Akşam: Yatsı:
4 °C
asd

Sorun adaleti esas almakla çözülür

  • M. ŞERiF DURMAZ
  • 2017-09-29 17:46:34
  • 1428 Görüntülenme
  •  

    Adil olmak, adaletle hükmetmek, hakkaniyetten ayrılmamak insana veyahut bir devlete ne kaybettirir ya da ne kazandırır.

    Kısa vadede bir kazanç getirmiyor gibi gözükse bile, adaletle davranmak, herkese hakkını teslim etmek kişiye veyahut bir devlete çok şey kazandırır.

    Ki bir Müslüman olarak ister sıradan biri olalım, ister ülkeyi yöneten üst düzey bir idareci olalım bizim için yegane kriter adaletle muamelede bulunmak olmalıdır.

    Adil olmayı, adaletle davranmayı, haksızlık ve zulüm yapmamayı bize Allah emrediyor. Allah’ın emrine itaat, bizi Rabbul Alemin nezdinde razı olunanlardan eyler.

    Allah muhafaza aksi olursa, dünyada istediğimiz kadar zengin ve makam sahibi olalım, bunlar ahiretimizi kurtarmaya yetmeyecektir.

    Maalesef ki söz konusu çıkar ve menfaatler olunca ve vakıalar adalet penceresinden değerlendirilmeyip etnik ve mezhepsel temelde ele alınınca çoğu Müslüman adil olamıyor, hakkın tarafında yer alamıyor.

    Allah’a ve Peygambere iman etmiş bir Müslüman olarak karşılaştığımız bütün olaylarda adil olmak ve adaletle hükmetmek gibi bir sorumluluğumuz vardır.

    Bu sorumluluğumuz, Müslüman olmamızdan kaynaklanıyor. Müslüman olmayan birinin adaletsiz olması ile bir Müslüman’ın adaletten ayrılması asla bir değildir.

    Irak Kürdistanı Bağımsızlık Referandumu sürecinde yaşananlarla birlikte, Müslümanların hak ve adalet anlayışının yeteri kadar olgunlaşmadığına kanaat getirdim.

    Müslüman olarak bildiğimiz ve güvendiğimiz çoğu söz sahibi insan ve çoğu devlet adamı, yaşananları aklıselimle değil de farklı saiklerle değerlendirdi.

    Bunlara birde gazete, tv ve sosyal medyada ahkam kesenler ile ülkenin ve İslam coğrafyasının kaosa sürüklenmesini sinsice hedefleyenler de eklenince konuşulan seçenekler askeri operasyon, siyasi ambargo ve ekonomik yaptırımlar oldu.

    Oysa yaşanan bu gelişmeler mutlak surette sağduyuyla ve adalet perspektifiyle ele alınmalıydı. Askeri yöntemler ve yaptırımlardan evvel siyasi diyalog devreye girmeliydi.

    Hele hele “bir gece ansızın geliriz, yiyecek ekmek bulamazlar” şeklindeki tehditler dile getirilmemeliydi. Bu türden çıkışların duygusal kopuşlara kapı aralayabileceğinin hesabı yapılmalıydı.

    Coğrafyamızda, askeri yöntemlerle çözülmek istenen sorunların bilançosunun çok ağır olduğu hepimizin malumudur. Askeri yöntemlerle çözülmek istenen sorunların daha büyük sorunları doğuracağı herkesçe bilinmelidir.

    Söz konusu tecrübeler göz önünde bulundurularak, Barzani yönetimiyle yaşananlar askeri yöntemlerle değil diyalog yoluyla çözülmeye çalışılmalıdır.

    Şiddet, tehdit ve nefret dili terk edilerek daha birleştirici ve siyasi çözümü önceleyici stratejik bir dil tercih edilmelidir.

    ABD ve İsrail gibi Müslümanları birbirlerine düşürmek ve çatıştırmak isteyen şer güçlerin oyunlarına gelmemek gerekir.

    Şer güçlerin oyunlarını bozmak, öfke dilini terk etmekle ve yaşananları adaleti esas alarak çözmeye çalışmakla mümkündür.

    Yıllardır askeri operasyonlar neticesinde büyük ve tarifi zor acılar yaşayan Müslümanların, aralarında çıkan meseleleri adaletle, siyasi yöntemlerle ve diyalog yoluyla çözmeye çalışmaları gerekir.

     

    Zira sorunları çözüme kavuşturma hususunda, hiç olmadığı kadar bu dönemde adaleti esas almaya ihtiyacımız vardır.