İmsak: Güneş:
4 °C
asd

Doğu Guta’nın feryadı

  • M. ŞERiF DURMAZ
  • 2018-02-23 16:28:31
  • 1234 Görüntülenme
  •  

    Suriye iç savaşının başladığı tarihten bugüne çok katliamlar yapıldı, çok acılar yaşandı. Rejim güçleri, Rusların da desteğiyle fark gözetmeksizin sivil halkın üzerine çok bombalar yağdırdı. Yüz binlerce insan öldü, sayısız sivil yaralandı, milyonlarca Suriyeli memleketini terk edip yollara düştü. Geriye, altı üstüne getirilerek harap edilmiş şehirler kaldı.

    İdlib’te yaşananlar hala hafızalarımızdaki tazeliğini koruyor. Zalim Esed güçlerinin kimyasal saldırısı sonucu yan yana dizilen cansız çocuk bedenlerinin medyada servis edildiği günleri unutmuş değiliz. Çocuğu katliamda katledilen Suriyeli babanın kucağında sıkı sıkıya tuttuğu iki ciğerparesini mezarlığa götürüşünü, kimyasal saldırıdan dolayı nefes alamayan insanları, ağızlarından köpükler çıkan çocukları ve yerlerde yatan cansız bedenleri unutmadık.

    Bilindiği üzere Halep’te de aynı durum yaşanmıştı. Rus ve rejim güçlerinin aylarca süren bombardımanları neticesinde çok sayıda sivil katledilmişti. Hatırlıyor olmalısınız; bombardımanda yedi çocuğunu kaybeden Halepli bir annenin, son nefesini tekerlekli sandalye üzerinde sokak sokak doktor ararken verdiği tarifi çok zor olan o acı olayı… Unutulması mümkün mü? Minik bedeni sahile vuran Aylan Kûrdî olayındaki gibi acı verici; insanı, insanlığından utandıran elim bir vakıa. Evet, Halep’te çok acılar yaşanmış, insanlık gözlerimizin önünde sessiz sesiz ölüme terk edilmişti.

    Bunca ölüme rağmen ne yazık ki Suriye’de savaş sona ermedi. Katliamlar henüz bitmiş değil. Suriye’de emperyalist güçler olduğu ve varlıklarını sürdürdükleri müddetçe de biteceğe benzemiyor. Maalesef ki savaş devam ettikçe yeni katliam haberleri alacağız ve alıyoruz da. 

    İşte Doğu Guta… Esed rejiminin ablukası altındaki Doğu Guta’da son iki aydır çok ciddi katliamlar yapılıyor. Esed güçleri sivil halka yönelik her gün yeni cürümler işliyor. Ajansların geçtiği haberlere göre üç günde 250’den fazla sivil katledildi, bin 200 kişi yaralandı. Katledilenler arasında 50’den fazla çocuk bulunuyor.

    Ne yazık ki Doğu Guta’da siviller öldürülürken, savaş ihlali yapılarak insanlık suçu işlenirken hiç kimseden ses çıkmıyor. Hiçbir devlet yapılan katliamların durması için herhangi bir girişimde bulunmuyor. Sivil toplum örgütleri kamuoyunu harekete geçirmek için cılız bile olsa herhangi bir ses çıkarmıyor. Yazılı ve görsel medya bu konuyu gündemine almıyor. İİT, BM ve insan haklarıyla ilgili çalışmalar yapan kuruluşlar işlenen insanlık suçları için acil eylem planları ve benzeri açıklamalar yapmıyor. Anlaşılan o ki hiç kimse, hiçbir kurum ve hiçbir devlet Doğu Guta’nın feryadını duymuyor ya da duymak istemiyor.

    Doğu Guta, Astana görüşmelerinde çatışmasızlık bölgesi ilan edilen bölgelerdendi. Rejim güçlerinin son iki aydır aralıksız Doğu Guta’yı bombalamasına ve orada katliamlar yapmasına rağmen garantör ülkelerden bir tepki verilmemesini anlamak güç. Ne Türkiye, ne İran, ne de Rusya’dan şuana kadar katliama karşı bir tepki verilmiş değil.

    Söz konusu masum siviller oldu mu, her ne olursa olsun mutlaka ciddi bir tepki verilmesi gerekirdi. Masum insanlar katledildiğinde, ortada açıkça işlenen bir zulüm olduğunda devletler ‘âli çıkarlar’ dedikleri dâhil tüm çıkarlarını bir kenara bırakmaları gerekirdi.  Ki bunu başta Müslüman devletler yapmalıydı. Ve o Müslüman devletler bugün herkesten evvel Doğu Guta’daki sivil insanların feryadına kulak vermeliydi. Ama ne yazık ki ne Türkiye ne de İran şuanda bunu yapmıyor, Doğu Guta’da yaşanan katliama bir tepki göstermiyor. Rusya’dan ise zaten böyle onurlu bir girişim beklemiyoruz.

    Ne zaman ki Müslüman devletler kendilerinden beklenen girişimleri yaparlarsa inanıyoruz ki o zaman zalimlerin zulümleri altında inleyen masumların sesine kulak verilecek ve Âlem-i İslam’ın yaşadığı sorun ve sıkıntılar sona erecektir. Ama maalesef İslam ülkeleri sahip oldukları gücün farkında olmadıklarından dolayı şuanda kendilerinden beklenen adımları atamıyorlar.

     

    Temennimiz o ki halkları Müslüman olan ülkelerin aralarındaki anlaşmasızlıkları bir kenara bırakmaları, ihtilafları İslamî perspektifle ve adalet temelinde çözmeye çalışmaları ve sahip oldukları gerçek güçlerinin farkına vararak mevcut sorunları mutlak manada çözüme kavuşturacak adımları atmalarıdır.