Öğle: İkindi:
4 °C
asd

28 ŞUBAT’IN İZLERİNİ SİLMEK

  • M. ŞERiF DURMAZ
  • 2017-02-26 15:03:41
  • 1306 Görüntülenme
  •  

    Milli Savunma Bakanlığı’nın hazırladığı yönetmelikle TSK’da görev yapan bayan personeller istedikleri takdirde bundan böyle başörtüsü takabilecek.

    Evvela, resmi gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girecek olan düzenlemenin sevindirici ve müspet bir gelişme olduğunu ifade edelim.

    Ancak düzenlemenin anayasal güvenceye alınmadan sadece yönetmelikle yürürlüğe girmesinin yetersiz olduğunun da altını özellikle çizelim.

    Düzenleme ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Bakan Fikri Işık, bu girişimle birlikte başörtüsü yasağının Türkiye’de sorun olmaktan tamamen çıkmış olduğunu söylüyor.

    Anayasal güvence altına alınmadıktan sonra olası bir hükümet değişikliğinde yeni bir düzenlemeyle tekrardan yasaklanabilecekse, başörtüsü sorunu tamamen ortadan kalkmamış demektir.

    O yüzden şunu özellikle vurgulamak istiyoruz; başörtüsü sorununun tamamen ortadan kalkmış olması için bu ve benzeri düzenlemelerin anayasada yasal güvence altına alınması gerekmektedir.

    Türkiye’de gelecek dönemlerde nelerin olabileceğini şimdiden kestirmek çok zor. Başa gelen hükümet bir önceki hükümetin düzenlemelerini bir mülga haline getirebilir. Bu açığı, göz ardı edemeyiz.

    Şimdiden, başörtüsüne ilişkin yapılan düzenlemelerden ciddi bir biçimde rahatsız olduklarını yüksek sesle dile getirenler var.

    Hatta söz konusu düzenleme ile ilgili, “Milli Savunma Bakanlığı’nın kuvvet komutanlıklarına gönderdiği talimat yasadışıdır. Ben kuvvet komutanı olsam, böyle bir talimatı uygulamam.” diyerek başörtüsü üzerinden İslam’a olan kinlerini dışa vuranlar bile var.

    Cumhuriyetin bidayetinden bu yana toplumu laikleştirmeye çalışan kesimlerin var olduğu hepimizin bildiği bir hakikat. Bu kesimlerin en büyük savaşı dindarlara ve başörtüye karşı oldu.

    12 Eylül darbesinde askeri cuntanın başa geçmesiyle birlikte dindarlara olan düşmanlık artmadı mı, başörtüsüne karşı sürdürülen savaş alevlendirilmedi mi?

    Toplum, seküler bir anlayış üzerinden dizayn edilmeye, yönlendirilmeye ve hizaya getirilmeye çalışılmadı mı?

    Müslüman kesimler özlerinden uzaklaştırılıp asimilasyon politikalarına tabi tutulmadı mı?

    Başörtülü bayanlar en aşağılık yöntemlerle baskı altına alınmadı mı?

    28 Şubat post modern darbesinde ise dindarlara yönelik bu faşizan uygulamalar en üst seviyeye çıktı.

    O günlerde başörtülü öğrenciler üniversite kapılarından içeri alınmadılar, okullarından kovuldular, ikna odalarına alındılar, sınavlarda dereceye girmiş olmalarına rağmen ödüllerini alamadılar, kameraların önünde tahkir edildiler.

    Başörtüsü takan kardeşlerimiz sadece üniversitelerde değil, lise ve ortaokullarda da jakoben zihniyetli kesimlerin çeşitli dayatmalarına ve psikolojik baskılarına maruz kaldı.

    Aynı şekilde kamu kurumlarındaki ve özellikle TSK bünyesindeki dindarlar sayısız hukuksuzluklara uğradı, binlercesi irtica bahanesiyle işsiz bırakıldı.

    Başörtülü diye askerdeki oğlunun yemin törenine alınmayan ve yine aynı şekilde başörtülü diye oğlunun cenaze merasimine katılamayan insanlar oldu.

    O günlerde 28 Şubat için bin yıl sürecek demişlerdi kimileri. 28 Şubat bin yıl sürmedi, ancak izleri yıllarca devam etti.

    28 Şubatçıların yaşattıklarından sonra gelinen süreç, yıllar boyunca baskı ve hukuksuzluklara uğrayan Müslüman toplumumuz açısından yeni sayfaların açılması ve gerçek adaletin yeniden tesisi için bir fırsattır.

     

    28 Şubat’ın izlerini ortadan kaldıran uygulamalarla ilgili yürürlüğe konulan düzenlemelerin anayasal güvence altına alınması gerektiğini ısrarla söylememiz, bu fırsatların elden gitmeden sorunların mutlak çözümü için adımların atılmasını istediğimizden dolayıdır.