Bir Kurban Bayramı’nı geride bırakırken ince bir sızının yüreğimin bir yerini acıttığını fark ettim. İnce ama sızım sızım acıtan, belki de kanatan bir yara. Nefesim daraldığında, göğsüm körük gibi inip kalktığında, zihnim uzak yerlere mıhlanıp kaldığında sızlatıp durdu içimi. Gözlerim yaşla dolu dolu bir pınar, hüzün ise üstüme giydirilmiş bir yas elbisesi gibiydi.

Pencerenin tülü hafiften titretip üfül üfül esen rüzgâr, içimdeki duygularla paralel esiyordu. Hafiften dokundu bedenime. Üzerime çöken yetim hüznün başını okşarcasına dokunuverdi baştan ayağa. Sızıntım yanaklarımda ark yolunu bulmuş su gibi göz pınarımdan yol alırken, düşüncelerim ha bire bu kaynağı besliyordu.

Bir Kurban Bayramı günüydü, akşamın karanlığı gibi bir kasvet çökmüştü tüm yoğunluğuyla üzerime. Aklım fıtratın ince çizgisine uzanan Simurg’un yedi vadisinde imtihandaydı: Talep, aşk, marifet, istiğna, tevhid, hayret ile fakr ve fena. Benimse imtihanın sonunda derdime dermanım olan özlemin acısını aramam, sekizinci vadiye yol almamı sağladı. Hasret vadisinin adı neden meçhul, anlamadım. Otuz (si) kuş(murg)’un bulmadığı vadinin yüreğime çökmüş kasvetini nerde aramalıyım.

Dedim ya, bugün Kurban… Ben, zaman perdesinin altında koyu bir nisyana giriftar olmak istemiyorum. Fıtratın sevgisini özlüyorum. Hasret vadisinin dipsiz, izbe yerlerinde en kuytu en tenha noktalarında görme arzusundayım. Kör kuyuya düşmek deseler de çıkmak istemiyorum. Yusuf değilim ki vezirlik makamına uğrayayım. Nefsimin başına vura vura kabul ettiğim acımı, sevgimin sebebi bellediğimden lezzetine vardım esen rüzgârın verdiği huzurla.

Kurban olduğum acımın bir Kurban Bayramı’nda beni aniden yakalamasının adı; on dokuz yıllık bir yaranın bir türlü kabuk bağlamaması, sürekli ince ince, sızım sızım sızlatmasıdır Kurban Bayramı’nın birinci günü ikindi vaktinde. Gözlerimi pınara çeviren, yüreğimi sızlatan, hasret vadisinde avare gibi dolaştıran, bir türlü unutturmayan, benliğimi kaplayan fıtratın bu deruni sevgisinin adı: Anne… Rahmet ola anneciğim. Ne ağaran saç ne yıllanan yaş, seni içimden sökmeyecek bir zenginlikteyim. Her Kurban, bu zenginliğin acı ve hüzün zekatını; seni unutma musibetine gark olmamak için gözlerimden pınarlar akıtarak ödüyorum. Seni özlüyorum…