“İşte kalplerinde hastalık olanları: 'Zamanın,
felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz' diyerek
(kafirlerin) aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün. Umulur ki Allah, bir
fetih veya katından bir emir getirecek de, onlar, nefislerinde gizli
tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır.” (Maide 52)
Filistin’in
mevcut ahvalinin tefsir edeceği nice ayetten biridir bu..
Mesela en başta kaplerinde hastalık olanlardan
bahsediyor.
Ne gibi?
İki arada bir derede olmak gibi. Ne tam batının
çıkarlarıyla çelişmek ne de kendi değerlerini tam olarak terketmek, ikisinin
ortasında bir reelpolitik tutturmak gibi.
Korkunun ecele faydası olduğunu sanmak gibi. Allah’tan
değil de -haşa- Allah’ın, vaadini yerine getirmeyeceğinden korkmak gibi.
Irkçılığın, menfi milliyetin, tüketen bir ulusçuluğun,
halkların geleceği için en iyi çözüm olduğunu düşünmek gibi.
Kat kat artırılmış faizle kat kat yücelere fiili dua
edip, “Allah’ım piyasayı düzelt” demek gibi.
Elite, seçkine, ileri gelene hasbî; garibana, avama
resmî davranmak gibi. Putperestleri baş tacı yaparken, Hakperestleri “sen bi
sus hacı” repliğiyle itelemek gibi.
Hastalık da
derece derece.. Çok hafif seyredeni de var, ağır ve kronik olanı da.
Bugün yaşanan felakete koşmak, evvela yönetimlerin
meselesi olduğundan elbette ki öncelikle yöneticiler konuşulacak. O yüzden tabi
ki yetkililerin yakalandığı manevi hastalıklar daha dikkat çekicidir.
Türkiye, işgal rejimiyle ticarete son verdiğini
açıkladığında diğer halkı Müslüman ülkelerin herhalde bu kararı alkışlayıp
desteklerini ifade etmeleri beklenirdi.
Ya da batıdan gelen siyonist kölelerin suratına “Hamas
bir terör örgütü değildir” denildiğinde diğer Müslüman ülke yöneticilerinden
hemen tebrik mesajları gelmeliydi.
Ancak ortalıkta devlet başkanı diye dolaşan öyleleri
var ki hastalığın en büyüğüne ve tedavisi imkansız olan en müzminine yani
“işgalciye uşaklık” illetine yakalanmışlar.
Terör çetesinin arkasında durmadığı zaman koltuğuyla
petrol kuyusunun dibine atılmaktan ya da Firavunun gark olduğu denizin dibinde
boğulmaktan korkuyorlar.
Bunların ki aslında hastalıktan da öte.
Kitaplar 16.yüzyılda Isparta Eğirdir’de yaşamış Berdei
Sultan yahut Şeyhülislâm Berdeî(rh) diye anılan bir veliden şu hatırayı
naklederler:
Bu zat, camiye giderken çok kişiyle karşılaştığı halde
hepsine değil yalnız birkaç kişiye selam verirmiş. Bir talebesi bunun sebebini
merak edince, eliyle o müridin gözlerini sıvazlamış ve çarşıya göndermiş. Bu
mürid bakmış ki insanların kimi maymun, kimi çakal, kimi kurt, kimi köpek, kimi
tilki, kimi hınzır suretinde. Dehşetle şeyhinin yanına vardığında gözünü tekrar
meshederek onu hakikatten zahire geri döndürmüş.
Kıyamet günü dünyada iken işledikleri cürümlerine göre
maymun ve domuz suretinde diriltilecek insanlardan haber veren Hadisler de
okuyoruz.
Şu an zaten dünyanın kıyameti kopmuş gibi bir vaziyet
var. Ortada gizli saklı pek bir şey kalmadı. Yarın filan ülkelerin başındakiler
bu siyonist çetenin kayıtlı istihbarat elemanıymış dense de hiç ilgi
çekmeyecektir.
Velhasıl, Filistin’in ağrıları dinmeden, müslüman alem
de kalbinin büyük bir kısmını kaplamış hastalıklardan kurtulamayacak.
Oraya düşen lanet yok edilmeden dünya kendine
gelemeyecek.
Geçmişte maymuna ve hınzıra çevrilenlerin bugünkü
torunlarına dünya dar edilmedikçe suretlerin hakikati düzelmeyecek.
Mevla şifalar versin.