Gram altın Cumhuriyet Altını Gümüş ONS Yarım Altın

Öğle: İkindi:
4 °C
asd

Ne yapmaya çalışıyorsunuz?

  • VEYSİ DEMİR
  • 2015-08-21 07:15:46
  • 1118 Görüntülenme
  •  

    20 Temmuz Suruç patlaması sonrası yaşanan çatışma süreci ile ilgili olarak basın ve medyada çok şey yazılıp çizildi. Düne kadar “çözüm süreci” aldatmasını canhıraş bir şekilde savunan ve sivil halka ve dindarlara yönelik saldırı ve katliam girişimlerini bile görmezden gelen “çözüm süreci bülbülleri” şimdi PKK’nin asker ve polise saldırısı sonrası daha yeni uyanmışçasına “çatışmasızlık” sürecinde yapılan saldırıları ekranlarda sıralıyorlar.

    Dün “çözüme evet ama halka saldırılara hayır” diyen bizleri neden dinlemediniz? Sizinki can da dindar halkınki patlıcan mı? Onlar öldürülürken, işyerleri-evleri yakılıp yıkılırken, STK’ları saldırıya uğrarken üç maymunu oynayanlar şimdi feveranınız hiç samimi değil.

    Yapılan yüzlerce saldırı ve ölüm olayları ile 6-7 Ekim vahşetine rağmen öldürülenler dindar olduğu için, “aman çözüm süreci zarar görmesin” diye saldırılara göz yumanlar şimdi ölen asker, polis, halk ve PKK’lilerin öldürülmesinden sorumludurlar. Suruç patlaması ve yaşanan çatışmalarla ilgili görüşümü merak edenler, “SAVAŞ BARONLAR KAZANDI” adlı köşe yazıma bakabilirler.

    Şimdi durum bu iken açıktan yazma cesaret ve onuruna sahip olmayan bazı zevzekler kalkmış, dindar kesimleri suçlayıcı ifadeler kullanıyorlar:   

    Bir yerel gazetede “HADİ ÇÖZÜN DE GÖRELİM!” başlığı altında kimin yazdığı belli olmayan yazıda: Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülebilmesi için 3 yıllık çatışmasızlık hali, birilerinin keyfini işin başından beri hep bozuyordu ya,

    Hükümetin müzakere sürecini yürüttüğü muhataplar noktasında her fırsatta itirazda bulunan HDP, DBP, PKK bizi bağlamıyor, temsil etmiyor diyorlardı ya,

    Bunlar çözüm süreci kalıcı barışa doğru adım adım ilerlerken  “neden biz de bu süreçte muhatap alınmıyoruz” diyerek kafa karıştırdılar hep. 

    Çatışmalar yeniden başladı ya şimdiki ruh hallerini merak ediyorum. 

    Eminim ki gelinen noktadan şimdi çok mesut ve mutludurlar.

    Muhataplık derdine düşenler şayet çatışmazlık sürecinde taraflara “bu işi bir an önce kalıcı bir barışla noktalayın” baskısı yapmış olsalardı kesinlikle müzakereler mutlu sonla sonuçlanırdı.

    Ama ne yazık ki bireysel hesaplar, siyasi rantlar, çekemezlik yüzünden çözüm sürecinin sabote edilmesine yol açtılar.

    Şimdi çözüm sürecinin bitmesinde rol alanlar, kardeş kanının dökülmemesi için nasıl bir rol oynuyorlar acaba?

    Daha doğrusu şimdi ne kadar büyük bir hata yaptıklarının farkındalar mı?

    Hazır AK Parti Hükümeti “biz çözüm sürecini her şeye rağmen yürüteceğiz” diyorken, şu muhataplık konusu peşine düşenlere de fırsat doğdu.

    AK Parti ile bir araya gelip çözsünler, nasıl çözeceklerse çözsünler bakalım Kürt sorununu!

    Çatışmaları ve akan kanı durdursunlar da biz de takdir edelim onları.

