İmsak: Güneş:
4 °C
asd

HIRSIZLIK

  • Mehmet Ziya Gümüş
  • 2020-11-04 16:31:46
  • 316 Görüntülenme

  • Gazeteye göndermek üzere bir yazı yazmak için bilgisayarımın başına geçerken, hangi konuda yazacağıma ilişkin bir fikrim yoktu. Bilgisayarımı açarken iletişim fakültelerinde radyo için söylenen “Radyo meşgul etmez eşlik eder” sözüne binaen Batman’dan “İslam Ümmetinin sesi” şiarıyla yayın yapan Aksa FM’i dinliyordum.

    Radyodan yerel gazeteleri okuyan sunucu, “Altınlarımı çalan hırsız serbest bırakıldı” başlığıyla Rehber Gazetesi’nden detayları şöyle olan bir haber okudu; 25 Temmuz’da kuyumcu bir vatandaşın dükkânından 200 bin lira değerinde altın çalınmış. Kamera kaydı olmasına rağmen şüpheliler 3 ay gibi kısa bir sürede serbest bırakılmış, işyeri sahibi hırsızların bu kadar kısa sürede serbest bırakılmaları karşısında şoke olmuş, Türkiye’de hırsızlık suçunun bir cezasının olmadığını ileri sürmüş ve bununla beraber kendi mağduriyetinin de giderilmediğini söylemiş. İşyeri sahibinin iddiasına göre şüphelilerden biri suçunu itiraf da etmiş. Yine iddiasına göre deliller olmasına rağmen serbest bırakılmışlar. Bırakılmaları nedeniyle adamın adalete olan güveni de sarsılmış. Böylece adalete güveni olanlardan bir kişi daha eksilmiş. Bu vesile ile Adalet Bakanlığı’nın da kulaklarına üfleyelim ki uyansınlar.  İçişleri Bakanlığı’nın kulağına da başkaları üflesin.

     Mağdur ayrıca şunları söylemiş; “Bırakılmaları hırsızlığı teşvik anlamına da gelir, en ağır şekilde cezalandırılmadıkları takdirde ne hırsızlık olayları biter ne de millet huzur bulur.”

    Milletin “Ekonomik güven endeksindeki artış, reel kesim, hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörü güven endekslerindeki artışlardan kaynaklandığı…” türü açıklamalara bakmadığını, vakıaya baktığını belirtmekte yarar var. Millet hırsızlık var mı yok mu? Ona bakar. Malının çalınıp çalınmadığına bakar. Millet, cebine-cüzdanına, altınlarına uzanan eller var mı yok mu? Ona bakar. Kimsenin güven endeksi, reel kesimden falan anladığı yok…

    2002 seçim dönemini çok iyi hatırlıyorum. Bu millet hırsızlardan bezdiği için bu iktidara yol vermişti, yolunu bulması için değil.

    Uzun zaman “Hortumların kesilmesi” bir övünç kaynağı olmuştu. Şimdi de vatandaşın sesi olmak zorundayız. Daha dün bir arkadaşımın dükkânına gelen bir hırsız, ondan yarım kilo peynir istemiş, o da arkasını dönünce hırsız masasındaki telefonunu çalmış… Oyalayarak çalmak… Klasik hırsızlık yöntemi…

    Hırsızlık olaylarının son bulması için en iyi çareyi kim bilir? Diye sorarsak sanırım “Allah bilir” diyeceksiniz. Amenna…

    Allah (cc) ellerini keseceksiniz diyor. Bakın bakalım kaç babaagit hırsızlık yapabilecek! Allah’a kulak verirseniz, yolunuzu da, Doğu mu Batı mı diye yıllardır aradığınız yönünüzü de bulursunuz. Aksi halde; -sosyal duyarlılık kapsamında söyleyelim- size pusulasız bir yol tarifi verirler yönünüzü de, feleğinizi de şaşırırsınız, müzebzeb olursunuz.

    Ne yazık ki; İsviçre Medeni Kanunu, İtalyan Ceza Yasası ve kutsallarımıza hakaret eden Fransız’ın İdare Hukuku ellerimizi kollarımızı bağlıyor, hırsızlar da cirit atıyor…

    Demem o ki; iktidar nasıl ki iktidarının ilk yıllarında hırsızlar ile mücadele etmeyi öncelemişse, sonralamaktan -kelimeyi ben uydurdum- vazgeçmeli tekrar öncelemeli…