Akşam: Yatsı:
4 °C
asd

Dava arkadaşlarının dilinden Molla Said Varol: O tam bir "Dava eri"ydi

Dava arkadaşlarının dilinden Molla Said Varol: O tam bir

​12 Haziran 2018'de geçirdiği elim bir trafik kazası sonucu vefat eden Hizbullah Cemaati'nin önde gelen isimlerinden Molla Muhammed Said Varol'u anlatan dava arkadaşları, onun İslam davası için hayatının sonuna kadar çaba gösterdiğini söyledi.


Muhaceratta iken geçirdiği trafik kazası sonucu ebediyete irtihal eden Hizbullah Cemaati'nin önde gelen isimlerinden Molla Muhammed Said Varol'un dava arkadaşları, Varol'un hayatı boyunca ilim tahsil edip çevresindekilere bu ilmi aktarma gayretinde olduğunu belirtti.

3 yıl önce hayatını kaybeden Molla Varol'un, hayatı boyunca İslam davası için birçok bedel ödediğini belirten dava arkadaşları, onun cezaevinde yapmış olduğu ilmi çalışmaları da anlattı.

Molla Said Varol ile 1992 yılında tanıştığını söyleyen Edip Balık, "Biz o zamanlar Seyda'ya göre daha gençtik. Onu ilk gördüğümde genç yaşta kendisinin davanın yükünü nasıl omuzlayabildiğine şaşırmıştım. Kendisi bizim evde epey kaldı. Bazı hizmetlerde birlikte olunca Seyda'da ki davaya olan vukufiyetini gördüm ve ona karşı takdir, muhabbet ve hürmet besledim. Vaaz, nasihat ve telkinleriyle bizlere sürekli yol gösterip önümüzü açtı. Şu an İslam davasına bağlılığımız varsa ve akidemizde bir tutarsızlık yoksa bunun sebebi Seyda ile yaşadığımız hayatın meyvesidir." ifadelerini kullandı.

"Medreselerde ortalama 8-9 yılda öğrenilecek Arapça ilmini, onun yanında yaklaşık 2 yılda bitirdik"

Molla Said Varol ile ayrıldıktan sonra 2001 yılında aynı cezaevinde karşılaştıklarını söyleyen Balık, Varol'un cezaevi hayatını şu ifadelerle anlattı:
Onunla Siirt Cezaevinde karşılaştık. Önce farklı koğuşlardaydık, sonradan aynı koğuşa düştük. Bir araya geldiğimiz gibi ilim tahsil etmeye başladık. Biz cezaevinde daha çok Siyer, Risale-i Nur ve Tefsir dersleri yapıyorduk. Fakat Seyda Molla Said cezaevine geldikten sonra ders programımıza Arapça ilmini de aldık. Arapça'da çok hızlı bir ilerleme kaydettik. Seyda, cezaevinde gecesini-gündüzünü bizlere vakfediyordu. Cezaevine gelmeden önce gözaltında gördüğü işkencelerden dolayı sağlık durumu pek iyi değildi, hatta bazen çok ciddi rahatsızlanıyor ve felç durumlar yaşıyordu. Tüm bunlara rağmen Seyda derslerini hiç aksatmadı. Onun yanında medrese usulüyle, ilk sıra kitaptan son sıra kitaba kadar okuduk

Cezaevinde farklı aktiviteler yapmaya çalıştıklarını fakat Molla Said Varol'un daha çok birbirlerinden istifade edebilmek adına ilim ve tecrübe çerçevesinde zamanı değerlendirmeyi kendilerine tavsiye ettiğini söyleyen Balık, "Günümüzü Seyda'nın dediği gibi değerlendirmemiz gerektiğinin daha faydalı olacağını anladık ve görüş günleri hariç gece-gündüz Arapça ilmini okuduk. Çok şükür medreselerde ortalama 8-9 yılda öğrenilecek Arapça ilmini, bir yıl 8 ayda bitirdik. Seyda'nın daha önceden tahmin ettiği gibi cezaevindeki arkadaşlarımız Türkiye'nin farklı illerindeki cezaevlerine nakledildi." dedi.


"Bütün mesaisini, enerjisini, maddi ve manevi tüm sermayesini davasına vakfeden bir dava eriydi"

Nafile orucun sünnet, ilmin ise farz olduğunu dile getiren Molla Said Varol'un bu çerçevede kendi Arapça ilmini aktarabilmek adına cezaevlerinde bazı arkadaşlarının nafile oruç tutmak yerine kendisinden ilim tahsil edilmesini tavsiye ettiğini belirten Balık, "Molla Said bizlere 'Bizim burada öğrendiğimiz ilim farzdır. Allah'ın izniyle bizler bu ilimle Ümmet'in geleceğini inşa edeceğiz. Elbette ki nafile oruçlar kıymetlidir. Fakat bu şahsımızla alakalıdır, tedris ettiğimiz ilimse ileride bir insanın hayatına fayda verebilir. Dolayısıyla ilimle uğraşalım. Yarın bir gün farklı cezaevlerine gidersek mutlaka sünnet ibadetlere ağırlık vereceğiz.' demişti. Bu sözünden bir müddet sonra ben ve 2 arkadaşım Bolu F Tipi'ne nakledildik. Orada bizlere Arapça üst ilmini aktaracak biri olmadığı için Seyda'dan öğrendiğimiz kitapları tekrar ettik." şeklinde konuştu.

