Akşam: Yatsı:
4 °C
asd

Sorumluluklarımızın farkında mıyız?

  • M. ŞERiF DURMAZ
  • 2017-10-27 10:56:51
  • 1630 Görüntülenme
  •  

    Kötülüklerin kâbus gibi çöktüğü çağımızda, toplumun dünya ve ahiret selameti için endişe duyan ve doğrultuda mücadele eden biz dava erlerinin işi pek kolay değil. Bir Müslüman olarak, sorumluluklarımız ve yerine getirmemiz gereken görevlerimiz çok fazla.

    Küfrün ve şirkin tuğyan hareketlerine ve tuzaklarına karşı savunmasız kalıp bir çözüm üretmememiz kabul edilemez; bu durum, derdi toplumun ihyası olan dava erlerine yakışmaz!

    Peki, neler yapmalıyız? Küfrün artan küresel saldırılarına karşı nasıl bir savunma stratejisi geliştirmemiz lazım? Toplumun dünya ve ahiret saadeti için hangi projeleri hayata geçirmemiz gerekir?

    Başlamalıyız bir yerlerden artık, vakit çok geç çünkü. Toplum değerlerinden daha fazla uzaklaşmadan, projelerimizi uygulamaya koymalıyız hızlıca. Çevremizden başlayarak, değerlerimizin toplum arasında yaygınlaşması için topyekûn seferberlik başlatmalıyız bir an evvel.

    Götürmeliyiz topluma yüce kitabımız Kur’an’ın ilahi mesajlarını. Anlatmalıyız herkese aziz İslam’ın düsturlarını. Uzatmalıyız ellerimizi ahlaki açıdan yozlaşan ve yolunu kaybetmiş nesillere. “Ey Ali! Senin elinle birinin hidayete ermesi dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır” hadisini şiar edinmeliyiz davet hayatımız boyunca.

    “İnsanları Allah’a çağıran, iyi iş yapan ve ‘Ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir” ilahi kelamı harekete geçirmeli bizleri. Aslî görevimizin davet olduğunu unutmamalı, bu doğrultuda çalışmalar yapmaya devam etmeliyiz düzenli bir şekilde.

    Sahaya inmeli ve gitmeliyiz kapılarına insanların. Habersiz kalmamalı hiç kimse söyleyeceklerimizden. Zorlu musibetlere duçar kalabileceğimizi unutmamalıyız mücadele hayatımız boyunca. Engeller karşımıza çıkacak davet çalışmalarımızın her aşamasında. Döndürmek isteyecekler bizleri yürüdüğümüz bu kutlu yolda.

    Teklifler sunulacak bizlere hak yoldan dönmek için, davamızdan vazgeçmek için. Cevabımız ‘Güllerin Efendisi’nin müşriklere verdiği cevap gibi olmazsa, vay halimize! Ne demişti Efendimiz, hatırlayalım: “Allah’a yemin ederim ki güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler yine de bu davadan vazgeçmem, Ya Allah bu dini hâkim kılar ya da ben bu yolda yok olur giderim.”

    Var gücümüzle ‘Güllerin Efendisi’nin yolundan yürümeliyiz şefaatine nail olmak için. Gerektiğinde dünyevî bütün nimetlerden vazgeçerek “davamdan vazgeçmem!” diyebilmeliyiz tereddüt etmeden. Bazen Ammar olmalıyız, bazen Musap! Bazen Bilal olmalıyız, bazen Habbap! Bazen de Ali olmalıyız, Hamza olmalıyız, Halid olmalıyız!

    Darağacında iken müşriklerin tekliflerine “Değil Muhammed (as)’ın benimde yerimde olmasını, vallahi ayağına diken batmasına bile razı olmam” diyerek bir kahramanlık örneği gösteren aziz şehid Hubeyb olmalıyız bazen de.

    Ulaştırmak için topluma ilahi kelamı, yola koyulmalıyız heybemizi doldurarak. Güzel sözle, güler yüzle, hikmetle anlatmalıyız insanlığa İslam’ın güzelliklerini, Kur’an’ın nurlu hakikatlerini. Ahlaki açıdan yozlaşan yolunu kaybetmiş nesilleri, davet etmeliyiz yoluna Rabbimizin.

     

    İnanmak için, öğrenmeli. İnandırabilmek için, çalışmalı. Yaşatabilmek için, yaşamalı. Haddi aşmamak için, nefsi Allah’a bırakmalıyız. Bugünden tezi yok, ‘Bismillah’ diyerek yola revan olmalıyız vakit daha fazla geç olmadan. Haydi ya Allah, haydi Bismillah. Rast gele işlerimiz inşallah.