İmsak: Güneş:
4 °C
asd

Musibete karşı ümitvar olmak

  • M. ŞERiF DURMAZ
  • 2016-12-08 16:13:49
  • 1235 Görüntülenme
  •  

    Zamanın ne kadar da, çabuk akıp gitmesine şaşırmamak elde değil. Farkında olmasak bile geçen her yıl, her ay, her hafta, her gün, her saat, her dakika, hatta her saniye bizleri ebedi âleme bir adım daha yaklaştırıyor.

    Hayatın keşkemeş ortamının sıkıntılarından kurtulup, huzur ve mutluluğu elde etmek bazen zor oluyor. İnsanoğlunun o ortamlardan el ve ayağını çekmesi için, önce bazı durumlarını çözmesi/halletmesi gerekiyor. Kendiyle ve çevresiyle barışık olmasının yanında, kâinatın yegâne yaratıcısı olan Rabbini tanıması gerekiyor.

    Rabbini tanıyan iman ehli bir insanın kendisine, çevresine ve gelecek nesillere faydalı işler yapacağı muhakkaktır. Yaptığı her işte, attığı her adımda, yediği her lokmada, konuştuğu her kelimede; helal ve haramı, hak ve hakikati, menfi ve müspeti arayacak ve bu doğrultuda hareket edecektir.

    Doğru, faydalı ve olumlu olanı yapacak, karşılaştığı sorun ve sıkıntıları İslami kaide ve kurallar çerçevesinde halletmeye çalışacak; fasit, olumsuz ve şüpheli şeylerden de uzak duracaktır.

    İşte böyle olunca, yani hayatını İslam ile nurlandırınca zamanın boşa geçmediğinin, geçmemesi gerektiğinin farkına varacak, en zor durumlarda dahi hayattan tad alacaktır. Bela ve musibetler anında sabrederek büyük mükâfatlara nail olacaktır. Sevinç ve mutluluk anında şükrederek veya elde ettiği bir başarıyı kendine mal etmeyip, gelen başarının tamamen Allah-u Teâlâ’nın yardımı ile olduğuna inanacaktır.

    Hayatımızda her birimizin karşılaştığı sorunlar vardır. Kimimiz bu sorunların üstesinden gelemeyip, kendini boşluğa bırakıyor. Hayattan ve yaşamdan el etek çekiyor. Umutsuz ve ümitsiz olmaması gerekirken, umudunu yitirmişleri oynuyor. Kanaatkâr ve müsamahakâr olması gerekirken, olanla yetinmiyor ve idare etmiyor.

    Yalnız kalmak istiyor. Yalnızlaşıyor. Yalnız kalınca da sevdiklerine, dostlarına sitemlerde bulunuyor. Ailesiyle, çevresiyle, çalıştığı işyeri ile sorunlar yaşıyor. Yaşadığı olumsuzluklar karşısında sabır silahını kuşanmayıp, yanlış üstüne yanlış, cürüm üstüne cürüm işliyor. Sonra bakıyor ki, yapayalnız bir başına kalmış. Çevresinde güvenilir bir dostu yok, arkadaşları yok, ailesiyle arası bozuk, işten çıkmış/çıkarılmış ve her şey onun istemediği şekilde sürüyor.

    Hayatını eskiye çevirme şansı elindeyken, ebedi âleme göç etmemişken, yapması gerekeni yapmayıp hayatının bu duruma düşmesine sebep olan davranışlarına devam ederse; işte o zaman ebedi hayatı tatmadan önce, fani olan dünya hayatında elzem acılarla karşılaşacaktır.

    Allah'ın rahmetinden ümidini kesmenin bedelini çetin ızdıraplarla ödeyecektir. Çünkü yüce Allah, ümidini hiçbir zaman yitirmeyen nice zor durumda kalan insanı, sıkıntılardan ferahlığa çıkarmıştır. Ve Allah kâfirler topluluğundan başkasının, Allah'ın rahmetinden ümidini kesmediğini Kitab-ı Kur'an'da bildirmiştir.

    “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin, doğrusu kâfirlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.” (Yusuf/87)

    Ümitsizlik içerisinde geçen bir ömür, insana çok şey kaybettirir. İnsan ne ile karşılaşırsa karşılaşsın, hangi sıkıntıyı çekerse çeksin, hangi belaya duçar oluyorsa olsun; sabır etmeyi bilmesi, sabrı bir azık olarak görmesi ve her musibete karşı ümitvar olması gerekir.

     

    Sabır, iman ehli müminin en büyük silahı ve destekçisidir. Acıya, zorluğa, haksızlığa ve başa gelen üzücü olaylara karşı dayanma gücüdür. Karşılaşılan olumsuzluklara tahammül göstergesidir. Ümitsizliğe karşı, etkili bir silahtır. İyiyi ve kötüyü, doğruyu ve yanlışı, izzeti ve zilleti, iman ehlini ve küfür ehlini birbirinden ayıran keskin bir kılıçtır.