Akşam: Yatsı:
4 °C
asd

İYİ İNSANLAR HAYIRLA YÂD EDİLİRLER

  • M. ŞERiF DURMAZ
  • 2022-01-21 11:43:56
  • 378 Görüntülenme
  • Ölüm bir hakikattir. Bu hakikatten kaçmanın mümkünatı yoktur. İnsanlık tarihi boyunca insanlar ölümsüzlüğe bir çare aramışlar ancak ölümsüzlüğe hiç kimse çare bulamamıştır.

    İnsanlar kimi zaman ölümden kaçmışlar ancak kaçışın da çare olmadığı görülmüştür. Çare ve kaçış fayda etmeyince insanlar ölüme teslim olmuşlardır.

    Ölüm şerbetini her canlının tadacağını, ölüm hakikatinden kaçısın olmadığını Rabbimiz Kur’an’da bizlere haber vermiştir.

    “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya/35)

    Ölüm, Rabbimizin fermanıdır, kesin emridir. Vakti gelince teslim olmaktan başka seçenek yoktur insan için. İster sağlam kalelerde olunsun, ister dünyanın en varlıklı insanı olunsun, fark etmez; ölüm insana yetişecek ve insan ebedi âleme doğru yol alacaktır.

    “Her nerede olursanız olun ölüm size yetişir, son derece sağlam kaleler içinde de bulunsanız yine kurtulamazsınız. Onlara bir iyilik erişirse “Bu, Allah’tandır” derler, bir kötülüğe uğrarlarsa, “Bu, senin yüzündendir” derler. Ey Muhammed! De ki: “Hepsi Allah’tandır” Bu topluma ne oluyor ki, hiç söz anlamaya yanaşmıyorlar?” (Nisa/78)

    Ölüm zengin fakir, kadın erkek, genç ihtiyar ayırımına bakmaz. Allah’ın kanunu olduğu için her canlı ölümü tadacaktır. Peygamberler de, salih insanlar da… Allah’ın sevdiği veli kulları da ölecek, hesap için dar-ı bekaya göçecektir. Herkese dünyada yaptığı ameller kalacaktır.

    “Ey Muhammed! Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı? Senin ölmenle rahata kavuşacaklarını mı sanıyorlar?” (Enbiya/34)

    Necip Fazıl Kısakürek, sevgili Peygamberimizin ölüm sebebini, ölümün güzel olmasıyla ve kendi sanatsal edebî üslubuyla şöyle izah eder;

    “Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber... Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber?”

    Tarihi, yaşayışları ve yazdıklarıyla aydınlatan nice mümtaz şahsiyet ölüm gerçeğiyle ilgili düşüncelerini dile getirmişlerdir.

    Yunus Emre de onlardan biridir. Der ki; “Ölümden ne korkarsın, Korkma ebedî varsın.”

    Ölüm hakikattir, doğru, bir hakikatte ve asıl üzerinde düşünülmesi ve tefekkür edilmesi gereken de ölüm sonrası olan ebedî hayattır. Bundan ötürü insan, dünyada ebedî hayat için hazırlık yapmalıdır.

    Evet, her ölüm acı verir insana. Gençken ölenler için de ihtiyar yaşta ölenler için de... Her ölümün acı olduğu, zor olduğu bir gerçektir.

    Sevgili Peygamberimizin oğlu İbrahim 18 aylık olunca hastalanır. Hastalığı ilerler ve o küçücük yavrucak ruhunu teslim eder. Peygamberimiz oğlu İbrahim’in ardından mahzun olur, üzülür, gözyaşı döker. Ve şöyle der;

    “Göz yaşarır, kalp mahzun olur. Biz Allah’ın rızasına uygun olmayan bir söz söylemeyiz. Ey İbrahim, senin ölümün sebebiyle derin bir üzüntü içindeyiz.”

    Bugünlerde konuşulan bir ölüm var, beni ciddi anlamda etkileyen. Konya Sporlu futbolcu Ahmet Çalık kardeşimiz… Bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.

    Ahmet Çalık’ı ölümünden önce tanıyan biri değilim. Onu, ölüm haberinden sonra tanıdım. Hani derler ya, insanın kalbindeki güzellik yüzüne yansıyor diye. Ahmet kardeşim için aynı durum söz konusuydu.

    Kalbindeki iyilik, yüzüne yansıyordu. Yüzündeki tebessüm, gözlerindeki ışık ruhunun güzelliğini ortaya çıkarıyordu. Boşuna dememişler, gözler ruhun aynasıdır diye.

    Ahmet milyonların tanıdığı ünlü bir futbolcuydu ancak sıradan bir futbolcu değildi. Hayatında ahlakı ve maneviyatı öncelemişti, dürüstlüğü karakter bilmişti.

    Güzel ahlakıyla, mümince duruşuyla çevresine örnek olmuştu; kimi zaman cami bahçesinde çocuklara çikolata dağıtırken, kimi zaman başında takkesiyle Kur’an öğrenirken, kimi zaman da Kâbe-i Muazzama’yı ziyaret ederken görüntüleniyordu.

    O ünlü bir futbolcuydu ancak nefsinin esiri olmamış, imanı ve Müslümanca bir futbolculuk hayatını tercih etmişti, örnek karakteriyle, inançlı ve ahlaklı kişiliğiyle bir yaşam sürdürüyordu.

    Onun ölümünden sonra merhum Mehmet Yavuz hoca aklıma geldi doğrusu. Gidişlerinde benzerlik vardı. İkisinin de gidişi zamansızdı, erken yaştaydı ve taraflı tarafsız, tanıyan tanımayan herkesi derinden hüzne boğmuştu. Herkes onların “iyi insan” olduğu konusunda hem fikirdi.

    Allah ikisine de rahmet etsin, onları Resulullah Efendimize komşu eylesin.