Öğle: İkindi:
4 °C
asd

İSLAM’A ADANAN BİR ÖMÜR

  • M. ŞERiF DURMAZ
  • 2022-02-18 14:20:30
  • 438 Görüntülenme
  • Aziz İslam için mücadele etmiş dava adamları bu uğurda mutlaka bir bedel ödemişlerdir. Kimisi hayatlarının bir bölümünü zindanlarda geçirmiş, kimi aile ve efradını geride bırakarak muhacir olmuş, kimisi de “Allah yolunda ölüm en büyük hedefim” diyerek şehit olmuştur. Ortak gayeleri Allah rızası olan bu aziz şahsiyetler; peygamber varisleri oldukları için gece ve gündüzlerini bir edip, insanları İslam’a davet etmiş, topluma İslam’ı tanıtma ve mesajlarını ulaştırma gayretinde olmuşlardır.

    İnsanları kendi başlarına bırakma, davetlerine icabet etmeyenlere bir daha gitmeme, şöhret veya methedilmeyi isteme, kendileri için rahatlık ve huzur talep etme gibi şahsi menfaatler peşinde olmayan İslam için bedel ödemiş aziz şehitler, Allah rızasından başka bir hedef belirlememişlerdir.  

    Kısaca özelliklerinden söz ettiğimiz dava adamlarında biri de Hasan El Benna’dır. Hasan el-Benna başlattığı fikri mücadelesiyle dünyada bir çığır açmış, milyonların gönlünde taht kurmuş ve şahadetiyle de uyuyan ümmeti uyandırıp bir ekol, umut ve örnek olmuştur.

    1906 yılında Mısır’ın Mahmudiye kentinde doğan Hasan el-Benna, dini ve ilmi yönden köklü bir aileye mensuptur. Babası zamanın hadis âlimlerindendi. Allah inancı yüksek olan bir ailede yetişmesinden dolayı; daha küçük yaşlarda gece namazları, pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmayı aksatmazdı. İslam’ın gerekliliklerini eksiksiz yerine getiren Hasan el-Benna, başkalarını da bu konularda teşvik etmede çok gayretliydi. Yüz ifadesinde sürekli bir hüzün ve elem vardı. Kalbindeki iman ve ihlasından dolayı, devamlı Müslümanların dertlerine çareler bulma uğraşındaydı. Talebelik yıllarındaki İslami çalışmalardan dolayı genel kültürü oldukça gelişmişti. “Kötülüklere Karşı Mücadele” adında bir teşkilat kurup, önemli şahsiyetlere mektuplar gönderdi ve toplumdaki kötülüklere karşı mücadele edilmesi gerektiğini belirtti.

    Hasan el-Benna, üniversiteyi birincilikle bitirdikten sonra öğretmenlik yapmaya başladı. Halkın İslam’dan uzak bir şekilde yaşadıklarını gördükçe içi içini yiyor ve birçok geceyi uyumadan geçirip çare bulmak için projeler üretiyordu. Hatıralarını anlatırken içinde bulunduğu durumu şu veciz sözlerle dile getiriyor: “Allah bilir nice geceleri ümmetin dertlerine çareler aramak için geçirdik. Ve ümmetin hallerini tahlil etmek, dertlerini ortadan kaldırmak için ne kadar düşündük. Bu hallerin tesirinden bazen ağlama durumuna gelirdik.” 

    İşte bu kaygıları taşıyan altı arkadaşıyla beraber İhvan-ı Müslimin teşkilatını kurdular. Bu fedakâr arkadaşlarıyla beraber İslam’ı tebliğ etmek için kahvehanelere giderek, orada vakit öldüren insanlara İslam’ın güzelliklerini anlattılar. Allah’ın yardımıyla halk Müslüman Kardeşler teşkilatını bağrına bastı. Sayıları gittikçe artan teşkilat; köy köy, şehir şehir dolaşarak İslam’ı anlatıyor ve gittikleri her yerde de bir şube açıyorlardı. Üstad el-Benna sürekli beraber çalıştığı arkadaşlarına, İslam’dan habersiz hiçbir yerin ve hiç kimsenin kalmaması gerektiğini söyleyerek onları motive ediyordu.

    Kısa bir sürede, büyük bir şekilde gelişen İhvan teşkilatı, dünya Müslümanlarının sorunlarıyla da yakından ilgilendi. Filistin meselesini ümmetin meselesi olarak görüp, Filistin’e savaşmak için askerler gönderdi. Filistin dağları ve köyleri, daha önce görmediği yiğit mücahitleri görme sevincini yaşadılar. O mücahitler ki; yahudiye zilleti tattırmak için ölümü hayata tercih eden cengâverlerdi.

    O tarihte krallıkla yönetilen Mısır’da, kral ve hükümet; gelişen bu olaylardan ve hızla büyüyen İhvan teşkilatından endişe duymaya başladılar. Müslümanların birlik ve beraberlikleri, özellikle örgütlü bir şekilde hareket etmeleri gözlerini korkutmuştu. Hükümet; Müslüman Kardeşler teşkilatının önüne geçmek ve faaliyetlerini durdurmak için, hareketi yasadışı ilan etti. Teşkilatın çalışmalarını engellemeye başladılar ve büyük bir baskıyla teşkilatı ortadan kaldırmak için imkânları seferber ettiler. Teşkilata mensup fertleri bir bir yakalayıp, çok ağır işkenceler yaptıktan sonra hapishanelere koydular. Hasan el-Benna’nın yanında duracak hiç kimseyi dışarda bırakmadılar. Amaçları Hasan el-Benna’yı tek başına bırakıp onu katletmekti. Murdar emellerine 12 Şubat 1949 yılında ulaştılar. Kahire’nin en büyük meydanında Müslüman Gençler teşkilatının önünde ışıkları söndürülmüş zifiri karanlık bir sokakta, Hasan el-Benna’ya kurşun yağdırıp ağır yaraladılar. Tedavi için hastaneye kaldırılan Hasan el-Benna’ya müdahale edilmesine izin vermediler. Ve böylece kan kaybından hayatını kaybetmesini sağladılar.

    Ömrünün sonuna kadar tebliğ vazifesini yerine getirmek için çalışmış olan Hasan el-Benna, Rabbine verdiği sözde duran ve adını şehitler kervanına yazdıran önderlerdedir. Birkaç gün önce (12 Şubat) şehadet yıldönümüydü. Bu vesileyle, o aziz dava adamını bugünkü köşemize taşıdık. Rabbim ona ve onun gibi aziz İslam için mücadele eden ve bu uğurda bedel ödeyen dava adamlarından razı olsun.