Gram altın Cumhuriyet Altını Gümüş ONS Yarım Altın

Akşam: Yatsı:
4 °C

VAİL ÖLÜNCE YERİNİZ Mİ GENİŞLEDİ?

  • YUNUS ER
  • 2019-10-08 16:21:15
  • 74 Görüntülenme

  •                 Vail el Suud lanetlenmiş ırkçılığın son kurbanı. O daha 12 yaşındaydı. Kocaeli Kartepe İlçesinde bir okulda öğrenciydi. Belli ki, aynı sınıfta okudukları arkadaşları son birkaç yıldır ülkemizde birilerinin ısıtmaya çalıştığı ırkçılık belasının menfi propagandasının etkisinde kalmışlardı.

                    Oysa biz ırkçılığı ayaklarının altına almış bir ümmetin fertleriydik. Hiç kimsenin ırkını seçme hakkı ve yetkisi olmadığı gibi, hiç kimse de elinde olmadan edindiği bu özelliklerinden dolayı kınanmamalıydı. Suriye’de emperyalistlerin hain planları neticesinde ortaya çıkan savaş nedeniyle ülkemize sığınmak zorunda kalan insanlar en onulmadık hakaretleri reva görenler yarın dergah-ı ilahide ne cevap verecekler. Vail’i elinde iple mezarlığa götüren çaresizlik neydi? Hangi kötü sözlere, hangi ayrımcı laflara, incitici bakışlara maruz kalmıştı.

                    Ayrımcılık ve dışlanma bütün insanlar için ağır gelen bir harekettir. Özellikle çocuklar için çok etkileyici ve ruhlarda ağır yaralar açmaktadır. Düşünün ki, bütün öğrenciler dışarı çıkmış oyun oynayacaklar, ama sadece sınıfınızda göçmen olduğu için kenara itilen, oyuna katılması istenmeyen bir öğrenci var. Bu öğrenciye bunun nedenini anlatabilecek bir cümle kurabilir misiniz? Bütün saflığıyla o çocuğun yaşadığı travmayı açıklayabilecek bir şey söyleyebilir misiniz?

                    Savaşı sadece yaşayanlar bilir. Yıkılan evler, yanlarında ölen anne-babalar, kardeşler, bulamadığınız bir bardak su, bir lokma ekmek, yatacağınız bir battaniye yoksa neler hissedersiniz. Ya çocuklarınız yanınızdaysa bunu nasıl anlatacaksınız? Ve herşeyi göze alarak dost bildiğiniz bir ülkeye  hicret ediyorsunuz. Başınızı sokacak bir ev, belki de aç kalmayacak kadar bir yiyecek bulabildiniz. Ve birileri bunu da size çok görüyor, sanki onun rızkını çalmışsınız da o aç kalmış gibi. Oysa sizi de onları da rızıklandıran bir Rabbimiz vardı. Ama heyhat ırkçılık fitnesini körükleyenler ülkedeki bütün kötülükleri bir avuç göçmene yıkmaya kararlıydı. Onlardan bir her türlü melaneti işler, kimse ses çıkarmaz, ama sizin çocuğunuz en ufak hatasında dövülür, o da yetmez eviniz yağmalanır, ateşe verilir, o da yetmedi acımasızca öldürülürsünüz.

                    İşte en saf haliyle Vail’de bütün bunları yaşamıştı ya da yaşananlara tanık olmuştu. Çünkü o da bir mülteciydi. Kendini nasıl ifade edeceğini bilmiyordu, ya da ifade etmesine fırsat verilmiyordu. Ya da ifade etmek istediğinde kelimeleri ağzına tıkılıyordu. Ne yapabilirdi, kendisini dışlayanları dövecek miydi? O da olamazdı çünkü onlar yerliydi, o yabancıydı, sırtı sağlam değildi. Dayısı yoktu, üstelik kavgada haklı olsa bile haksız sayılacaktı, çünkü potansiyel suçluydu. Çünkü darül selam olan bu ülke bir süredir, darül selam olmaktan çıkmış, bu ülkede mazlumlara, mağdurlara iyi gözle bakmayan sözüm ona milliyetçilik tavan  yapmıştı. Onların ırkı üstündü, onlar seçilmişti, diğerleri tu kaka idi. Millet de en ufak bir olayda galeyana geliyordu. Sanki ülkede bütün kaynakları mülteciler tüketmiş gibi, her türlü olumsuzluğun altında mülteciler aranıyordu.

                    Vail Rabbine kavuştu. Hem de çevresini fazla yormamak için mezarlığın kapısında kendini astı ki, ortalıkta fazla ses çıkmasın, onu olduğu yerden alıp, mezara götürmek kolay olsun diye, yine bizlere yük olmamak için, bu kadar ince düşünmüştü. Peki ya onu o duruma sürükleyenler, şimdi aynaya bakıp kendilerinden utanıyorlar mı? Çocukları akşam evde Suriyelilerden bahsedince “hepsi ölsün mü diyorlar, oh olsun bir kişi daha eksildi mi diyorlar, kendi çocuklarının yanında hangi zehirli kelimeleri konuşuyorlar” evet merak ediyorum, yoksa aynada Vail’in katilini mi görüyorlar? Evet biz sebep olduk, biz çocuklarımızın yanında nefret tohumlarını ektik, biz çocuklarımızın yanında mültecilerden söz açılınca hep kötü konuştuk mu diyorlar?

                    Kim ne derse desin artık Vail geri dönmeyecek, ama onun bu ölüm şekli hepimizin suratına bir tokat gibi inmesi gerekmez mi? Biz ne yaptık da 12 yaşındaki bir çocuğun ölümüne sebep olduk diye sormamız gerekmez mi? Yarabbi, biz hata ettik, biz sınırları aştık, hadsizlik ettik, bizleri affet, aşırılığımızı affet diye af dilemek gerekmez mi?

    YUNUS ER
    YUNUS ER
    KÖŞE YAZARI
    BİYOGRAFİ