Bazıları meseleyi milliyetçilik üzerinden okuyor; ama konu o kadar basit değil.

Türkiye’de tahmin edilenden daha büyük bir Azerbaycan lobisi var.

İster konuyu enerji faaliyetleri ve dolayısıyla arkasındaki büyük rant üzerinden okuyun, ister Yahudi lobisinin gücü deyin, ister Cumhur ittifakından dolayı iyice palazlanmış milliyetçi damarın etkisi deyin neticede ortada baskıcı rejime eleştiri getirilmesine tahammül edemeyen ve sesi oldukça fazla çıkan bir kesim var.

Aliyev ve ekibinin ise gündemi kesinlikle İslami yaşamı görünür olmaktan çıkarmak, siyonizme daha fazla alan açmak ve bölgesel denge hesapları üzerinden değişken bir siyaset izlemek…

Türkiye’de siyasi iktidara ya da muhalefete kolaylıkla yapılabilecek eleştirilere engel olmak için “yakalama kararı” çıkarmanın, hükümete isimler verip görevden alınmalarını istemenin, erişim engeli talep etmenin ve tüm bunları Türkiye’deki hassas Azerbaycan siyasetinin üzerine bina etmenin başka da anlaşılabilecek bir tarafı yoktur.

Irkçı-faşist kesimlerin uygulamaya konulan ve İslam düşmanlığı içeren siyasete sahip çıkmalarının nedenlerinin içerisinde ise eğer biraz irdelerseniz milliyetçiliğe dair çok az şey bulursunuz.

Siz bakmayın Sovyet dönemi artığı otoriter siyasete sahip çıkanların yasakçılığı savunurken “Arap-Fars etkisine karşıyız” dediklerine…

Mesele sadece İslami değerlere sahip çıkanları yıldırmak, milliyetçi soslarla süslenmiş seküler bir toplum inşa etmektir.

Ümmet bilincine sahip insanlara soykırımcı Siyonist rejim ile yakınlaşma siyasetini kabul ettiremez Aliyev ve avenesi.

Dikta rejimlerde ülke kaynakları genellikle bir kesime peşkeş çekilir ve bu kesimin gücünü koruyabilmesi için de küresel güç odaklarına ihtiyaç duyulur.

Siyonist sermaye içeriye yerleştikten sonra ise kendisine yakın durmayan herkesi tasfiye eder.

Diktatör, güç odaklarına dayanarak iktidarını sağlamlaştırdığını düşünür; ama sistem tümüyle Siyonist sermaye tarafından kontrol edildiği için zaman zaman yıpranan aparatlar değiştirilir, yenileri getirilir.

Buna dair çok sayıda örnek sayılabilir.

Son 40 yıldır dünyanın her yerindeki ırkçı-milliyetçi oluşumların büyük bir kısmı ton ve söylem farklılıklarına rağmen küresel Siyonist hedeflere yakın durdukları için büyüme trendini devam ettirmektedirler.

Avrupa’daki milliyetçi hareketlenmelerin içerisinde soykırımcı Siyonist rejime karşı çıkan bir tek parti yoktur.

Neo Arap milliyetçiliğinin durumu ortadadır.

Türkiye’de son 15 yıl içerisinde geleneksel milliyetçi siyaseti pasif görerek yeni yapılanmaların içerisine girenlerin birçoğunda Siyonist izler bulmak mümkündür.

Dediğimiz gibi İslami yaşamı hedef alan yasakların da yasakçı sisteme destek verilmesinin de milliyetçilikle pek bir alakası yoktur.

Orta Asya ülkelerinin büyük kısmında Azerbaycan benzeri yasakçı uygulamalar vardır ve bunun en büyük sebebi maalesef bu ülkelerde Sovyet zihniyetinin devam ediyor oluşudur.

Ama şunu unutuyorlar.

Halkın inanç değerleriyle mücadele eden kimse şimdiye kadar kazanmamıştır, kendileri de eninde sonunda kaybedeceklerdir.

Seçimler yaparak halkın tercihine saygı gösterdiğini iddia eden diktatörlerin nasıl seçim tiyatroları düzenlediğini artık herkes görmektedir.

Eleştirileri baskıyla ortadan kaldırmanın gerçekleri örtemeyeceğini kendileri de anlamalıdır.

İslam ile savaşanların hiçbiri iflah olmamıştır.

Üstad ne güzel söylemiş:

“İslâmiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez; gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar.”