Akşam: Yatsı:
4 °C
asd

ALIŞKANLIK, HEDEF VE BAŞARI ÜZERİNE

  • Mürüvvet Okur
  • 2022-03-22 14:56:43
  • 151 Görüntülenme
  • Devamlı olarak ve tekrarla yapageldiğimiz davranışlara alışkanlık deriz. Oturuşumuz, yürüyüşümüz, yemek yiyişimiz, uykumuz...kısacası tüm hayatımız aslında alışkanlıklar örüntüsünden ibarettir. Alışkanlıklarımız zamanla davranışlarımız, davranışımız da ahlakımız haline döner. O zaman insan bir alışkanlıklar bütünüdür diyebiliriz. Alışkanlıklar tuttuğumuz yoldur aslında. Buna sünnet ya da adet de diyenbiliriz. Tüm yaşamımıza etki etmesi hasebiyle doğru ya da yanlış, hak ya da batıl, başarı ya da başarısızlık, mutluluk ya da üzüntü kaybetme ya da kazanmanın yolu alışkanlıklarımızdan geçer dersek abartmış olmayız herhalde.

    İnsan umutları, emelleri ve hayalleri olan bir varlıktır. Hayat serüveninde bunlara ulaşmak için sürekli bir hareket, gayret ve cehd içerisinde olmalı. Kişinin hayata tutunma gücü ve yaşam kalitesi gaye ve umutlarının olmasına bağlıdır. Gaye ve umudu olmayan insan tükenmiş insandır. O halde yaşamını normal bir şekilde devam ettirebilen her insanın aslında gaye ve umutlarının olduğunu söyleyebiliriz. Yatağından kalkabilmek için bile bir nedeni yoksa o insan, yatağı hayattan kaçmak için bir sığınak olarak kullanır. Çünkü hayat bir yüktür ona göre. Yaşamın verimlilik ve kalitesini yükseltmek, koyulacak hedefleri büyütmekle mümkün olabilir. Markete kadar gidecek bir insanla 2 günlük uzun yola çıkacak insanın hazırlığı ve gayreti aynı olmayacaktır. Bizi tetikleyecek dinamik hedeflerimizdir. Hedefi güzel yemek, güzel giyinmek, gezmek, kaliteli ve pahalı eşyalar kullanmak olan bir insanın tüm gayreti para kazanmak olur. Çünkü mutluluk paradadır ona göre. İnsanlık var olduğundan bu yana insan tiplemelerinden bir tanesidir bu materyalist(maddeci)tip. Hedefi Allah rızası insan modeline baktığımız zaman; onun hedefinin hem bu dünyayı hem de ahiret dediğimiz sonsuz âlemi kapsar. O bu dünyayı imar etmeye gelmiş bir memurdur. Allah'ın razı olduğu şekilde yeryüzünde O’nun adına tasarruf eder, hem ebedi saadetini de böylece kazanır. İki hedefi karşılaştırdığımız zaman aslında Müslümanın hedefinin materyalist zihniyetli insanlardan daha büyük ve üstün olduğunu görürüz. Peki bu kadar büyük ve kutsi hedefleri olan Müslümanların gayret, azim ve çabasının az olması uyuşuk ve tembel davranmasının altındaki sebep nedir?

    İnkarcıların geçici olan dünyalıkları elde etmek için çalıştığı kadar biz her iki cihanda bizi mutluluğa götürecek doğru davranışları (salih amel) ortaya koyamıyoruz maalesef. Zaman bizim tek sermayemiz olduğu halde onu doğru kullanamıyor, kurtuluşumuza vesile kılmıyoruz. Uykumuzdan başlayarak yemeğimize, temizliğimize ve günlük faaliyetlerimize baktığımızda gereksiz ve zararlı alışkanlıklarımızın kurbanı olduğumuzu göreceğiz. Yeni bir güne başlamadan o günün gecesinden başlıyoruz günü imar etmeye. Geç yatıp geç kalkmak, TV ve teknoloji ile geçirdiğimiz saatler, yeme-içme, temizlik, çoluk-çocuk, geçim, eğitim, trafik, muhabbet, ibadet, okuma ve kültürel faaliyetler...tüm sayıp sayamadığımız işleri 24 saatlik zamanın içinde yaparız. Zamanın kıymetini yapacak işlerin çokluğunu düşününce daha iyi anlıyoruz.

    Eğer hayatımızda kendimize, ailemize, toplumumuza ve tüm ümmete yararlı bir fert olma hedefimiz varsa nasıl saatlerce TV ekranına ve telefona vakit harcayabiliyoruz? Eğer yaratılış gayemiz Allah'ın razı olduğu bir kul olmaksa neden razı olacağı ameller konusunda tembel davranıyoruz. Ya da iyi, doğru ve faydalı olmak istiyoruz, içimiz yanıyor, arada gaza geliyoruz ama tez sönüyorsa aşkımız bu istek ve alışkanlıklarımızdan, tekdüze yaşantımızdan vazgeçemiyoruz bir türlü. Biz bu iyi olma davamızda yeterince samimi değiliz demektir. Bizi mutfağa sokup yemek hazırlamamıza sebep olan açlık dürtüsü kadar inancımız bizi iyi işler yapmak için harekete geçirmiyorsa samimiyet ve inancımızda bir eksiklik var demektir.