Aziz dinimiz İslam’ın önemli şiarlarından olan Kurban Bayramı’nı Gazze Şeridi, Batı Şeria ve Lübnan’a yönelik işgal, yıkım, açlık, katliamlar ve soykırımın gölgesinde yine buruk bir şekilde karşıladık.
Dünya kamuoyu ABD ve İran İslam Cumhuriyeti arasında Pakistan arabuluculuğunda devam eden ateşkes görüşmelerinin sonucuna odaklanmışken haydut ABD’nin şizofren ve aciz başkanı Trump’ın her dakika farklı bir açıklama ve yalanı yüzünden neye inanacağını şaşırma noktasına geldi. Defalarca önce anlaşmadan bahsediyor sonra savaş tehdidine başvuruyor. Trump, siyonist lobinin baskısı ve korkak ruh hali nedeniyle anlaşma yapmaktan korkuyor ve sürekli son hale gelen anlaşmayı daha sert şartlar ileri sürerek sabote ediyor. 12 günlük savaşta da 28 Şubat’ta başlattıkları savaşta da müzakere masasına rağmen saldırılar düzenlediler. En son pazar günü akşam anlaşmadan bahsetti, pazartesi sabah İran’a saldırdı. İran’dan sert misilleme gelince yeniden müzakereden ve İran’ın anlaşma yapmak istediğinden bahsetmeye başladı.
Dünya Trump’ın bu yalancı ve şizofrenik halleriyle, bizler de Kurban Bayramı, hac ibadeti ve bayramda yapılan ibadetlerle meşgul iken Gazze ve Lübnan kurban vermeye devam ediyor. Oralara maalesef bayram hiç uğramadı, bayram gelmedi. Ümmet de zaten Gazze’yi kurban verdi yetmedi, şimdi de Lübnan’ı göz göre göre kurban veriyoruz ve sonuç alıcı etkili bir adım atmıyoruz.
Soykırıma karşı duyarlılığımız gittikçe azalıyor. İslam ülkeleri ve uluslararası kurumlarımız kınamaktan, “daha güçlü şekilde kınamaktan”, “en güçlü şekilde kınamaktan” öte bir şey yapmıyorlar. Halklarda olan duyarlılık da her geçen gün maalesef azalıyor. Batı ülkelerinde dünya vicdanının eylemleri kadar bile olamıyoruz. Bu ara yaptığımız tek şey kurbanlarımızı Gazze’ye ve mazlum coğrafyalara bağışlamak.
Gazze’de sözde Gazze Barış Konseyi ve ateşkese rağmen her gün sivil katliamlar yanında önemli lider ve komutanlar şehid veriliyor. Aynı durum Lübnan için de geçerli. Peki, o zaman bu nasıl bir ateşkestir ki, sürekli Müslümanlar öldürülüyor ve kıyımdan geçiriliyor?
Hiçbir insani özelliği olmayan, hiçbir kırmızı çizgisi ve sözü olmayan, mutlak kötülük olan siyonizmin vahşi şeytanları, Kurban Bayramında da Gazze ve Lübnan’da katliam ve soykırım saldırılarına, Batı Şeria’da da baskınlara ve toprak gaspına devam ettiler. Biz bayram kutlama telaşında iken mezalim devam etti ve kardeşlerimizin kanları oluk oluk aktı.
Gazze Şeridi Sağlık Bakanlığı’nın hafta sonu açıklamasına göre: Kurban Bayramı günlerinde işgalci saldırılarında 33 şehit ve 130'dan fazla Filistinli yaralandı. Böylece 10 Ekim'deki sözde ateşkesin ardından şehit sayısı 930'a, yaralı sayısı ise 2 bin 819'a ulaştı.
Lübnan’da da tablo pek farklı değil. İşgal ordusu, 17 Nisan'da yürürlüğe giren ve 17 Mayıs itibarıyla 45 gün uzatılan ateşkese rağmen saldırılarını aralıksız sürdürüyor.
Lübnan Sağlık Bakanlığı, siyonist rejimin 2 Mart'tan bu yana düzenlediği saldırılarda; 3 bin 412 kişi şehit olduğunu, 10 bin 269 kişinin de yaralandığını açıkladı. Sözde ateşkese rağmen işgal ordusu Lübnan'ın güneyindeki saldırılar yanında sivillerin evlerini yıkıyor ve zulümde sınır tanımıyor.
Allah’tan Lübnan Hizbullahı işgalcilerin sivillere yönelik saldırı ve katliamlarına karşı etkili misilleme operasyonlarıyla işgalcilere ağır darbeler vurarak gönlümüzü ferahlatıyor. Gazze’de olduğu gibi direnişçiler karşısına çıkamayan korkak siyonist katiller mücahitlerden ağır darbe aldıkça, daha da vahşileşip sivil hedeflere daha çok saldırıyorlar.
Gazze’de saldırılar karşısında artık bıçak kemiğe dayandı. HAMAS, Gazze Barış Konseyi üyelerine, saldırıların durdurulması için yükümlülüklerini yerine getirmeleri çağrısında bulundu. Siyonist katiller sürüsü katliamlarına devam ederlerse, sözde ateşkesin hiçbir hükmü kalmayacak ve direniş misilleme operasyonlarına başlayacaktır.
Dünya vicdanı, Küresel Sumud Filosu ile Gazze’yi gündemde tutmaya çalışırken duyarlı kesimler, Gazze soykırımını unutturmamak adına, #LookAtPalestine (Filistin’e bakın) etiketiyle dünyanın dikkatini yeniden Filistin'e, Gazze’ye, Batı Şeria’ya ve Lübnan’a çevirmeye çalışıyor. Bizler de dünya vicdanının sesine ses olalım. Katliamları ve soykırımı gündem etmeye ve direnişi tüm imkanlarımızla desteklemeye devam edelim.
Selam ve dua ile…