Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi hayatına biraz geriden baktığımızda ilginç bir tabloyla karşılaşıyoruz. Ne zaman siyasi açıdan başı sıkışsa, işler sarpa sarsa tam da o sırada gündeme başka bir mesele düşüyor. Kriz büyüyor, gündemin yönü değişiyor, tartışmanın ağırlık merkezi başka bir noktaya kayıyor. Erdoğan ise siyasi tecrübesini kullanarak bu yeni gündemin üzerinde ilerliyor ve çoğu zaman neticeye kendi damgasını vuruyordu.

Siyasetin doğasında elbette gündem değişiklikleri vardır. Ancak Erdoğan’ın uzun siyasi kariyerine baktığımızda, değişen gündemleri siyasi bir avantaja dönüştürme konusunda oldukça tecrübeli olduğunu görüyoruz. Bir başka mesele ortaya çıktığında önce onun oluşturduğu rüzgârı okumayı, ardından o rüzgârın içinde kendi siyasi pozisyonunu güçlendirmeyi başarıyor. Bu tür ani gündem değişikliklerini siyasi bir avantaja dönüştürme konusunda ustalaştığı inkâr edilemez. İsterseniz bu başarıyı muhalefetin zayıflığına, beceriksizliğine ve dağınıklığına da bağlayabilirsiniz, isterseniz şansa da bağlayabilirsiniz.

Son dönemde ise iş biraz daha farklı görünüyordu. Ekonomi kolay taşınır bir yük olmaktan çıkmıştı. Emeklinin maaşı yetmiyor, asgari ücretlinin hesabı ayın ortasında alarm veriyor, kiralar dar gelirlinin belini büküyor, mutfaktaki yangın artık tencerenin kapağını da aşmış durumdaydı. Hayat pahalılığı vatandaşın günlük hayatının en temel meselesi haline gelmiş, iktidarın karşısındaki en güçlü muhalefet partisi de adeta “EKONOMİ” olmuştu. Ekonomi istatistik olmaktan çıkmış hayatın kendisine dönmüştü. Ekonomi muhalefetten daha iyi muhalefet ediyordu. Hâsılı kelam mazlumun ahı indirir şahı noktasındaydık.

Tam bu noktada karşımıza fon meselesi çıktı. Ve bir anda gündemin rengi değişti.

Artık herkes enflasyonu, kirayı, emekli maaşını, pazardaki fiyatları konuşmuyor. Paraların nereden gelip nereye gittiği, kimlerin hangi fonlarla ilişkisinin bulunduğu, hangi hisselerin nasıl el değiştirdiği ve bu ilişkilerin siyasi bağlantıları tartışılıyor.

Erdoğan’ın siyasi serüveninde birçok dönem gördük. Gündem değişti, aktörler değişti, krizlerin adı değişti ama siyasette bir gerçek pek değişmedi: Erdoğan, açılan her yeni kulvarda yüzüp sahile ulaştı.

Ekonominin ağırlığı altında nefes almakta zorlanan iktidar açısından fon tartışmaları, siyasetin yönünü değiştirebilecek yeni bir gündem oluşturdu. Bunun Cumhurbaşkanı Erdoğan’a veya iktidara nasıl bir siyasi alan açacağını zaman gösterecek. Ama şimdiden görünen şu:

Siyasette bazen insanın imdadına yardım çağrısı için gelen değil, hiç beklemediği anda kapıyı çalan mesele yetişir. Fon krizi de iktidarın kapısını tam zamanında çalmışa benziyor.

Şimdi mesele, bu dalganın Erdoğan’ı nereye kadar taşıyacağı ve sahile vardığında garip gurebayı-fakir fukarayı- emekli memekliyi görüp görmeyeceği, onlara dertlerini unutturup unutturmayacağı…

Fon koordinasyon kurulunun kurulması, 131 şaibeli fonun tasfiye edilmesi, borsada fon operasyonları, Devlet Denetleme Kurulu (DDK) da fon işlemleriyle ilgili inceleme ve denetim başlatması gibi adımlar yine bir güven iklimi oluşturmuşa benziyor. Seçim sandığının kurulmasına da fazla bir zaman kalmamış, neticede son düdüğü halk çalacak.