İmsak: Güneş:
4 °C
asd

AYTAÇ GİBİ GENÇLERE İHTİYACIMIZ VAR

  • SADULLAH AYDIN
  • 2016-06-10 12:20:04
  • 786 Görüntülenme
  •  

    Şehit Aytaç Baran kardeşimizin aramızdan ayrılmasının, hain kurşunlara hedef olmasının üzerinden bir yıl geçti. Yine böyle sıcak bir yaz gününde onun Hizbullahi kimliğinden hazmedemeyen Kürdistan hainlerinin kurşunlarına hedef oldu. 9 Haziranı müminler için bir matem gününe çevirdiler hak ve halk düşmanları.

    Şehit Aytaç kardeşimiz mümtaz bir kişilikti, her şeyiyle örnek bir şahsiyetti. Merhum Mutahhari’nin deyimiyle bir insan-ı kâmildi.

    Onun gibilerine ihtiyacımız var. Onun gibiler çabuk çabuk yetişmiyor çünkü. Bu camianın gençleri, İslam davasına gönül vermiş kardeşler ve bacılar, iman ve amelleriyle cenneti satın almak isteyen gayretli mü’minler, Allah’a ve O’nun davasına sevdalı davetçiler, her sabah dualarının başına koydukları şehadete gerçekten kavuşmak isteyenler, Şehit Aytac’ı iyi öğrenmeliler. Onun ahlak ve yaşamı üzerinde etütler yapmalı, hayatını mercek altına almalılar.

    Çünkü Şehit Aytaç bu aziz camianın Mus’ab’ıydı. Çünkü Şehid Aytaç Amed’in, Kürdistan’ın Hamza’sı, Bilal’i, Ammar’ı ve Habbab’ıydı. Cennetin yolunu gösteren bir kandildi, yoldaki işaretlerden biriydi. Ömrünü, zamanını, enerjisini, yeteneklerini davasının hizmetine koyan bir mücadele ve hikmet adamıydı.

    Cennet kuru sözlerle gelmez. Hele şehadet içi boş temennilerle asla gelmez. Şehit olmak için şehitler gibi yaşamak lazım. Şehit Aytaç, şehadeti hak eden bir kardeşimizdi. Cenneti ve şehadeti arzulayanlar Şehit Aytaç gibi yaşamalılar, Şehit Aytac’ın sahip olduğu ahlaka sahip olmalılar. Onun gibi davaları için itaatkâr, mütevazi, serdengeçti olmalılar. Peygamberlik makamından sonraki en yüce makama, yani şehadet makamına ulaşmanın yolu takva, ilim, direniş, fedâkarlık, itaat, güzel ahlak, cesaret ve sağlam imandan geçer çünkü. Arkadaşlarının, dostlarının ve ev halkının şahitliğiyle bütün bunlar şehidimiz Aytaç’ta olan özelliklerdi.

    Bir yıl önce Kürdistan hainlerinin kurşunlarıyla aramızdan ayrılan Aytaç kardeşimizi biraz yakından tanımak, şehadete olan sevdasına vakıf olmak için ailesine kulak verelim isterseniz. Şehit Aytac’ın eşinin onunla ilgili sözlerine geçmeden önce şunu belirteyim, onu şehit edenlerin Kürdistan hainleri oldukları şu son bir yıl içinde yaşananlarla herkese aşikâr oldu. Artık yedi yaşındaki çocuktan yetmiş yaşındaki dedeye kadar herkes bunların Kürdistan hainleri olduklarında hem fikir. Hainlerden başka kim kendi halkına bu kadar düşmanlık edebilir? Bunların bu güzelim coğrafyada yaptıklarına bakın. Kürdistan’ı resmen harabeye çevirdiler. Devletle savaşma bahanesiyle kendi halklarını, kadın ve çocukları vahşice öldürüyorlar. Yüzlerce tonluk bombaları infilak ettirerek, kendilerini gerçekten kurtarıcı sanıp zamanında destek vermiş zavallı köylüleri bile paramparça etmekten, Kürdistan’ın şehirlerine, halkın arasına canlı bombalar göndermekten çekinmiyorlar.

    Ramazanın kutsiyetini bile takmıyorlar bu hak ve halk düşmanları. Günahsız, oruçlu sivillerin arasında canlı bombaları patlatarak ramazanı kana bulayan, oruçlu kadın ve erkekleri katlederken vicdanları hiç sızlamayan, bölge Müslümanlarını İŞİD’çi ilan ederken yaptıkları vahşetlerle İŞİD’e rahmet okutturan bu katiller, Şehid Çamran’ın deyimiyle Kürdistan hainleri lakabını fazlasıyla hak ediyorlar.

     

    Şehit Atac’ın katillerini mahşeri vicdana havale ederek eşine kulak verelim. Şehid Aytac’ın eşi Gülşen Baran bacımız, aziz şehidimizin şehadete olan aşkını anlatırken şöyle diyor: “Eşim son zamanlarda bana gülümseyerek ‘Az kaldı az kaldı’ diyordu ben ‘neye az kaldı’ dediğimde ise bir şey söylemeden sadece gülümsüyordu.  Son zamanlarında eşimi çok özlüyordum, sanki uzun bir yolculuğa çıkacakmış gibi geliyordu bana. Sürekli yanında oturmak istiyordum. Son zamanlarında yüzüne başka bir güzellik gelmişti. O aralar derneğe çok saldırı olduğundan dolayı bazen de şeytan vesvese veriyordur diye düşünüyordum. Bazen bana ‘Dua et ben şehit olayım’ diyordu ben de eşime ölümü yakıştıramadığım için ben böyle dua etmeyeceğim derdim. Eşim ‘Sen bana dua etmesen de inşallah ben şehit olacağım’ diyordu. O şehitliğe adeta âşıktı.”