Akşam: Yatsı:
4 °C
asd

ZİNDAN MEKTEPTİR YUSUFÎLERE

  • M. ŞERiF DURMAZ
  • 2015-03-05 07:24:01
  • 1342 Görüntülenme
  •  

    Zindan; Allah’ın ismini ve İslam davasını yüceltmek, yükseltmek ve daha ileriye taşımak için mücadele edenlerle dolup taştığı yer...Fikrine, düşüncesine ve dünya bakışına göre anlam ve önem kazanan, bu sebeple insan üzerinde değişik etki bırakan esrarengiz bir mahal...

    Yaşayanın anlatmakta zorlandığı, yaşamayanın da ne kadar anlatılırsa dahi anlamakta zorlandığı bir mekân…Dört duvar ve demir parmaklıklar arasında/arkasında bir medrese, bir mektep hayatı yaşamak...

    Gönlünde iman aşkı olanın zorluklara göğüs gerip, acıyı inciye çevirmesi…İlme aç ve sevdalı birinin öğrendikleriyle zindanı bir ibadethaneye, bir tefekkürhaneye döndürmesi...

    Yanlış, eksik ve kusurlu yanlarını ikmal edip, davasını yeniden hayata geçirmek için girişilen bir süreç, bir berzah, bir mecra...İnsanın ailesinden, eşinden, sevdiklerinden, dostlarından, umutlarından, hayallerinden ve iş hayatından kopması...

    Karanlık sessizliği meyve yetiştiren ve tohumları gizli tutan toprak...Tedavisi zor ölümcül hastalıklara, deva olan acı bir ilaç...Ve Hüseynîlere rengârenk bir gülistan...

    İslami kimliğin yüklediği sorumluluklar sebebiyle, içinde bulunulan zor ve sıkıntılı durumları göz ardı edip zindan hayatını özgür bir şekilde yaşamak, Müslüman’ın şanına yakışan güzelliklerdendir.

    Yaşadığımız hayatta her şeyin bir bedeli vardır. Ödememiz gereken bedellerin vakti geldiğinde muhakkak öderiz. Ama eksik, ama fazla ne olursa olsun bedel ödenmesi gerekiyorsa ödenecektir.Adına kiminin zindan, kiminin mahpushane, kiminin dört tarafı yüksek duvarlarla örtülü bedelhane dediği bu garip mekân da, bir şeylerin bedelini ödeme yeridir. İyi veya kötü, haklı veya haksız, menfi veya müspet herkes bu karanlıklarla örtülü mekânda yaptığı şeyin bedelini ödemektedir.

    En tabi manasıyla; sıkıntıyı, zorluğu, çileyi, acıyı ve esareti bilmenin, şuur ve idrakiyle hayatı anlamanın yeridir, zindan.Dünyadan ayrı bir yer, yaşanılmasının Allah’ın yardımı haricinde zor olduğu, mutmain bir kalp ile iman edenlerin ise esaret hayatını mektebe çevirdiği bir yerdir, zindan. Bu mektebin muallimi de, öğrencisi de İslam davasını istenilen bir şekilde yaşamak istediği için bu musibete duçar olunandır.

    Karanlığın en koyulaştığı bir demde, hasret ve özlemlerin akıldan çıkmadığı bir saatte başlar rahmet damlayan nağmeler zindanın içerisinde…Başların tacı Resul-i Ekrem Efendimizin hayatından kesitler sunulur, o nurlu yüzler tarafından… Hubeyb bin Adiy’in esaret hayatı örnek verilir ve sonra Zeyd bin Desinne… Her ikisi de birer kahraman ve Peygamber Sevdalısı… Darağaçlarında idam edilecekleri esnada kendilerine sunulan teklifleri ret etmeleri misal verilir. ‘Resulullah’ın ayağına bir iğnenin bile batmasına razı olmayız’ demeleri ve şahadete yürümeleri… Şahadetlerinin gelecek nesillere çağrı yaptığını ve bu kutlu çağrıya, zamanın YASİN, RİYAD, HASAN, HÜSEYİN, CUMALİ ve TURAN’larının‘lebbeyk’ dedikleri anlatılır.

    İşte budur kurtuluş yolu… Allah yolunda mücadele etmek, başa gelen musibetlere sabır etmek… Zalimlerin zulüm saraylarında bir ‘Yusuf’ olup hakkı sırat-ıl müstakim yolda yürüyerek yaşamak. ‘Abdusselam’ olup, Allah Allah diye haykırmak. ‘İskender’ olup etrafa nur saçmak. ‘Naşit’ olup, zindanda gerçek özgürlüğü elde edenlerden olmak. ‘Said’ olup, Kur’an’ın kıyamete kadar tahrif olmayacağını ve zalimler istemeseler de Allah Teâlâ’nın nurunu tamamlayacağını söylemek. İlmi, fikri, düşünceleri ve yazdıklarıyla “Molla Mizgin” olmak…Ailesinin ve sevenlerinin hasret ve özlemle beklediği “Dr. Zekeriya” olmak… Nurlu yüzü ve mütebessim çehresiyle mazlum Yahya’nın babası“Fikri Boylu” olmak…Zindana, zorluklara ve zalimlere inat…

    Eğer ki verebiliyorsak derslerini zalimlerin,  akıllarını yitirmelerine sebep olabiliyorsak, yüreklerindeki közleri tekrardan tutuşturabiliyorsak, bizlerden söz ettiklerinde kelimeler bir hançer gibi düğümleniyorsa boğazlarında; işte bu bize yeter!Varsın atsınlar bizleri korkak hainler yüksek katlardan, parçalasınlar bedenlerimizi bıçaklarla, yaksınlar cesetlerimizi molotoflarla, geçsinler üzerimizden arabalarla, katletsinler bizleri yüzlerce gözü dönmüş, beyni uyutulmuş ve insanlıktan zerre nasiplenmemiş mahlûklarla… Varsın yıllar boyunca tıkasınlar bizleri zindanlara, mahkûm etsinler bizi yabancısı olduğumuz yerlere, çalsınlar Rabbimizin bizlere verdiği özgürlüğümüzü, hürriyetimizi…

     

    Hasbunallâhuwenî’melvekîl…