Öğle: İkindi:
4 °C
asd

6-8 Ekim, dindarları imha girişimiydi

  • M. ŞERiF DURMAZ
  • 2016-10-06 11:59:34
  • 1194 Görüntülenme
  • HDP ve HDP’den önceki PKK geleneğinden gelen parti yöneticilerinin en fazla kullandığı siyasi terim, “demokratik” kelimesidir. Hemen hemen yaptıkları her açıklamada demokratik kelimesini kullanmaktadırlar. 6-8 Ekim Katliamı’ndan önce de, IŞİD’ın Kobane’ye yönelik saldırılarını bahane ederek genel merkez düzeyinde şu çağrıda bulunmuşlardı: “IŞİD’in saldırılarını, katliamlarını ve destekçilerini kınıyor, tüm dünya halklarını ve uluslararası meslek örgütlerini Kobane ile demokratik dayanışma için sokağa çıkmaya, alan tutmaya ve hayatı durdurmaya çağırıyoruz.”

    HDP’nin “demokratik dayanışma!” çağrısıyla sokaklara dökülen “demokratik vandallar” Batman, Diyarbakır, Mardin, Bingöl, Van, Şanlıurfa ve Şırnak illeri ve ilçeleri başta olmak üzere birçok merkezde HÜDA PAR binalarına ve üyelerinin ev ve işyerlerine taşlı, molotoflu, silahlı “demokratik saldırılar”da bulundular.

    6 Ekim gecesinde sokaklara dökülen güruhun hedefi, HÜDA PAR teşkilat binalarının tümünü ateşe vermekti. Zira onlara göre HÜDA PAR, IŞİD’e destek veren bir partiydi. Oysa hakikatte HÜDA PAR asla IŞİD’e destek vermemişti. Ki Zaten IŞİD, HÜDA PAR’ı tekfir ediyordu. Dolaysıyla bu tam bir çelişkiydi ve HDP/PKK’lilerin asıl kirli ve süfli niyetini ortaya koyuyordu.

    HDP/PKK/KCK’nin çağrısıyla sokağa dökülen “vandallar topluluğu” ortalığı yakıp yıktı, her tarafı ateşe verdi, hayatı yaşanmaz hale getirdi, halkın işyerlerini talan etti, büyük-küçük demeden yolunu buldukları her marketi yağmaladı, cadde üzerlerinde bulunan kuyumcu ve bankaları soydu, ATM’leri yıktı-yaktı, bütün kavşaklardaki trafik ışıklarını kırdı, kimin olduğunu bilmeden yolda park halinde bulunan arabaları ateşe verdi, ambulansları, okulları, hastaneleri, kütüphaneleri, medreseleri, Kur’an kurslarını yaktı.

    Sokağa dökülen çetelerin vandallıkları sadece yukarıda dile getirdiklerim mi? Dahası yok mu acaba? Halkın can ve malına kast eden vandalların yaptıkları insanlık dışı eylemlerin ve vahşi saldırıların dahası var elbette…

    Tarihte belki de benzerlerine rastlanılmamış PKK’li çeteler, Kobane bahanesiyle hayatı yaşanmaz hale getirdikten sonra bu sefer de Diyarbakır’da mazlum ve gencecik fidanlar Yasin Börü ve arkadaşlarına yöneldiler. O gencecik fidanlar ki, Kurban bayramı sebebiyle kesilen hayvanların etlerini Suriye’den göç etmek zorunda kalan Kobane’li fakir ve muhtaç ailelere dağıtmak için kutsal bir görev başındaydılar.

    Bağlı oldukları Diyarbakır KÖY-DER’e geldiklerinde sayıları 200’ü bulan PKK’li barbar çetelerin silahlı saldırılarına maruz kaldılar. Yapacak bir şeyleri yoktu o nazenin fidanların... Hazırlıklı değillerdi, zira kurban eti dağıtımından geliyorlardı. Binaya sıkıştırılmak istendiler vandallar tarafından… Çıktıkları binanın üçüncü katında barbarlıkta sınır tanımayan zalimler güruhunun vahşi saldırılarına uğradılar. Yüzleri ve vücutları kanlar içinde kalmasına rağmen yine de boyun eğmediler, pes etmediler. Tarihleri boyunca Müslüman kanı döken kindar zalimler, Yasin Börü ve arkadaşlarının kanını hunharca döktü.

