Geçtiğimiz günlerde Sosyal medya fenomen grubu Hür Ekip’in açtığı #BağımlıOlmaHürOl taggı, Türkiye’nin kanayan yaralarından biri olan uyuşturucu meselesini gündeme getirdi. Kullanım yaşının giderek düştüğü ülkemizde milyonlarca insan uyuşturucu illetine müptela.
Emniyet Genel Müdürlüğünün hazırladığı son rapora göre 2024 yılı uyuşturucudan işlem yapılan kişi sayısı 374 bin 948. Her yıl kat kat artan bu sayı 2,5 yıl önceki rakamlar.
Ürkütücü, değil mi?
Bu sayı, şikayet veya çıkan bir olaya emniyetin müdahalesi sonrası ortaya çıkan veriler… daha ürkütücü olanı ise bağımlılar, üreten veya satanların bu rakamın çok çok üzerinde olması.
Net olmasa da Türkiye’de bağımlı sayısının 10 milyonun üzerinde olduğu konuşuluyor. Bu sayı, dünyada birçok ülke nüfusundan daha büyük!
Çoğunluğun gizleyerek kullandığı ancak çevremizde sıkça rastladığımız bir akrabamız, arkadaşımız olan bağımlıların trajik durumu artık memleket sorunu haline gelmiş durumda.
Anne babaların bin bir emekle yetiştirdiği ya da evli olup da ailesini perişan eden bağımlıların hem dünya hayatlarını yıkmaları hem ahiretlerini yakmaları insanı kahrediyor.
İnanın bu bela terörden beter. Çünkü aklı uyuşturan, insan vücudunu tahrip eden, aileyi yıkan, nesli bozan işleviyle terörist bir örgütün faaliyetlerinden eksik kalır bir yanı yok.
Peki, böylesine nesli zehirleyip toplumu ifsad eden uyuşturucuyu(her türlüsü) eken, üreten, satan terörist çetelere yönelik etkili polisiye tedbirler var mı?
Olsa, istatistik veriler, milyonlarca bağımlının bu denli artışını değil düşüşünü raporlardı herhalde.
Oysa, geçmişten günümüze baktığımızda hiçbir hükümetin sağlık politikalarında böylesine toplumsal bir soruna dönüşen “Uyuşturucu bağımlılığıyla mücadele” konusunda etkili bir çözüm üretilememiş maalesef.
Kimse çıkıp demesin “Amatem’ler var ya” diye… Çok az sayıda ve yetersiz tedavi merkezleridir Amatem’ler. Ve neredeyse hiçbir yaraya merhem olamıyor bu kurumlar. Hatta yatırılan bağımlı, nasıl oluyorsa bir şekilde uyuşturucuyu temin edebiliyor bu merkezlerde.
Tabi burada Sağlık Bakanlığına tekabül eden kısım belki en son aşama. İşin Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür, Gençlik, Aile ve İçişleri bakanlıklarının gençlerin bağımlılığa gidebileceği tüm yolları kapatmak, düşenleri ıslah için koordineli bir şekilde yoğun bir faaliyet yürütmesi gerekiyor.
Bu illetten kurtulmanın manevi dozla çözümü var aslında. Bağımlı kişinin, Yüce Allah’ın her insana bahşettiği iradeyi temiz fıtrattan yana kullanmasıyla illetten kurtulabilir.
Yüce Allah Celle Celaluhu, aklı örten, uyuşturan maddeler için Maide Suresi 90-91. Ayette uyarıyor ve çözümün Rabbi Rahman’a tam teslimiyet ve tüm kötülüklerden alıkoyacak namazla mümkün olduğunu şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar, fal okları şeytan işi iğrenç şeylerden ibarettir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şüphesiz şeytan içki ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?”
Eğer ki; toplum olarak kimlikte dini İslam yazan inancımız gereği çocuklarımızı Helal ile Haram’ı, Doğru ile Yalanı karıştırmayacak bir yaşanmışlık sergileyerek eğitip terbiye verebilseydik, inanın bugün bu derece korkutucu seviyelere çıkan uyuşturucu illetini konuşuyor olmazdık.
Sonuç itibariyle; kullananların rehabilite olabilecekleri yeterli sayıda ve de donanımlı tedavi merkezleri açılmalıdır, hem de acilen. Üreten, satan ve kullandıran zehir tacirleri ise öyle ağır cezalara çarptırılmalılar ki aklıharam düşünenlere ibret olsun ve hiç kimseler teşebbüs dahi edemesin artık.
Temiz toplum ve neslin ihyası için devlet, millet, STK’lar; kimin üzerine ne düşüyorsa sorumluluktan kaçmamalıdır. Çünkü bu sorun Türkiye’nin en öncelikli beka meselesine dönüşmüştür.