18

Ülkenin çözüm bekleyen sorunları vardı. Siyasi partiler seçim gününe kadar bunu anlatmaya çalıştı. Günün sonunda halkın gerçekleri Mersin’e, Siyasi Partilerin ekserinin de tersine gittiği anlaşıldı. Sonuçlar ortada!

Türk Siyaseti; Cahiliye dönemindeki Mekkelilerin akil adamı Velid bin Muğire’yi oynadı. Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılır: 

 “Düşündü taşındı, ölçtü biçti! Kahrolası, ne biçim ölçtü biçti! Sonra yine kahrolası ne biçim ölçtü biçti! Sonra baktı! Sonra kaşlarını çattı, suratını astı! En sonunda sırtını dönüp gitti, gururuna mağlup oldu! Bu, dedi; olsa olsa eskilerin sihridir! Bildiğiniz insan sözünden başka bir şey değildir." (Müddesir: 18-25)

Genelde Ümmet coğrafyası, özelde de Türkiye Siyasi arenası; onu oynadı.. Kardeşlerim kusura kalmasın! Türkiye’nin Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar değişmeden hatta artarak gelen “siyasi, ekonomik ve sosyal..” sorunları vardı. Bunlara artı sorunlar eklendi. Siyasi partiler; halkın asıl konuşmayı yapacağı 31 Mart Pazar gününe kadar bu sorunların etrafında dolaştı durdu. Sorunun içine girmeye kimseler cesaret edemedi veya girmek istemedi.

Tam da bu yüzden; “seçimde kazananı umut, kaybedense üzüntü vermedi(!)” Çünkü halkın yarası taze, acısı derin de ondan! Verdiği kararı da ağırlıklı olarak acısının ve yarasının tesiriyle verdi! Birine ceza kesmesi lazımdı; kesti! Kestiği cezanın acısını artırmak için de pire için yorgan yaktı! Belki de yakmadı.. Zaman gösterecek!

Neydi sorunlar?

Buna birçok cihetten bakmak lazım. Ha! Birilerinin keyfi veya hatırı için aksi de yazılabilir ancak görülen köy kılavuz istemez. Hatice’ye değil, neticeye bakmak da kaçınılmaz!

Söylenir ya! “Bu halk adam olamaz! Kendimizi anlatamadık! Şunu dememiz lazımdı.. İftira tuttu… Halk, cahildir, oyuna geldi! Dış güçler..” falan. Perinçek de “küresel güçler bizi engelliyor” deyip duruyor..

Kanaatimizce şu denmeli: “Bu halk adamdır hem de adamın hassı! Kendimizi de anlattık hem de kusursuz ancak belki de kendimizi bir başkası olarak anlatmalıydık fakat anlatamadık... Bir şey eksik de bırakmadık aksine heybemizdeki her şeyi anlattık. Kimseler bize iftira da atmadı. Mal ortada her şey gerçekti. Yani halk, bizi nasıl görünmek istediysek öyle gördü/tanıdı…”

Belki de asıl sorun, olduğumuz gibi görünememekti… Halk cahil de değildi. Anadolu halkı filozoftur. Halk laboratuvarı yüz yıldır şaşmamıştır. Hep isabet etmiş, doğruyu yapmış ve konuşmuştur…

*Milli Şeflerin ret ve inkâr ve imhacı te’dip ve tenkillerle yürüttüğü demokrasi ve seçimlerin kendisi şahittir. Tek adam, tek parti, tek tip oy… devresini sandığa gömen Anadolu halkı değil mi? Milli Şeflerin Halk Fırkasını, Merhum Menderes’in Demokrat Partisine kurban etmedi mi?

Bu halk; din ve değerleri… operasyona tabi tutan CHF’nin faturasını CHP’ye de kesmesini bildi.

Esasen -hakkını teslim edelim- bu halk; sağdan ve soldan; “derde derman bendedir..” diyen her lider ve partiye yol verdi.  Onarı sandıktan çıkarmasının makul bir yolunu hep buldu. Kimi zaman uzlaştırmasını da bildi! Ecevit ve merhum Erbakan koalisyonunun 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı tam da budur. Demirel’in AP’si, Mücahit Erbakan’ın Milli Nizam’ı, Refah’ı, Fazilet’i… ve nihayet Sayın Cumhurbaşkanınınım AK Parti’si bu toleransın, o filozofluğun bir sonucuydu. Gel gör ki -önceki yazımızda da değindik- halkın emaneti teslim ettiği Bizim Çocuklar(!) emaneti zayi etti. Hakka ve halka rağmen işlerin peşine düştü!

 

Eba Müslim Horasanî’nin deyimiyle; “Onlar zararlarından emin oldukları için; dostlarını uzak tuttular, düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı. Herkes düşman safında birleşince yıkılmaları mukadder oldu!"

İktidar, bugün tam da bunu yaşıyor!

Duası ve gözyaşıyla nemalandıkları Anadolu halkı -kendilerince- çantada keklikti(!) Muhafazakârın oyuyla beka buldu. Nemalandırdıklarını sekülerleştirdi; seküler sefih keskinnişancılarla mirî mera ve çayırlarda dolandı. Muhafazakârların ekseri, dertsiz ve davasız kaldı!

Ryan Reynold

0 yorum

FİKRİNİZİ BELİRTİN

Zorunlu alanları doldurunuz *