İmsak: Güneş:
4 °C
asd

VAHDET! HEMEN ŞİMDİ!-1

  • SADULLAH AYDIN
  • 2017-02-10 16:12:51
  • 773 Görüntülenme
  •  

    Dergimiz İnzar bu iki aydır başyazılarında Müslümanları acil olarak vahdete, uhuvvete, muhabbete çağırmakta, şeytani güçlerin İslam ümmetini mezhepçilik fitnesiyle parçalayıp kolay lokmalar halinde yutma arzuları konusunda uyarılarda bulunmakta.

    Aslında emperyalist Batının bu arzusu yeni değil. İki asra yakındır Müslümanları böl, parçala, yut politikaları yürürlükte. Ancak son zamanlarda, özellikle Suriye fitnesiyle beraber İslam düşmanlarının Müslümanları parçalama projeleri yoğunluk kazanmış, Amerikancı Sünnilerin ve İngilizci Şiilerin, her iki kesimdeki tekfircilerin elleriyle kirli proje ciddi anlamda hayat bulmuştur.

    Modern çağda gençliği İslam’a kazandırmada hayati görevler üstlenmiş büyük Müslüman düşünürler, âlimler, aydınlar ve direniş önderleri Batılıların bu hain planlarını görmüş ve ümmetin vahdeti için azami gayret göstermişlerdir. Ne yazık ki günümüzün çoğu âlim ve aydını aynı feraseti göstermede zayıf kalmışlardır. İçlerinde Seyyid Kutup, Mevdudi, Şeyh Mahmut Şeltut, Fethi Şikaki, İmam Humeyni, Hasan El Benna, Üstad Bediüzzaman, Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh, Ayetullah Muhammed Bakır Es Sadr gibi birçok değerli İslam büyüğünün bulunduğu vahdet yanlısı âlim ve aydınların bu konudaki uyarı ve çağrılarından küçük bir derleme yapmayı düşündük. Günümüzün âlim, aydın ve davetçi Müslümanlarının bu İslam büyüklerinin ferasetli çağrılarını dikkate almalarını umut ediyorum.

    ÜSTAD BEDİÜZZAMAN: “MÜSLÜMANLARIN BİRBİRLERİNE DÜŞMANLIĞI ZULÜMDÜR.”

    Müslümanların vahdetine büyük önem veren âlimlerden biri kuşkusuz Üstad Bediüzzaman’dır. Müslümanların birbirlerine kin ve düşmanlık duymalarının zulüm olduğunu belirten Bediüzzaman şöyle söylüyor: “Ey insafsız adam! Şimdi bak ki, mü’min kardeşine kin ve adâvet ne kadar zulümdür. Çünkü nasıl ki sen âdi, küçük taşları Kâbe’den daha ehemmiyetli ve Cebel-i Uhud’dan daha büyük desen, çirkin bir akılsızlık edersin. Aynen öyle de, Kâbe hürmetinde olan iman ve Cebel-i Uhud azametinde olan İslâmiyet gibi çok evsâf-ı İslâmiye muhabbeti ve ittifakı istediği hâlde, mü’mine karşı adâvete sebebiyet veren ve âdi taşlar hükmünde olan bazı kusurâtı iman ve İslâmiyete tercih etmek, o derece insafsızlık ve akılsızlık ve pek büyük bir zulüm olduğunu, aklın varsa anlarsın.Meselâ, her ikinizin Hâlıkınız bir, Mâlikiniz bir, Mâbudunuz bir, Râzıkınız bir—bir, bir, bine kadar bir, bir. Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir—bir, bir, yüze kadar bir, bir. Bu kadar bir birler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği ve kâinatı ve küreleri birbirine bağlayacak mânevî zincirler bulundukları hâlde, şikak ve nifâka, kin ve adâvete sebebiyet veren örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeyleri tercih edip mü’mine karşı hakikî adâvet etmek ve kin bağlamak, ne kadar o rabıta-i vahdete bir hürmetsizlik ve o esbab-ı muhabbete karşı bir istihfaf ve o münasebât-ı uhuvvete karşı ne derece bir zulüm ve i’tisaf olduğunu, kalbin ölmemişse, aklın sönmemişse anlarsın.”

    İMAM HASAN EL-BENNA: “Şİİ VE SÜNNİ MÜSLÜMANLARIN ARASINDAKİ İHTİLAF CÜZİ MESELELERDE.”

    İhvan-ı Müslimin Hareketinin kurucu lideri İmam Hasan El Benna da Şii ve Sünni Müslümanların vahdetine inan İslam büyüklerindendi. İhvan’ın diğer Genel Mürşitleri Mehdi Akif ve Ömer El- Tilmisani de vahdet için çaba sarf edenlerin arasında bulunuyordu.

    İslami Cihad Hareketinin kurucusu Şehit Fethi Şikaki, Üstad Hasan El-Benna ve Ömer El-Tilmisani arasında geçen bir olayı şöyle anlatıyor: Bir gün Tilmisani, Üstadına Şia ve Ehl-i Sünnet arasında ne
    kadar ihtilaf olduğunu soruyor. Hasan el-Benna da düşmanların Müslümanlar arasındaki fitneyi alevlendirmek için çalıştığı dönemlerde, bu tip karışık meselelerle uğraşmanın doğru olmadığı cevabını veriyor. Tilmisani de sorusunun fitne değil, öğrenme amaçlı olduğunu, Şia ve Ehl-i Sünnet arasındaki farkların kitaplarda bulunduğunu fakat bu mesele hakkında tahkik etmeye zamanının
    olmadığını söylediğinde de Hasan el-Benna,iki taifenin de La ilahe illallah, Muhammedun Resulullah dediklerini ve Müslüman olduklarını, pek çok ortak noktalarının bulunduğunu, ihtilaflarının ise ortadan kaldırılabilecek cüzi meselelerde olduğu yanıtını veriyor.