişler, onun dudaklarından dökecek ölüm fermanını bekliyorlardı. Ama bir türlü bu ferman dökülmüyordu Peygamberin dudaklarından. Peygamber Aleyhisselam sabırla sakin tavrını bozmadan karşısındaki adamı ikna etmeye çalışıyordu.

    Orada bulunan Hz. Ömer sonunda dayanamadı:

    -Ya Resûlallah, bu adamla boşuna konuşuyorsun, dedi. O asla İslam’a girmez ve Müslüman olmaz! Bana müsaade et, boynunu vurayım da canı cehenneme gitsin!

    Şefkat ve sabır Peygamberi Muhammed Aleyhisselam, Hz. Ömer’in sözlerini duymazdan geldi. O öldürmeye değil, diriltmeye gelmişti çünkü. Tüm çabası insanların kurtuluşu ve mutluluğu adınaydı.

    Peygamber Aleyhisselamın sabırla yoğrulmuş gayreti sonunda semeresini verdi. Hakem’in taş gibi katı kalbi Resûlullah’ın samimi telkinlerine dayanamadı. Yumuşadı... Yumuşadıkça imana yaklaştı. Sonunda ağzından şu sözlerin dökülmesine engel olamadı.

    -İslam nedir ey Muhammed?

    Muhammed Aleyhisselam:

    -Bir olan, eşi ve ortağı bulunmayan Allah’a kulluk etmen, Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğuna şahadet getirmendir, diye cevap verdi.

    Hakem, teslim olmuş bir ruhla:

    -Öyleyse Müslüman oldum! Dedi.

    Hakem biraz önce inatçı bir müşrik iken Resûlullah’ın sabrı sonucunda tevhit erleri arasına katıldı ve Peygamberin dostlarından, ashabından oldu.

    Hakem’in müslüman olması üzerine Resûlullah ashabına dönerek şöyle buyurdu:

    -Sizi dinleyip onu öldürmüş olsaydım o cehenneme girecekti!

    Peygamber Aleyhisselamın aziz dostları mahcubiyet ve sevinç içinde Hakem bin Keysan’ın etrafını sardılar. Biraz önce onu öldürmek isteyen Hz. Ömer ve diğer sahabeler, Hakemi coşkuyla kucaklayıp onu tebrik ettiler.

    Hakem; yiğit, gayretli, cihat ve şehadet aşığı bir müslüman oldu. Ömrünün geri kalanını Allah yoluna adadı. Ve Allah’ın yüce dini uğruna canını verdi. Meşhur Bi’r-i Mauna musibeti esnasında haince kanları dökülen davetçi ashaptan biri de oydu...