Öğle: İkindi:
4 °C
asd

SU’DAN SEBEPLER!

  • ABDULHAKİM GÜLTEKİN
  • 2021-01-06 16:05:09
  • 585 Görüntülenme

  •               Nedense toprağı özlüyoruz; doğal yaşam alanlarına sığınmak istiyoruz, şehrin kalabalığından betonundan…Kırsal yerlerde her şey doğal, orada yaşamın döngüsünü, ahengini düzeni görüyoruz.  İsraf yok, her şey doğal akışında yürüyüp gidiyor. Hadi canım sözü bağlamaya çalış dediğinizi duyuyorum. Ne mi anlatmaya çalışıyorum, son zamanlarda Küreselleşme tehdidinin ortaya çıkardığı susuzluğu…

    Bir su problemiyle karşı karşıyayız. Doğal kaynakların sınırsız olduğunu düşünen bizlere yaratıcının ikazıdır yaşananlar belki de. Suyun kenarında abdest alıyorsanız da israf yapmayın diyen bir medeniyetin evlatları olan bizler, bugün susuzluk yaşıyoruz. Daha ne israflarımız var bunun gibi. Su israfı; israfın en önemlisi, ne oldu sahi bize, tasarrufu anlatmadılar mı bize…

    İdareciler bas bas bağırıyor; tasarruf, tasarruf diye… Onlardan önce de bizim çağlar öncesi gelen ilahi mesaja kulak vermemiz gerekmez mi?

    "Yiyiniz, içiniz, fakat isrâf etmeyiniz; çünkü Allah israf edenleri sevmez. (Araf,31)

    Abdest alırken dahi israf ediyoruz, 3-5 litreyle gusül abdesti alan resulü örnek! alan biz depoyu boşaltıyoruz. Haksız da sayılmayız, çok kirlendik çok, ancak bu kadar su bizi kirlerimizden arındırır değil mi?

    Temizlik diyerek sokağı, caddeyi suya gark ediyoruz. İçin siz de taşlar, serseri kaldırımlar, susamışsınız. Bugün boşa akıttığımız her bir damlayı yarın çok arayacağız. Bugünlerimiz iyi günler. Yerel yönetimlerin ciddi önlemler alması elzemdir. Hanede kişi başına düşen su miktarını hesaplayarak; belirlenen miktarın üzerine harcama yapanların ton/fiyat miktarını ciddi derece yükseltip insanımızın tasarruf yapmaları sağlanmalıdır.  İnanın susuzluk virüsten çok daha ciddi bir mesele. Bu konu üzerine eğilmese ileride çok büyük sorunlarla baş başa kalırız.

    Her yıl aynı sorunları yaşıyor, bu gündemle yatıp kalkıyoruz. Susuzluğun tek sebebi gereğinden çok harcamamız değil elbet. Kim bilir günahlara, seküler yaşamın şartlarını nizam belleyen bizlere ilahi bir kazdır da.

    Haydi bir bakalım ne yaptık. 3.5 Milyon Suriyeli muhacir bizlere sığındı, bizden kucak açmamızı beklediler. Onlara yurt olmamızı istediler, ama kurtlarla karşılaştılar. Ucuz işçi diye çok cüzi miktarlara çalıştırdık, çalıştırıyoruz. Aramızdan adaleti, merhameti kaldırdık. Çevremizden bihaber yaşadık/yaşıyoruz. Evlatlarımız, uyuşturucunun batağına saplandı. Kanıksadık olup biten her yanlışı. Etrafımızda olup biten haksızlıklara/yanlışlara ses çıkarmaz olduk. Gayretullaha dokunan nice zulümlere kayıtsız kaldık. Benden olsun da isterse çamurdan olsun deyip kayırdık eş, dost ve ahbaplarımızı. Dürüst davranmadık, emin vasfımızı yitirdik. Ana babamızın hakkına riayet edemedik. Hasılı yeryüzünde fesadın yayılmasına katkılar! sunduk. Tabiri caizse sırtımızı Allah’a döndük.

    Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol...

    Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.

    Özümüze dönmek; ‘’Sa’ye’’, ’’Hikmete’’ sarılmak lazım. Yoksa başkaca bir kurtuluş yolu görünmüyor ufukta.

    Hatırlayın o Hacer validemizi, evladı Hz.İsmail’e su arayışını, o haleti ruhiyesini. Safa’dan Merve’ye koşturmasını, kan ter içinde kalışını… Çabaladı, bir amaç uğruna fedakârlık yaptı. Allah da ey kulum senin çabanı karşılıksız bırakmayacağım dercesine, Hz. İsmail’in ayaklarının altından sular fışkırttı.

    Bizim suya kavuşmamız için bir çabamız var mı, yeryüzüne adaleti, merhameti sevgiyi insanlığın tüm güzel hasletlerini yayacak; çevremize duyarlı olacak bir yürek ortaya koyuyor muyuz?

    Bu ayetin üzerine kafa yormanızı istirham ediyorum.

    ‘’İnsanların kendi ellerinin (irade ve ihtiyarlarıyla) yaptıkları işler (günahlar) yüzünden, karada ve denizde fesad meydana çıktı ki, Allah, işledikleri günahlardan bir kısmının cezasını (dünyada) onlara taddırsın. Olur ki (küfürden ve işledikleri günahlardan tevbe ederek) dönerler.’’ (Rum,41)

    Kalın sağlıcakla.