Evlilik; ciddi bir niyetin, emeğin ve fedakarlığın üzerine inşa edilen hukuki, kutsal bir akittir. Ancak bu güçlü ve önemli adım, aile olmak için atılacak en büyük adım olsa da her evlilik kendiliğinden bir aile inşa etmez.

Evet, evlilik aile olma yolunda ilk ve gerekli bir basamaktır. Aile olmaya açılan, rahmet ve bereket kapısıdır. Her aile bir evlilikle kurulur; ancak sadece evlenmiş olmak, otomatik olarak bir aile sistemi oluşturmaz.

Dolayısıyla evlilik ve aile olmak arasındaki farkı idrak edemeyenler, evlilik ile girilen o dünya kapısının hep eşiğinde duruyor olacaktır. Bu sebeple de iki dünya saadetinden mahrum kalacaklardır belki de.

Aile olmak; meşru zeminde iki insanın benlik kalkanlarını indirip, birbirlerine kol, kanat, sığınak olmasıyla, yani sekine ve meveddetle önce iki kişilik bir sistem kurmasıdır. Bu sistemde meveddet kavramı sadece sözel iletişimde kullanılan süslü argümanlara kaynaklık etmez. Sözlerin altını sadakatle, gayretle, ihtimamla dolduran bir eylem kabiliyeti de vardır.

Kadın ve erkek arasında kurulan bu güvenli, güçlü bağ; ortak dil, ortak ahlâk ve yapıcı davranış stratejisi oturduktan sonra, yuvanın temeli zaten sarsılmaz bir nitelik kazanır. Zira aile olmak, sadece biyolojik bir süreç değil; kadın ve erkeğin “biz” oluşuyla ruhunu bulan kutsal bir iklimdir. Bu sarsılmaz iklimde aslolan, nesil yetiştirme derdini ve niyetini kuşanmaktır. Elinde olmayan sebeplerle hane bir çocukla şenlenmese dahi, bu niyet ve gayreti taşıyan bir yuva, aile olmanın tüm ruhuna ve bereketine zaten sahiptir.

Maddi ve manevi tüm hazırlığı tamamlanmış bu bereketli iklime doğan çocuklar ise sevgiyi, adaleti, merhameti, duygu ve değer aktarımını, dengeyi de anne-babasının birbirine olan hürmetini izleyerek öğrenir. Bu yuvada ilk toplumsal aidiyet duygusunu ve karakterini kazanan çocuk, aldığı mirası yarın kendi kuracağı yuvaya, yani sonraki nesillere de taşır biiznillah.

Yani evlilik; iki ayrı “ben”in köklü bir niyet, büyük bir emek ve fedakarlıkla attığı o ilk güçlü adımdır. Teşbihte hata olmaz, “aile olmak ise o iki kişinin “biz” potasında eriyerek derinleşmesi, nihayetinde fıtri bir meyve olan çocukla dal budak sarıp genişlemesi ve doğru değerleri heybesinde taşıyarak nesilden nesile aktarılan canlı bir çınara dönüşmesidir. Evlilik toprağa düşen o ilk tohumsa, aile olmak gölgesinde nesillerin karakter bulduğu o ulu çınarın ta kendisidir.”

Hülasa; aile kurmak, aile olmak, aile kalmak... Bunların hepsi emek, özen, gayret, hassasiyet gerektiriyor. Sadece evlenip, aynı çatı altında yaş almak, “yaşamak” aile olmaya yetmiyor.

Elbette tüm bu satırlar, bu konuda derdi olanlar ve derdine deva arayanlar için birer hatırlatmadır! Değişmeye, düzelmeye, kısacası “geçinmeye ve kenetlenmeye” gönlü olmayanlar için ise kelimeler hep tesirsiz kalacaktır.

Unutmamak gerekir ki; gönülsüz çıkılan yollar ne kadar yürünürse yürünsün, hep aynı ziyan döngüsünde, çıkmaz sokaklara varacaktır. Oysa aile olmak, o çıkmaz sokaklara gelmeden önce birbirinin hukukunu korumak; sevgiyle, ilgiyle, merhametle o emeğe sadık kalmaktır.

Sadakat üzere azmeden sadıklara selam olsun...