Akşam: Yatsı:
4 °C
asd

Akılsal ayet ve toplumsal felaket

  • Mahmut Olğun
  • 2022-03-27 14:17:12
  • 178 Görüntülenme
  • Pandemiyi konumlandırdılar, akabinde farklı bir senaryo ile Rusya Ukrayna ekseninde açlık ve kıtlık korkusu üzerinden toplumlar güdülmeye çalışılmakta.

    Birçok toplum en ufak bir hareketlilikte kaosa sürüklenmeye müsait bir pozisyonda. Sebepleri çok olmakla beraber en önemlisi ise akılsal olanı dışlamak. Akılsal olanı dışladığımızda ise kaos her zaman kaçınılmaz olur.

    Birçok sistem acımasız ve sinsi. Toplumları sömürme adına yavrularını yeme lüksü hiçbir inanç sisteminde, toplumsal sözleşme ve ahitlerde olmamasına rağmen maalesef yavrular birer birer kurban edilmekte.

    Bunu farklı bir şekilde yansıtarak saltanatlarını sürdüren sistemler, toplumlara duygusal telkinlerde bulunmak suretiyle istismar etmektedirler.

    Toplumlara ve bireylere duygusal telkinlerde bulunmak bir çözüm yöntemi değildir. Elinde avucunda ne varsa tükenme korkusu yaşayan toplumlar belli bir süre domine edilebilir. Ama Devletlerin tükenme korkusu felaket getirir.

    Toplumlar ve bireyler kendini duygular üzerinden motive, domine edebilir, ama devletlerin bunu yapma lüksü yoktur.

    Devletler akılsal olanı öncelemeli.

    Akılsal hareket devletlerin omurgasını oluşturmalı.

    Çünkü devlet rasyonel bir mekanizmadır.

    Devletler rasyonel mekanizmasını kaybettiği andan itibaren, iyi yaşamı topluma sunmaktan vazgeçmeye başlar.

    Tarihte iyi yaşamı sunmakta başarısız, duygusal kulvarda at koşturan devletler ise zorunlu olarak beka/güvenlik meselesi ve dış tehditler gibi bazı argümanları köpürterek varlığını devam ettirmeye çalışmıştır. Beka/güvenlik meselesi zaman zaman olmuş fakat çoğu zaman bu argüman istismar edilmiştir.

    Bugün İslam dünyasındaki sorunlar beka/güvenlik sorunu değil. Akılsal temelde kurumsal mekanizmalarını inşaa etmemiş duygusallık üzerinden iktidarlarını tahkim etmeye çalışan iktidarlar sorunu var.

    Toplumlarına ticaret, özgürlük, demokrasi, din, insanlık, değerler ve açık toplum üzerinden iyi bir yaşam sunmakta acziyet içerisindeler. Zaman geçtikçe gençleşen vahiy ışığında çağlara örneklik ve önderlik göstermeleri gerekirken aksine sefaletle ve felaketlerle boğuşmalarını neyle izah edebiliriz.

    Toplumlarına bunları sunamayan iktidarlar beka sorunu, dış tehditler satarak iktidarlarını sürdürmeye çalışmışlardır. Toplumların duygusal yönelimleri her zaman onları domine edebilir, ama devletlerin kurumları toplumlar gibi duygusallık üzerinden kendini domine edemez, etmemeli.

    Yoksa bunun bedeli toplumlara ağır bir şekilde geri dönmekte. Bunu savaşlarla, açlıkla, baskılarla ve kapalı toplum modeliyle ödetir.

    Savaşlar iki sebeple genelde çıkar ama değişik nedenler gösterilir. Bizler insanlık ailesi olarak onlara kanmamalıyız.

    Birincisi kapalı toplum yaratarak otokratik iktidarlarını sürdürmek. İkincisi ekonomik nedenler gerekçe gösterilerek toplumlar savaşlara sürüklenir.

    Gösterilen diğer gerekçeler sadece toplumu kandırmaya dönük retorik propagandalardır.

    Bu yukarıda saydıklarımız birçok sağlı sollu örgütsel yapı ve teşkilat için de geçerlidir. Aslında peygamberlerin geliş amacı da bu tür yapıların, o sömürgeci anlayışlarını ortadan kaldırmak için gönderildiğini de söylemek abes olmaz sanırım.

    Bugün insanlar için yeryüzünün döşek kılındığı bir gerçektir. İnancımız açısından yeryüzünün hepsi bizim için vatandır. Bu vatanın sahibi de Allah’tır.

    Allah bu vatanda yaşayanlara akıl denen ayeti vermiş ve diğer ayetlerle bunu desteklemiş, yol göstermiştir. Akılsal olanı vicdan ve merhametle yoğurup yoluna devam eden toplumlar ve devletler insanlığa medeniyet bahşetmişlerdir. Aklı merhameti ve vicdanı devre dışı bırakan toplumlar ise felaketlere davetiye çıkartmak suretiyle yerle yeksan olmuşlardır.