    Müslümanlara karşı çok kindar olan bu çeteler, hunharca şehid ettikleri o mazlumları orada bırakıp gitmediler. Asla unutulmayacak bu yaptıkları vahşiliklerle yetinmediler. Gençleri binadan aşağı atma girişiminde bulundular. Vicdansız çeteler, hiç tereddüt etmeden yanaştılar bir kez daha o mazlum azizleri aşağı atmak için…

    Kurban eti dağıtımından gelen iman ehli gençler, zalim PKK’li çetelerin saldırılarına maruz kaldıktan sonra hunharca şehid edildiler. Kana doymayan zalimler, şehid ettikleri mazlumları üçüncü kattan aşağı attılar. Yerler, gökler ve tüm vicdanlı yürekler benzeri görülmemiş bu vahşi zulme gözyaşları içinde adeta “yeter” derken, zalimler “demokratik zulümler”ini sürdürmede ısrarlıydılar.

    Çeteler tarafından üçüncü kattan aşağı atılan mazlumların mübarek cansız bedenlerine en azılı düşmanların yapmayacağını yaptılar vahşiler… Üçüncü kattan aşağı atılan genç fidanların cansız bedenlerinin üzerinden arabayla geçtiler. Müslüman kanına ve zulme doymayanlar, daha sonra o mazlum fidanların yüzlerinin tanınmaması için üzerlerine benzin döküp yaktılar.

    Şehitlerin dava arkadaşları olay yerine geldikleri gibi bir umutla arabalara bindirdiler mübarek bedenleri… Yüzleri kandan ve yakılmadan dolayı tanınmıyordu Yasin ve arkadaşlarının... Zalimler çetesi, boş durmadı o esnada da… Hastaneye yetiştirilmek için arabalara bindirilen mazlumların dava arkadaşlarına yolda pusu kurup silahlı saldırıda bulundular. Söz konusu saldırıda da bazı Müslümanları yaraladılar. Yaralı olarak hastaneye kaldırılan Cumali Güneş’te şehadet şerbetini içerek Rabbi Rahman’a kavuştu.

    Allah-u Teâlâ, 6-8 Ekim şehitlerinin o mübarek ve pak kanlarını bereketli kıldı; aziz civanmertlerin şehadetleri, filizlenen davanın dal-budak salmasına, meyveler verip gelişmesine ve haklılığının ortaya çıkmasına vesile oldu elhamdülillah. 6-8 Ekim olayları birçok açıdan dönüm noktası oldu. Kobane bahanesiyle milleti sokağa döküp katliam emrini verenler, o tarihten beri rahat bir gün görmediler; şeytanî planlar yaptılar, planları ters yüz oldu; çukurlar kazdılar, kazdıkları çukurlara kendileri düştü.

    6-8 Ekim 2014’te dindarları imha etmek hedefiyle sokaklara dökülen çetelerin saldırılarında mazlumca katledilen başta Yasin Börü ve arkadaşları olmak üzere tüm aziz şehitleri, şehadetlerinin ikinci sene-i devriyesinde rahmetle yâd ediyorum. Tarihte benzerine az rastlanan vahşetin emrini veren, tetikçiliğini yapan ve bu yaşananlara göz yuman tüm suçluları da lanetliyor, Kahhar olan Rabbimize havale ediyorum.

     

    Müslüman Kürt halkı, Kürtlerin sırtındaki kambur mesabesindeki zihniyetin bidayetinden bu yana yaptığı canilikleri ve katliamları unutmadığı gibi, bundan iki yıl evvel işlemiş olduğu demokratik vahşiliğini de unutmadı, üzerinden yıllar geçse de asla UNUTMAYACAKTIR!