Günümüzde kitap okumanın yerini adeta tweet okumak aldı. Hatta öyle ki, birkaç yüz karakteri aşan paylaşımlar bile çoğu zaman okunmadan geçiliyor. Böyle bir çağda, bulunduğum ortamlarda kitap okumaya teşvik etmek amacıyla sık sık kitap tavsiyelerinde bulunur, çevremdeki insanları okumaya özendirmeye çalışırım.
Ancak Batman'da bulunduğum süre boyunca bu kez farklı bir durumla karşılaştım. İlk defa kitap tavsiye eden taraf ben değil, çevremdeki insanlardı. Neredeyse gittiğim her arkadaş ve akraba ziyaretinde masaların üzerinde ya da kütüphanelerde aynı kitabı görüyordum: BINXET.
Kitabı okuyan herkes büyük bir heyecanla eserden söz ediyor, birbirine tavsiye ediyor ve mutlaka okunması gerektiğini söylüyordu. Merakıma yenik düştüm ve vakit kaybetmeden kitabı satın aldım. Tatilde olduğum için okumayı İstanbul'a döndükten sonraya bıraktım.
İstanbul'a dönüşümün üzerinden yaklaşık bir hafta geçmişti. Ancak elimde sırayla okumayı planladığım uzun bir liste bulunduğundan, BINXET'e bir türlü başlayamamıştım.
Geçtiğimiz cumartesi günü arkadaşlarımla sohbet ederken içlerinden biri bana, "BINXET'i okudun mu?" diye sordu. Kitabı satın aldığımı ancak henüz okumaya fırsat bulamadığımı söyledim. O an, nedense kitabı daha fazla ertelememem gerektiğine dair güçlü bir his oluştu içimde.
Akşam eve döner dönmez yaptığım ilk iş kitabı elime almak oldu.
Doğrusunu söylemek gerekirse, kitabın hacmini görünce ilk anda biraz tereddüt ettim. Fakat daha ilk sayfalardan itibaren anlatının akıcılığı beni içine çekti. Bölümler ilerledikçe merak duygusu giderek arttı ve kitabı ara vermeden okumak istediğimi fark ettim.
Daha ilk bakışta eserin arkasında ciddi bir araştırma ve yoğun bir emeğin bulunduğu hissediliyor. Yazar, olayları mümkün olduğunca belge ve kaynaklara dayanarak aktarmaya özen gösteriyor. Kullandığı dil sade ve anlaşılır olmasına rağmen anlatım, bir romanın sürükleyiciliğini de taşıyor. Bu yönüyle eser, yalnızca bilgi aktaran akademik bir çalışma olmanın ötesine geçerek okuyucusunu sürekli diri tutmayı başarıyor.
Bir kitabın değeri yalnızca anlattıklarıyla değil, okuyucusunda bıraktığı izlerle de ölçülür. BINXET, daha ilk bölümlerinden itibaren düşündüren, sorgulatan ve olaylara farklı açılardan bakmayı sağlayan bir eser olmayı başarıyor. Okurken zaman zaman yeni bilgiler öğreniyor, zaman zaman da bildiğinizi sandığınız birçok konuyu yeniden değerlendirme ihtiyacı hissediyorsunuz.
Kitap, günümüz siyasal ve kültürel yapılarının yakın tarihsel kökenlerini anlamaya çalışan kapsamlı bir çalışma niteliğinde. Geçmişin bugünkü siyasal davranışları nasıl şekillendirdiğini sorguluyor; kimlik, iktidar ve toplumsal hafıza gibi temel kavramlara eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Olayları kronolojik biçimde aktarmakla yetinmeyip, bunların arkasındaki zihniyet dünyasını, düşünce kalıplarını ve tarihsel sürekliliği anlamaya çalışıyor.
Bana göre yazarın en önemli başarısı, olayları yorumlarla yönlendirmek yerine belge ve kaynakları okuyucunun önüne koymasıdır. Okuyucuya hazır hükümler sunmuyor; aksine, verileri ortaya koyarak değerlendirme ve yorum yapma imkânını ona bırakıyor. Bu yaklaşım, eserin akademik ciddiyetini güçlendirirken aynı zamanda güvenilirliğini de artırıyor.
Bu kitabı okurken zihnimde sık sık Muhammed Âbid el-Câbirî'nin Arap Siyasal Aklı adlı eseri canlandı. Elbette BINXET ile Câbirî'nin çalışması aynı türde eserler değildir. Ancak her iki eserin de ortak bir arayışı olduğunu düşünüyorum: Bugünün siyasal ve toplumsal gerçekliğini, tarihsel ve zihinsel kökleri üzerinden anlamaya çalışmak.
BINXET daha çok tarihsel olaylar ve belgeler üzerinden ilerleyen güçlü bir anlatı sunarken, Câbirî aynı meseleleri epistemolojik ve felsefî bir zeminde kavramsallaştırır. Bu nedenle, BINXET'i okurken ister istemez şu düşünceye kapıldım: Eğer Mahmut İrtem, bu eserde ortaya koyduğu zengin tarihsel birikimi ileride daha kapsamlı bir kavramsal ve teorik çerçeveyle derinleştirirse, Kürt siyasal düşüncesini kendi iç dinamikleriyle çözümleyen ve literatürde kalıcı bir yer edinecek çok önemli bir çalışma ortaya koyabilir.
Belki de BINXET, böyle bir fikrî yolculuğun ilk adımıdır. Eğer öyleyse, bu kitabı yalnızca kendi başına değerli bir eser olarak değil, daha kapsamlı çalışmaların habercisi olabilecek güçlü bir başlangıç olarak da görmek gerekir. Henüz kitabı bitirmedim. Buna rağmen şimdiden rahatlıkla söyleyebilirim ki okuma listemde özel bir yere sahip oldu. Son sayfayı çevirdiğimde, altını çizdiğim bölümlere yeniden döneceğimden ve kitabı farklı bir gözle ikinci kez okuyacağımdan şüphe duymuyorum.
Bazı kitaplar okunur ve zamanla unutulur; bazıları ise son sayfası kapandıktan sonra da zihinde yaşamaya devam eder. BINXET'in ikinci gruba ait eserlerden biri olacağına inanıyorum. Yakın tarihe, siyasal düşünceye ve toplumsal hafızaya ilgi duyan herkesin bu kitaba mutlaka bir şans vermesi gerektiğini düşünüyorum.
Bu vesileyle, böylesine kıymetli bir eseri okuyucuyla buluşturan Mahmut İrtem'i gönülden tebrik ediyorum.