Akşam: Yatsı:
4 °C
asd

LGS SONUÇLARI VE EĞİTİMİN SORUNLARI

  • Selahaddin Altun
  • 2021-07-11 15:48:53
  • 319 Görüntülenme
  • 1 milyon 38 bin 492 öğrencinin katıldığı LGS'de 97 öğrencinin soruların tamamını doğru cevaplayarak 500 tam puan aldı. Ancak 180 bin 714 öğrenci de sınavdan sıfır puan aldı bu da üzücü olan tarafı. Sıfır çekilen derslerin başında ise 72 binle matematik dersi çekiyor. 2009 Matematik programı; "Her çocuk matematiği öğrenebilir." ilkesine dayanmaktadır. Her çocuk matematiği öğrenebiliyorsa bu kadar sıfır çeken ne oluyor? 

    Sınava girenlerin neredeyse yüzde %20’sine karşılık gelen bu sayının, Türkiye’deki eğitim sisteminin ciddi anlamda sorgulanması gerektiği anlamına geliyor. 500 puanlı sistemde % 73’ü 100-299 puan aralığında puan almış. 

    Tabloya baktığımızda neler görüyoruz? 

    Ya öğrencilerin zekâsında bir problem var ya sorular gerçekten zor ya da eğitim sisteminde bir sıkıntı var. 8 yıl boyunca günde 8 saat okula giden bir çocuk sıfır çekiyorsa bunun sorumlusu kimdir? Pandemi sürecini bahane ederek işin içinden sıyrılmak çare değildir. Hiçbir zamanda olmadığı kadar geniş imkânlara sahiptir günümüz öğrencileri. Kaynak, videolu dersler, dershaneler... haddinden fazla imkân var, fakat öğrenciler hala sıfır çekiyor. Z kuşağı deyip başımıza pohpohladılar.

         Full çeken öğrencileri tanımam, ama eminim ki onlar, Z kuşağı gibi davranmadılar. Telefonları bir kenara atıp kitabın tozlarını yuta yuta başarılı oldular. Öğrencilerin eline, lise eğitimi bitmeyene kadar akıllı telefon verilmesine karşıyım. Çocukları akılsız yapıyor bu akıllı telefonlar. Telefon verilecekse de tuşlu telefon verilmeli. Maksat aile çocuğunu merak edince sorabilsin. Telefon ve tabletler, çocukların gelişimini engelliyor ve hayatlarının en önemli zamanlarını boşa geçiriyorlar. Telefon, tablet ve sosyal medya ile meşgul olmaktan zihinsel olarak gelişmiyorlar. Eğitiminden geri kalıyorlar. 

         Ailelerin çoğunun şikâyeti, çocuğumuz çalışmıyor. Peki çalışmayan bu çocuk, vaktini nereye harcıyor? Ailesine yardımcı olacak bir işte çalışmadığına göre sosyal medya ve gereksiz arkadaşlıklarla vakit öldürmekten başka ne yapıyor? Tüm zihinsel yorgunlukları maalesef bu teknolojik ürünlerden ve sosyal medyadan kaynaklanmaktadır. “Şu videoyu bir izleyeyim hele, şu paylaşıma bir bakayım, dur buna bir cevap yazayım diye diye saatlerce geçen bir zaman israfı ortaya çıkmaktadır. Bu yetmiyormuş gibi saatlerce ekranın başında ve odaklanan gözler beyinde büyük yorgunluğa sebep olmaktadır. Çocuk elinden telefonu bıraktığı gibi kendini bilinmez bir yorgunluğun içinde buluyor. Tek bir sayfa kitap okumadan… Z kuşağı deyip öğrencilerin başını teknolojik araçlardan kitaba yönlendirmek lazım. Aksi halde öğrenciler 3F'ye kurban olurlar. (Fuhuş, futbol, festival) 

         Bu kadar sene okula gönderip de birkaç net yapamayan öğrencinin başarısızlığın altında yatan neden mutlaka sorgulanmalı. Herkesin ful yapmasını bekleyemeyiz, ama sıfır çekecek kadar da değil. Geçmişe nazaran ailelerin çocuklarını okutması yönünden ciddi bir gayretin varlığı inkâr edilemez. Kaynak sıkıntısı da yok. Sorun ya eğitim sisteminde ya da öğrenci de. Sorun öğrencideyse okumak istemiyorsa sosyal hayattan bir meslek öğretilip hayata atılması, geleceği adına daha hayırlı olur. Okumak istemeyeni zorla lise mezunu yapıp sonra hayata atılmasını beklemek zaman kaybıdır. 18-20 yaşına kadar eline bir şey almamış ve her isteği yerine getirilen bir genci getir götür işlerinde çalıştırmak çok zor. Hele bu, burnundan kıl aldırmayan Z kuşağı genç ise çok daha zor. 

         Eğitimde kritik zaman denen bir dönem var. Zamanında öğrenilemeyen şeyler sonradan ya hiç öğrenilmez ya da öğrenilse bile istenen kıvama gelmez. Belli bir yaştan sonra araba kullanmayı öğrenen insanları gözlemlemişseniz ne demek istediğimi çok iyi anlarsınız. Yıllar üzerinden geçmesine rağmen arabayı kullanış şekilleri hala acemice olan insanlar var. 

         Batıya yaranma adına herkesi diplomalı göstermek için çocukları küçük yaşta meslek eğitiminden mahrum bırakıyoruz. Sonradan okul okuma isteği olmayınca veya sınavlarda başarısız olunca korkuluk gibi ortalıkta kalıyor. İşsizler ordusuna bir üye daha yetiştirmiş oluyoruz bu şekilde. Zorlamayla okula gönderilip sınıf tekrarı da olmayınca ağır aksak giden bir tekerlek misali gibi 4 yılın sonunda bir diplomaya sahip oluyorlar. Peki, sonra… Bir dönercide veya markette asgari ücretin de altında amele gibi 12 saat çalışıyor. Tecrübeye dayalı bir meslek yok, bu saatten sonra askerlik, evlilik, aile derken hayat ondan kendi ayakları üzerinden durması için para kazanmasını bekliyor. 

         Okuduğu okul, göstermelik; aldığı diploma da bir kâğıt parçası olarak kalıyor ellerde. Bir hayat daha heba edildi. Bir yıldız daha kayıp gitti… Peki, eğitimin amacı, diplomalı işsiz bireyler yetiştirmek midir? Hayır daha da ötesidir... Eğitimin amacı, daha ulvi bir gaye içindir. Bu ulvi gayemizi unutursak veya ondan saparsak çıkılmaz yollara sapmış oluruz.

         Rabbim; bizi, amacından sapan yollardan uzaklaştırıp muhafaza etsin.

    Selam ve dua ile…