İmsak: Güneş:
4 °C
asd

YARDIMLAŞMA-DAYANIŞMA-KAYNAŞMA-2

  • Mehmet Ziya Gümüş
  • 2020-05-07 14:44:42
  • 111 Görüntülenme
  • Şayet yardımlaşma konusunda bir zafiyetimiz varsa bu fıtratımızın ve bağlantılı olarak imanımızın zarar gördüğüne işarettir.  Anayasamız Kur’an-ı Kerim’de hayattaki sistemin bozulmaması için bizi uyarmaktadır. “İyilik ve takva üzerine yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın”  Ayrıca yapılacak yardımlar işe yarar yardımlar olmalıdır.  Gerçekten de işe pek yaramayacak şeyleri vermek kişinin prestijine, saygınlığına zarar verir.“Ey iman edenler kazandıklarınızın en güzellerinden ve helallerinden sizin için yerden çıkardığımız şeylerden infak edin. Göz yummaksızın alıcısı olmayacağınız aşağılık şeyleri vermeye yeltenmeyin. (Bakara 267)” Sadece bu ayeti ve hikmetini anlayıp uygulayabilseydik bugün yaşadığımız birçok sosyal ve psikolojik problemi yaşamıyor olacaktık.

    Sadaka vermenin, infak etmenin de bir yolu yordamı vardır. Rencide etmemek, onurlarını kıracak sözler sarf etmemek gerekir, vermekle onları kendi kontrolümüze almaya çalışmamalıyız.Yukarıda yardımlaşma ile sevginin etkileşim halinde olan iki kavram olduğunu söyledik. Şayet yardımlaşma usulüne uygun yapılmasa başa kakılsa, eziyet unsuru haline getirilirse kin doğurur.“Ey iman edenler! Malını sırf insanlara gösteriş olsun diye infak eden, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan bir kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmakla ve eziyet etmekle boşa çıkarmayın”(Bakara: 264) Allah’uTeâla aslında o fakire vermek üzere o zengine mal bahşetmiştir. Dolayısıyla zenginin malında fakirin hakkı vardır.Bu senin hakkındır, diye bir bildirimde bulunmak belki de işin süsü olur. “Onlar ki, dilenene ve yoksula (verilmek üzere) mallarında bilinen bir hak vardır. (Mearic24) Ne diye başa kakıyorsun ki! Başa kakılacaksa vermemek daha evladır. Zaten vermekle kendini günaha sokuyorsun.Ona eziyet etmekle kinini celb ediyorsun ve toplumsal yapıyı zedeliyorsun, milletin psikolojisini bozuyorsun.Çocuklarımızın yanında zekâtımızı ve sadakalarımızı vermeliyiz ki onların fıtratlarını muhafaza edelim. Onlara yardımlaşmayı öğretelim.

    Allah’uTeâla “Kendilerine rızık olarak verdiğimizi Allah yolunda harcarlar.” Ayeti kerimesinibize adeta bir ipucu olarak verip kendimizi test etme imkânı da vermektedir.Birçok ayeti kerimede namaz ve zekât beraber zikredilir. Bu iki ibadet ruhsal ve sosyal hayatımıza bakar. Toplumumuzun büyük çoğunluğunun ruhsal ve sosyal problemleri olduğu düşünüldüğünde yardımlaşmaya ne kadar da ihtiyacımız var.

    Yardımlaşma, paylaşma başkasının derdiyle dertlenmeKur’an’ın ve dinimizin bir öğretisidir. Yardımlaşma imanı tezahürüdür. “Allah cömerttir cömertleri sever. Yarım hurmayla da olsa kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz. Komşusu aç iken kendisi tok yatan bizden değildir” Hadis-i şerifleri bilmeyenimiz yoktur.

    Şehirleşme tarzımız, yardımlaşma sistemimize ağır bir darbe vurmuştur. Daha önceki yaşam tarzımızda zengin fakirlerden haberdardı ve bir şekilde yardım da, ederdi. Şimdi zenginler fakirlerden haberdar değil. Zenginler güzel iyi yerlerde araziler alarak sitelerde belirli yerlerde bir araya geldiler. Koloniler oluşturdular, bir araya gelerek fakirleri fakir mahallelerde bıraktılar. İç içe iken en azından hallerini görüyorlardı. Kendilerine ayırdıkları özel mekânlarına gittikten sonra fakirleri tümden unutuverdiler.

     Şu semt zenginler semti… Kimse orada ev alamaz, kimse orada ev kiralayamaz, kiralar şu kadardan başlıyor. Zengin ve fakir birbirlerinden uzaklaştıkça uzaklaştılar. Zenginler fakirleri bırakıp gittiler kimse artık fakirin halinden haberdar değil. Zenginler fakirlerin kendilerini Allah’a yaklaştıran vesileler olduğunu unuttular. Toplumsal yaşam hayal oldu, masal oldu. Bireysel yaşam gözde oldu. Konu karmakarışık… Biri çıkıp da bu işin kitabını bir yazsa!