Müslüman İran halkının cesareti, yiğitliği tüm hesapları altüst etti, tüm tuzakları bozdu, düşmanı ümitsizliğe düşürdü, dünyanın mazlum halkları için büyük bir cesaret ve moral kaynağı olurken şer güçleri şok edip hayal kırıklığına uğrattı.

Oysa hesapları, hayalleri bambaşkaydı… Hiçbir gücün kendilerine karşı duramayacağını, hiçbir halkın kendilerine diklenip meydan okumaya cesaret edemeyeceğini sanıyorlar ve bu sanılarını tüm dünyaya da pazarlıyorlardı. Ne yazık ki kontrol ettikleri devasa medya ve iletişim ağı sayesinde yoğun bir şekilde bu algıyı pompalayıp herkese kabul ettirmişlerdi.

İran İslam Cumhuriyetine yönelik tehdit dili yoğunlaşıp saldırı hazırlıkları geri dönülemez bir seviyeye ulaşınca tüm dünya İran’ın günlerinin sayılı olduğuna inanmaya başladı. İslam düşmanları büyük bir sevinç içinde İran’daki İslami rejimin yıkılacağı günleri beklerken Müslüman ve mazlum halklarda da bir hüzün ve korku dalgası hâkim oldu.

Hatta İran İslam Cumhuriyetine komşu birçok ülke sınırlarında teyakkuza geçti, güvenlik önlemlerini artırdı. Amerika ve Siyonist rejim İran’ı vurunca yüzbinler halinde yaşanacak olan göç ve kaçış dalgasına hazır olmaları lazımdı. Başta devrik şahın Siyonist oğlu olmak üzere İranlı muhalifler, milliyetçi, laik, Batıcı kesimler İslami rejimden sonra İran’ı kimin yöneteceği tartışmasına tutuşup Amerika ve Siyonistlere şirin gözükme yarışına girdiler.

Hiç kimse İran İslam Cumhuriyetine hayatta kalma şansı tanımadı. Amerika bu konuda herkesi ikna etmişti. Televizyon kanalları, sözde uzmanlar ahkam kesmeye başladılar. İran’daki rejimin kaç gün içinde yıkılacağına dair tartışma programları birbiri ardınca yayınlanmaya başladı.

Ve Haçlı-Siyonist ittifakı bütün gücüyle saldırdı. İlk saatlerde İmam Hamaney ve çok sayıda üst düzey lideri şehit ettiler. Bir kız okulunu bombalayıp 170 minik yavruyu da paramparça ederek İran halkında bir korku ve dehşet havası yaratmaya çalıştılar.

Ve herkes beklemeye başladı; birkaç saat veya birkaç gün için İslami rejim devrilecek, muhalifler sokaklara inip devlet dairelerini ele geçirecek, İran halkı da korku ve panik içinde ya sınırlara yığılıp komşu ülkelere kaçmaya çalışacak ya da evlerinde oturup olanların nasıl sonuçlanacağını bekleyecekti. Düşmanlar sevinç içinde ellerini ovuştururken dostlar keder içinde yutkunup duruyorlardı.

Ama öyle olmadı… Dostları sevinç, coşku, ümit içinde bırakan, düşmanları da korku ve hayrete düşüren kahramanlıklar silsilesi başladı. Müslüman İran halkı, İslam Cumhuriyetinin yetkililerinin de çağrısıyla yüzbinler, milyonlar halinde sokaklara, caddelere akın etti ve başları üzerinde uçan savaş uçaklarına, fırlatılan füzelere, bombalara aldırmadan ölüme meydan okumaya başladı. İnsanlar şehadet marşları söylemeye başladılar. İran İslam Cumhuriyeti ordusu da aynı cesaret ve kahramanlıkla dünyanın süper gücü sayılan Amerika ve Siyonist çete ile destansı bir çatışmaya tutuştu. Korkusuzca savaştı ve hala savaşıyor.

Özellikle Dünya Kudüs Gününde İran İslam Cumhuriyetinin liderlerinin milyonluk halkla birlikte ülkelerine ölüm kusa savaş aygıtlarına aldırmadan meydan ve sokaklarda cesurca yürümeleri ve şehadete hazır olduklarını ilan etmeleri tüm dünyada büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla karşılandı.

Savaşın yirminci gününe girdik… İran halkı binlerce şehit ve binlerce yaralı vermesine rağmen hala meydanlarda, büyük bir cesaret ve coşkuyla tekbir getirerek Amerika ve Siyonist çeteye meydan okuyor, ölümden korkmadığını, şehitliği canına minnet bildiğini tüm dünyaya haykırıyor. Yine İran İslam Cumhuriyetinin ordusu adeta yedi düvele karşı savaşıyor ve aynı coşku ve cesaretle düşmana darbe vuruyor.

Peki Müslüman İran halkına bu cesareti veren ne? Bu cesaretin, yiğitliğin, ölüme meydan okumanın kaynağı ne? Hangi saik İran halkına bu izzeti bu onuru bahşediyor? Milliyetçilik mi? Beşerî ideolojilere bağlılık mı? Kan ve toprak bağı mı? Laiklik mi? Öyle olsaydı diğer dünya halkları da aynı cesareti ve yiğitliği gösterirdi…

Hayır… Kesinlikle hayır! Müslüman İran halkına bu cesareti, yiğitliği, izzeti bahşeden şey imanı, Allah’a olan bağlılığı ve güveni, ahiret bilincidir… Bu cesaret ve yiğitliğin kaynağı İslam’dır, yüce İslami değerler ve öğretilerdir.

Müslüman Gazze ve Filistin halkına, Müslüman Lübnan ve Yemen halkına ve diğer kahraman Müslüman halklara direnme, karşı koyma, boyun eğmeme, ölüme meydan okuma gücü veren şey ile Müslüman İran halkındaki bu cesaret ve yiğitliğin kaynağı aynıdır; İslam’a olan bağlılık, Allah’a olan teslimiyet ve ahiret bilinci…

Artık bütün dünya bu gerçeği konuşuyor, esaret altındaki mazlum Müslüman halklar ve diğer mazlum halklar bu gerçeği hissetmeye başladı. Egemen zalim zorbalardan, vahşi emperyalist güçlerden, çocuk katili sapkın sömürgecilerden kurtulmanın, onlarla baş etmenin, direnebilmenin tek yolunun İslami değer ve öğretilere sarılmakla, Allah’a teslim olmakla, Müslümanca yaşmakla mümkün olduğunu anlayan mazlum hakların dünyanın kaderini değiştirecek uyanışları başladı elhamdülillah! Müstekbirler yakında nasıl bir inkılapla yıkılacaklarını dehşet içinde görecekler inşallah!

Ümmet için, Muhammediler için yenilgi dönemi kapanmıştır! Gazze destanı, İran İslam Cumhuriyetinin kahramanca direnişi bu gerçeği ispatlayan ilk örneklerdir. Bunun devamı kesinlikle gelecektir. Müslümanlar için ümitsizlik, karamsarlık, korku dönemi kapanmıştır inşallah!