Akşam: Yatsı:
4 °C
asd
Advert

TEMEL VE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

  • Mehmet Ziya Gümüş
  • 2020-08-16 12:48:46
  • 321 Görüntülenme
  • Biliyorum şimdi Temel ile İstanbul Sözleşmesi arasındaki bağı merak edecek, ne alaka diye soracaksınız. Anlatayım…

    Temel oto tamircisinde çalışmaya başlamıştır. Arabasının sağ-sol sinyalleri çalışmayan bir vatandaş arabasını tamirciye getirir. Usta, arızayı giderdikten sonra denemek için çırağı Temel’e seslenir:

    -Yavrum bir bakar mısın, sinyaller çalışıyor mu? Çalışmıyor mu?

    Temel arabanın arkasına geçip sinyallerin bir açılıp bir kapandığını görünce ustasına seslenir.

    -Çalışıyor, çalışmıyor. Çalışıyor, çalışmıyor. Çalışıyor, çalışmıyor. Çalışıyor, çalışmıyor…

    Bu fıkrayı bugünkü Türkiye Gazetesi’nin manşetine binaen anlattım. Manşet şöyle “Erdoğan’dan İstanbul Sözleşmesini iptal sinyali… SÖZLEŞMEMİZİ BİZ YAPARIZ.”

    Haberin detayları ise şöyle: “Cumhurbaşkanı aile yapımızı bozan üçüncü cinse kapı aralayan sözleşmeden çıkabileceğinin mesajını (veya sinyalini) verdi. Erdoğan ailenin temeline dinamit koyan hiçbir anlayış, hiçbir düzenleme, hiçbir ideoloji, insani olmadığı gibi meşru’ da değildir. Tercüme metinler yerine artık kendi çerçevemizi kendimiz belirlememiz gerekiyor. Adına “Ankara kriterleri” der yolumuza devam ederiz.”

    Bana “Kopenhag Kriterleri”ni hatırlatan şu son cümle hem tanıdık hem de ürkütücü geldi…

    Cumhurbaşkanı bir süre önce de İstanbul Sözleşmesi için “İstanbul Sözleşmesi nas değildir” demişti.

    Bazıları da Erdoğan’ın dün söylediği “…kadına şiddetle mücadeleden veya kadınların insan haklarını tesis etmekten bir adım olsun geri gideceğimizi sanıyorlarsa şimdiden bilsinler ki hüsrana uğrayacaklardır” sözünden kaldırılmayacak anlamını çıkarmaktadır. Onlar da kaldırılmıyor, diyor. Her ne kadar Dilipak’a mesaj verdi denilse de.

    Temel’in ustasına dediği gibi biz de etrafımızdakilere İstanbul Sözleşmesi için “kaldırılıyor, kaldırılmıyor. Kaldırılıyor kaldırılmıyor. Kaldırılıyor, kaldırılmıyor” diyoruz. Bizim aklımıza Temel’in fıkrası geldi belki sizin de aklınıza papatya falı gelmiştir. “Seviyor, sevmiyor. Seviyor sevmiyor. Seviyor sevmiyor”

    Dün Muharrem İnce şöyle bir cümle kullandı: “Yandaş medyanın bana olan yakınlığı gözlerimi yaşartıyor.” Ben de Muharrem İnce’nin bu sözünden mülhem Cumhurbaşkanına seslenmek istiyorum. (Biz de bir kere Cumhurbaşkanına seslenelim yani).

    Sayın Cumhurbaşkanı! Ne kadar düşmanınız varsa, sizi ne kadar sevmeyen varsa sizin ekibinizin çıkarıp imzaladığı şu İstanbul Sözleşmesi denilen meş’um şeyi destekliyor. Hepsinin ortak özelliği İstanbul Sözleşmesi noktasında arkanızda duruyorlar. Neden arkanızda duruyorlar biliyor musunuz? Sizi itip düşürmek için. Arkadan hançerlemek için. Yani iyiliğiniz için veya herhangi bir sevap için arkanızda durmuyorlar. Arkanızda durmaları hayrınıza değildir. Muharrem İnce’nin sivri zekâsına işaret eden cümlesini bir kez daha hatırlatmak istiyorum. “Yandaş medyanın bana olan yakınlığı gözlerimi yaşartıyor.” Diğer taraftaki yandaşların bu konuda size olan desteği de sizin gözünüzü çakmak çakmak yapmalı değil mi?

    Cumhurbaşkanı’nın söylediği “Artık kendi çerçevemizi belirlemeliyiz” sözüne de muhalefet şerhi koyacağım. Çerçevemiz zaten bellidir. Çerçeveye girmemiz yeterlidir. Yabancı kaynaklı sözleşmelerin bizde doku uyuşmazlığı oluşturduğu bilinmiyor muydu? Doku uyuşmazlığı yetmiyormuş gibi, genetik bozukluğa yol açan ne idüğü belirsiz üçüncü cinse de kapı araladı.

    Velhasılı kelam uzun sözün kısası ben kaldırılıyor, diyorum.