Molla Said Varol'dan hep faydalandıklarını belirten Balık, "Seyda Arapça ilmine çok vakıf olduğundan dolayı ona sorduğumuz soruları bize okuması bile yetiyordu. Seyda ufuk sahibi ve 'Dava Adamı' ifadesini kendisinde toplayan biriydi. Bütün mesaisini, enerjisini, maddi ve manevi tüm sermayesini davasına vakfeden bir dava eriydi. Bizler de kendi kapasitemizce ondan istifade ettik." dedi.


"Seyda, çok mübarek ve ilmi kabiliyeti derin biriydi, meselelere lafzen değil manen yaklaşıyordu"

Molla Said Varol ile birlikte cezaevinde olduklarının farkında olmadıklarını ifade eden Balık, "Seyda cezaevinde o kadar güzel bir ortam oluşturmuştu ki 4 duvarla çevrili koğuşları; neşesiyle, sohbetiyle, muhabbetiyle zaman zamanda latifeleriyle bizim için birer Medrese-i Yusufiye'ye çevirmişti. Yusuf-i Medrese kavramının içini de Seyda doldurdu. Seyda çok mübarek ve ilmi kabiliyeti derin biriydi. Meselelere lafzen değil manen yaklaşıyordu. Okunan Arapça ibarelerden bir ufuk çıkartır, ondan; sosyoloji, siyaset ve dava adamlığı gibi konularında çıkartılabileceğini bizlere gösteriyordu." şeklinde konuştu.

Cezaevindeyken Molla Said'in tahliye olduğunu aktaran Balık, "Allah'a hamd ettik. Onun dışarı çıkmasıyla davanın ivme kazanmasına neden olacağını çok iyi biliyorduk. O, tahliye olunca biz teselli bulduk. Eğer biz dışarı çıkarsak ancak kendi yükümüzü, fakat Seyda dışarı çıkınca bizimle birlikte tüm Müslümanların yükünü taşıdığını bildiğimiz için çok sevindik. Cezaevinde herkes değerliydi fakat Seyda'nın yeri bir başkaydı. Onu davanın istikbali olarak görüyorduk." dedi.


"Seyda, hiçbir sıkıntıyı dünyevi dert edinmezdi, çünkü öyle bir yapısı yoktu"

Molla Said Varol'dan Arapça dersini aldığını söyleyen Mehmet Ali Geçer, "Molla Said Varol, hayatını İslam'a adamış, bu uğurda cefalar çekmiş vefakâr bir insandı. Küçük yaşlardan itibaren ilim tahsil etmeye başlamış, gençliğinde İslam davası için mücadele etmiş ve birçok talebe yetiştirmiştir. Yani hayatını İslam'a adamış ve bu uğurda elinden geleni yapmaya çalışmış bir hocamızdı Molla Said Varol. Kendisi için istediğinin çok daha fazlasını Müslüman kardeşleri için isteyen bir seydamızdı." ifadelerini kullandı.

Rahmetli Molla Said Varol'un İslam davası uğruna birçok fedakârlıklar yaptığını dile getiren Geçer, "Molla Said, muhacerat ve cezaevi süreçleri yaşadığı için çocukları ondan ayrı büyüyerek yaşamıştır. Cezaevinde yaşadığı sıkıntıların yanında, dışarıda da birçok sıkıntıya maruz kalmış ve tüm sıkıntıların üstesinden gelmiştir. Seyda, hiçbir sıkıntıyı dünyevi dert edinmezdi, çünkü öyle bir yapısı yoktu. Onun bütün derdi, İslam ve Müslümanlar için nasıl bir fedakârlık yapabilirim düşüncesiydi. Hayatının sonuna kadar da bu minvalde yaşadı. Allah Seyda Molla Said'e rahmet etsin inşallah." şeklinde konuştu.


"Seyda, ilmi ile amil, Peygamber verasetini hakkıyla yerine getiren büyük bir âlimdi"

Molla Said Varol'u tanıyıp ondan aldığı dersler sonucu kendisinden icazet almanın kendisi için dünyada kazanabileceği en büyük mutluluk olduğunu belirten Muhammed Salih Şimşek, "Seyda, ilmi ile amil, Peygamber verasetini hakkıyla yerine getiren ve gerçekten de yeri doldurulmaz büyük bir âlimdi. Çok çalışkan, azimli, gayretli, fedakâr, zamanını boş geçirmez, her haliyle bizimle ilgilenirdi. Onu çok erken kaybetmemiz ve onun hasreti halen içimizi yakıyor. Onu rahmet, sevgi ve muhabbetle anıyorum. Üzerimizde emeği çoktur." diye belirtti.

Şimşek, "Müslümanlara ve talebelerine çok merhametliydi. Ayet-i Kerime'nin ifadesiyle 'Mü'minlere karşı merhametli, kâfirlere karşı ise çok onurlu, vakarlı, dik duran ve izzetle mücadele eden' bir âlimdi. Onu anlatmak dakikalara sığmaz, saatleri alır. Onu rahmetle ve özlemle anıyorum. O, bizde büyük bir boşluk bıraktı ama biz talebeleri olarak o boşluğu doldurmaya çalışacağız. Onun yolu yolumuzdur, onun bıraktığı miras bizim omuzlarımızda, boynumuzun borcudur. İnşallah son nefesimize kadar Seyda'mızın yolundan gitmeye çalışacağız." dedi. (İLKHA)