O gün, haberlerde duydum Şeyh Ahmet Yasin’in şehadetini. Tekerlekli sandalyesiyle gözlerimin önüne gelen o büyük insan, füzelerle şehit edilmişti. Tekerleği bir tarafa yuvarlanmış olan sandalyenin geri kalanı da diğer tarafa düşmüştü. Şeyh’in sürekli gülen yüzü, sempatik tavırları ve güven veren varlığı bile, işgalci israili ürkütmeye yetmişti. Ne demişti bir işgalci yargıç: ‘O mefluç olabilir, ama hala düşünen bir aklı var.’ Bu, beni çok etkilemişti. Demek ki biz Müslümanlar, mefluç dahi olsak siyonisti korkutacak özelliklere sahibiz. Düşünmeliyiz…
Şeyh Ahmet Yasin, bir ekol oldu dünya Müslümanları arasında. Öyle bir ekol ki mücadeleden geri durmak için hiçbir sebebi kabul etmeyen, tavizsiz bir duruş… Felçli dahi olsan dik durmayı bileceksin, bir taş atamazsan bir bakış atacaksın hem de siyonistin kalbini delip geçecek bir bakış…
Buna rağmen Şeyh, merhametli olup güzel bir ahlaka sahipti. Çevresi ondan güç alıyor, onunla gücünü pekiştiriyordu. Hem abid hem zahit hem de mücahit olan Şeyh Ahmet Yasin; İsmail Ebu Şenneb, Abdulaziz Rantisi gibi duayenler yetiştirdi. Henüz küçükken dava bilincine sahip olan bu yiğitler, Mescid-i Aksa’yı/Kudüs’ü omuzladılar. Kanlarıyla suladılar. Tıpkı Şeyhleri gibi…
Abdulaziz Rantisi, “Çocuk Doktoru”ydu. Üniversiteyi bitirince Mısır’da kalması teklif edildi yönetim tarafından. Tıpkı Ebu Şenneb’in de İnşaat Fakültesini bitirince aynı teklife muhatap olması gibi her ikisi de ret edip Gazze’ye döndüler. Halkına ve davalarına hizmet için hayatlarını bu uğurda verdiler. Örnekleri her zaman üstatları olan Şeyh Ahmet Yasin’di.
Bir defasında zindanda beraber kaldıklarında Rantisi, kendilerine musallat olan pirelerden dolayı bedenini kaşırken aynı odada pirelerin Şeyh Ahmet Yasin’e hiç yaklaşmadıklarını gördü. Neden diye sorunca Şeyh, “Senin gibi besili biri varken neden bana ilişsinler” diye şakalaştı. Rantisi ise “Vallahi öyle değil” dedi. “ Yüce Allah senin kendini kaşıyamadığını bildiği için pireler sana yaklaşmıyor.” Şeyh ise sadece gülümsüyordu.
Oğluna karşı gelininin yanında duran bu PİR-İ İNTİFADA, ailesine de şefkatle yaklaşan örnek bir babaydı. Eğitime, basına ve dava adamı yetiştirmeye hayatını adamış olan dağ gibi bir önderden işgalci korkmayacaktı da ne yapacaktı? Onun şehadet emri bir ay sonra halefi Rantisi’nin şehadeti tıpkı geçenlerde İsmail Heniye ve Yahya Sinvar’ın şehdetleri gibi gönlümüzü daraltmıştı. Üzüntüler ayyuka çıkmışken Yüce Allah, hayır kapıları aralamış; HAMAS iktidar olmuştu.
Bugünler elbette aramızda dönen günlerdir. Bazen biz bazen işgalci daralacak; günün sonunda da Şaron/Netanyahu Firavun gibi bir deri bir kemik olacak şekilde ibretle ölecek. Kimse onu belki de hatırlamayacak. Şeyh Ahmet Yasin, İsmail Heniye ve Yahya Sinvar ise meydanlarda ve gönüllerde örnek ve önder olarak yaşayacak. Yüce Allah şehadetinin yıldönümü olan bugünde ona ve diğer şehitlere rahmet eylesin. Bilemiyorum, acaba o mu mefluçtu yoksa biz mi meflucuz?