İmsak: Güneş:
4 °C
asd

"SIKILIYORUM" DEMENİN ARKA PLANI

  • Selahaddin Altun
  • 2022-05-29 11:04:53
  • 662 Görüntülenme
  •  

    -Sıkılıyorum, dedi. 

    Neden sıkılıyorsunuz?

    -Hayat, eğlenceli geçmiyor da ondan. 

    Hayatı sürekli eğlenceyle geçirmek bu dünyada mümkün mü?

    - Daha önce hayatımda huzur vardı, ama. Yani, eğleniyordum. Şimdi ise eskisi gibi tat alamıyorum.

    Eskiden çocuk olduğunuz için olabilir mi?

    -Olabilir, yani.

    ... 

    ... 

    ... 

    Yaşın ilerlemesiyle birlikte insanların hayata karşı beklentileri de değişiyor. Çocukluktaki o masumiyeti koruyamayabiliyor insan. Çocukken fıtrat temiz olduğu için küçücük şeylerle dahi insan mutlu olabiliyor. Ama şimdi ise azgınlaşmış bir nefsin peşinden sürükleniyoruz. Ne yapsak ne etsek de yaranamıyoruz nefse. 

    Nefis, bir kuş gibi daldan dala atlıyor. Eğer, nefsimizi zapt etmezsek bizleri diyar diyar gezdirir. Kafese konulan bir kuş gibi nefsimizi kafese koyup bizleri peşinden sürüklemesine izin vermemeliyiz. Eğer bizler, nefsi tatmin etme peşinde koşarsak ona yetişemeyiz. Ayrıca nefis, hiçbir zaman da tatmin olmaz. Hayatlarının merkezine nefsi koyanlar, daima karanlık bir ruha sahip olmuşlar. Çünkü nefsin yoldaşlığı şeytana gider. Şeytan ise insanın mutluluğunu değil, bilakis mutsuzluğunu ister. 

     

    Değerli genç kardeşlerim! 

    Hayatta mutlu olmak aslında çok da zor bir şey değil. Hayatı kendimize zindan etmenin manası yok. Huzurun İslamî bir yaşantıda olduğunu aklımızdan çıkarmayalım. Kendi dünyamızda oluşturduğumuz sis bulutlarını dağıtalım. İman nuruyla içimizi ve dışımızı aydınlatalım. Dünyanın bir oyun, eğlence ve oyalanmadan ibaret olduğunu aklımızdan çıkarmayalım. Bize bahşedilen maddi ve manevi cihazatları sürekli mutlu olma ihtiyaçlarını bu dünyada sağlayamayız. Asıl mutluluk yurdu daru’s-selam/ esenlik yurdu olan ahirettir. Bu dünya bizler için imtihan yeridir. İmtihanda olduğunu unutmayan insanlar, asıl mekanları için çalıştıkları için daha huzurludurlar. Ama imtihanı unutup geçici mutlulukların peşinde koşanlar heva ve heves ağına takılırlar. İstedikleri huzuru yakalayamazlar. Sorumluluklarını yerine getirmedikleri için huzursuzlukları daha da artar. 

     

    İki sınav öğrencisini düşünün: 

    Biri dersine çalışıyor, diğeri ise keyfine bakıp hiç çalışmıyor. Dersine çalışan öğrenci, hayatını programladığı ve bir hedef dahilinde yaşantısını sürdürdüğü için bir gayesi/amacı var. Bu amaç uğruna mücadele etmek onu mutlu ediyor. Günlerin, ayların ve yılların nasıl geçtiğini pek de anlamaz. Hatta zamanın yetmediğinden de şikâyet edebilir. Onun için günler ve aylar öyle geçiyor ki farkına bile varmıyor. 

    Ama sınava çalışmayan için; saatler, günler birer işkence seansı gibidir. Sınava çalışması gerekirken çalışamaması onu içten içe huzursuz ediyor. Kafasında hep sınav yaklaşıyor, ama çalışamıyor. Hazırlığı yok. Bu düşünce onu yiyip bitiriyor. Bundan dolayı sürekli içsel huzursuzluk yaşar. 

    Nefis; rahatlık ve eğlence peşinde gezmek ister. Bu isteği bu dünyada olacak değil. İmtihan dünyasında rahatlık ve keyif dediğimiz bir başıboşluk olmaz. Bu noktada Üstad Bediüzzaman, Risale-i Nur'da bu konuya şöyle değinir:

     

    ... işsiz, tembel, istirahatle yaşayan ve rahat döşeğinde uzananlar; ekseriyetle, sa’y eden, çalışanlardan daha ziyade zahmet ve sıkıntı çeker. Çünkü daima işsizler ömründen şikâyet eder, eğlence ile çabuk geçmesini ister. Sa’y eden ve çalışan ise şâkirdir, hamd eder, ömrünün geçmesini istemez. “Rahat içinde ve boş olan kimse ömründen şikâyet eder, çalışıp iş gören kimse ise hâline şükreder. Küllî düsturdur. Hem o sırladır ki “Rahat zahmette, zahmet rahattadır” cümlesi darb-ı mesel olmuştur. (Lem’alar, On Yedinci Lem’a)