Öğle: İkindi:
4 °C
asd

BALIK GÖRMEZ, HALIK GÖRÜR

  • Mustafa GÜLTEKiN
  • 2020-12-04 13:58:47
  • 421 Görüntülenme

  • Bugünkü yazımda değineceğim konuyla ilgili çoğumuzun tecrübe ettiği örnekler vardır. Özellikle devlet dairelerinde belli bir makam sahibi olan insanlara başkalarının işi düşünce, muhatabının gururunu hiçe sayarak takındıkları tavırdan bahsediyorum. Nitekim daha önce profesör, hakim, doktor, öğretmen vs meslek sahibi olanların, herhangi bir sebepten dolayı şimdilerde inşaat işçisi, amele ve seyyar satıcı olduklarına şahit olduk. Sakın yanlış anlaşılmasın! Amacım bu meslekte çalışanları ve mesleklerini hor görmek değil. Çünkü zamanında bu mesleklerden bazılarında çalışmış biriyim. Her şeye Kadir olan Yüce Allah layık olmazsan, verdiği nimetleri almayı da bilir.

    Genel olarak devlet kurumlarında, özellikle de hastanelerde sıklıkla karşılaştığımız bir durumdur bu. Zira hastaneye işi düşenlerin hiç biri durduk yere gitmez. Ya kendi ya da yakınlarından biri rahatsız olduğu için gider. Bu tür zamanlarda gözü kendisinin işini kolaylaştıracak ona moral verecek hastane çalışanı, tanıdık birini, arar. Aradığı anda genelde o kişi karşısına çıkar. Ama sanki tanıdığı bildiği kişi değil de bambaşka biri oluvermiştir. Hatta bulunduğu konumdan dolayı karşısındakine tepeden bakan, araya resmiyet duvarını ören bir kişiliğe bürünmüştür. Halbuki sadece işinin gereğini yaparak bile bu insanların hayır duasını alabilecekken onların kalbini kırmayı tercih etmiştir.

    Bu durum Mevlana hazretlerinin şu sözünü akıllara getiriyor: “Kâbe, Azer’in oğlu Halil İbrahim’in yaptığı bir binadır. Kalp ise, yüce Allah’ın nazargâhıdır. Bu sebeple, bir gönül yıkmak, bin Kâbe yıkmaktan daha kötüdür.”

    Kardeşim, yardımcı olmuyorsan olma! Kalp kırmaya veya insanları rencide etmeye ne hakkın var? Bir de işin daha da hassas bir kısmı var. Ya kırdığın kalbin sahibi Allah katında duası makbul olan mazlum biri ise… Her ne ise bu hamur çok su götürür…

    Değinmek istediğim başka bir nokta ise; karşılıksız iyilik ve kötülük yapana dahi iyilik ile karşılık vermek… Bununla alakalı eskiler ne de güzel söylemiş:

    İyiliğe iyilik her kişinin karı,

    Kötülüğe iyilik er kişinin karı.

    Bu güzel sözü adeta tescil edercesine yaşanmış bir örneği sizinle paylaşmak istiyorum. Rahmetli dedem köyde kimin işi düşse hiç bir maddi beklentisi olmadan sırf Rıza-i İlahi için insanlara yardımcı olmaya çalışıyormuş. Kapısına gelenleri asla boş çevirmezmiş. Günlerden bir gün dayımların işi bir köylüye düşmüş. Bu köylü dayımların işini görmeyince onlar da hemen dedeme koşmuşlar. Dedeme: "Bundan sonra bu şahsın işi sana düşerse kesinlikle yapmayacaksın." demişler. Dedem bu adamın kim olduğunu sormuş. Öğrendikten sonra da oğullarına tamam demiş. Gel zaman git zaman aynı şahsın işi dedeme düşmüş. Dedem de başım gözüm üstüne deyip yardımcı olmuş. Tabi dayımlar bu durumu hazmedemeyip dedeme:" Hani bu adamın işini görmeyecektin?" demişler. Dedemin verdiği cevap adeta ders niteliğinde:" Allah(c.c), rızasını kazanayım diye kapıma nimet gönderiyor. Benden onu geri çevirmemi istiyorsunuz öyle mi?

    Yüce Allah Kuran-ı Kerimde şöyle buyuruyor: ”İyilik ile kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.”(Fussılet 34)

    Şimdi bir karşılaştırma yapalım. Kaçımız balık değil de Halik(Yaradan) görüyor diye bir şeyler yapmaya çalışıyoruz? Ya da kaçımız, uzun zamandır görmediğimiz insanlar bize muhtaç olunca hiçbir karşılık beklemeden sırf Allah rızası için yardımcı olmaya çalışıyoruz. Şunu unutmamak lazım: Bize makam mevkiyi veren de insanları bize muhtaç eden de Rabbimizdir. Onun bir ‘’Kun Fe Yekun’’ emri ile her şey  tersyüz olur. Biranda ihtiyaç duyulan değil, muhtaç olan oluverir insan.

    Fi Emanillah…