    Ancak birbirimizi kandırmanın, lafı dolandırmanın anlamı yok.

    Bu sorun onların çözebileceği kadar kolay ve basit bir sorun değildir. 

    Muhataplık noktasında muhalefet edenlerin hepsi bir araya gelse ve bu sorunun çözümü için 100 yıl çalışsalar, çabalasalar başarılı olamazlar.

    Tamam, onlar da bu sorunun bir parçası ve hatta mağdurları olabilirler.

    Onları da sorunun çözümü noktasında dinlemek ve önerilerini almak gereklidir.

    Ancak onlar sorunun çözümü için birinci derecede muhatap değiller ve olamazlar.

    Diyelim ki AK Parti Hükümeti muhataplık noktasında taktik değiştirip HDP, DBP ve PKK yerine ne kadar Kürt siyasi hareketi ve muhalifi varsa onları bir araya getirip çözüm sürecini devam ettirme yoluna başvurdu, bu yöntemle Kürt sorununun çözülme şansı var mı peki?

    Kime sorarsanız sorun, muhtemelen cevap “Hayır” olur.

    Eee… Madem bu sorun onlarla çözülmeyecekti neden kendilerini yerden yere vurdular bunlar?

    Eğer çatışmazlık sona erip tekrar eller tetiklere gitmişse en az çatışanlar kadar müzakere sürecine muhalefet edenler ve hep kafa karışıklığı yaratanlar da bundan mesul ve sorumludurlar.”

    Şimdi bu yazıyı yazan zevzek iyi dinlesin. Dindar insanlar ve kesimler çözüm sürecine hiçbir zaman karşı olmadı ve destekledi. Eğer iyi niyetli olsanız ilk günden beri gerek HÜDA PAR’ın gerekse STK’ların açıklamalarına baksanız dindar kesimlerin sürece olan katkı ve desteklerini görürdünüz. Bununla birlikte sürecin bu şekilde yanlış bir yolda gittiğini ve bütün Kürtlerin kaderinin bir örgütün siyasi ihtiraslarına kurban edilemeyeceği uyarısını yaptılar.

    Konu gayet açık anlaşılmayacak bir şey yok. Biz diyorduk ki ve şimdi de diyoruz ki:

    1-Silahların susturulması konusunun muhatabı olan örgüt ve parti ile konuşulsun.

    2-Kürtlerin topyekûn hakları için bu örgüt ve partinin de içinde olduğu bütün Kürtler ile konuşulup muhatap alınsın.

    3-Kürtlerin yaratılıştan kaynaklanan hakları pazarlık konusu yapılmasın. Bunlar koşulsuz verilmelidir. Bu haklar bir örgütle pazarlık yapılarak bütün Kürtler onlara mahkum edilmesin.

                    Şimdi bunlara itiraz edebilecek vicdan ve iman sahibi kimse var mı?

    Şimdi iki tarafın da samimi olmadığı bir çözüm sürecinde masayı devirenler sanki dindarlarmış gibi bizleri sorumlu tutmak en hafifi tabirle “ aymazlık” sorun şeytan’dan “Nâsıhun Emin” yapmak isteyenlerdedir. Sorun koynuna akrep alanlardadır.

    Dindar kesimler iş bu noktaya gelmeden uyarılarda bulundu. Yanlış ve eğri bir temel üzerine yapılan bir binanın sağlam olmayacağını ve yıkılacağını söylediler ve haklı çıktılar. Masayı bizler devirmedik ki bizler sorumlu olalım.

     

    Son olarak, muhataplık konusuna gelirsek, hükümet dindar kesimleri muhatap almıyorsa almasın bizlerde onu muhatap almıyoruz. Bizler uyarılarımızı muhatabımız olan Müslüman halka yaptık ve yapmaya devam edeceğiz. Kimseye yaranma derdimiz olmadığı gibi kimseye şirin görünme ve memnun etme gibi bir derdimiz de yoktur.