Müslüman bir beldenin çocukları şunu zaman zaman unutsa da tekrar hatırlamak zorunda:

Kazanmanın da kaybetmenin de öncesini ve sonrasını kapsayan bir âdâbı vardır.

Asıl teknik direktör, asıl antrenör herhalde bunun için lazım.

Sonuçta bugün futbol, dost düşman tüm dünyanın benimsediği bir oyun. Ve ülkelerin farklı birçok alanda olduğu gibi burada da temsiliyeti mühim bir mesele.

O yüzden ilgili olup olmama elbette ki herkesin tercihine tabidir ve "malâyâni" deyip hiç oralı olmamak da makbuldür ancak bir nesne, bir olgu, bir davranış "haram liaynihi" değilse yani alkol içmek gibi özü itibariyle yasaklanmış bir hükmü yoksa o zaman bu durumu, neye "vasıta" olduğuna yahut neye “vesile kılınabileceğine” bakarak değerlendirmek gerekir.

Şimdi şu turnuvanın anlam stadına kenardan bir göz atalım.

1- Her işte olduğu gibi evvelâ, asıl hedefin bir maçı kazanmak değil, Hakkın rızasına nâiliyyet olduğuna dair her gün kalp, ruh, akıl ve beden antrenmanı şart.

2- Milyarlarca insanın izlediği muazzam bir fırsatlar geçidinde özellikle hal ve beden diliyle verilecek mesajların kişiyi anında çok yüksek manevi derecelere çıkaracağı bilinmeli.

3- Çaba, taktik, strateji ve pratik için tüm imkanlar zorlandıktan sonra tefviz ve tevekkülün ne olduğu iyi işlenmeli.

4- Her imtihanda olduğu gibi böyle büyük bir sınavın da aslında hususi dua vakti olduğu hatırlanmalı. Kimi temsil ediyorsanız hepsini dua için seferber edebilmelisiniz. Ama bunu yaparken kalkar da camide maç izletme gibi mabedin ruhunu incitecek son derece yakışıksız eylemlere de ses çıkarmazsanız, bunun da “neden kaybettik?” sorunuzun bir cevabı olabileceğini fark etmelisiniz.

5- Sahaya çıktınız, rakipleriniz sizin müslüman olduğunuzu biliyor, oradaki oyuncunun da, dünyanın ücra bir köşesindeki izleyicinin de İslama azıcık bir meylinin, tüm kupaları kazanmaktan daha üstün olduğunu aklınıza getirmezseniz, o akla kırmızı kart da verilse azdır.

6- Ve diyelim ki kazandınız, bir dua, bir şükür secdesi ve bir "bu güzel sonuç bizden değil Allah'tan" biçimindeki tahkiki iman ifadesi, başarınızı çok yücelere taşır.

7- Ya da yenildiniz, o zaman en başa gidip, "maçı kaybettik ama elhamdülillah, tüm aleme, filan mesajı verirken Hakkın izzetine eriştik, güzel ahlak ile gönülleri kazandık" diye başlayan tesellilerin yanında, "ey bize umut bağlayanlar, hayal kırıklığı yaşattığımız için hakkınızı helal edin, kusur bizdeydi, Mevlâ bizim ihmallerimizle bize ders verdi, O'ndan asla ümidimizi kesmiyoruz. Duanızı esirgemeyin bugün olmazsa yarın, burada olmazsa başka yerde, dünyada olmazsa ahirette kazançlar bitmez Allah'ın izniyle" diyebilmelisiniz.

8- Tamam kupayı alarak tüm cihan önünde, bir topluma benzersiz bir gurur yaşatmak değerlidir. Hele de bir asır boyunca bunun açlığını yaşayan bir halka böyle bir sevinç tattırmanın tabi ki müstesna bir kıymeti vardır. Ama bunun ahirette sevap siciline kaydedilmesi için iman ve salih amel mecburiyeti aranır. Hem hayatı buna uygun bir istikamette sürdürme gayreti aranır. Yoksa milyonlarca müslüman “Allah razı olsun” bile dese, bu hayır duaları hükümsüz kalabilir.

Çok mu zor şeylerden bahsediyoruz, ya da hiç kimsenin yapmadığı şeylerden? Hayır.

Bunlara şöyle böyle riayet edenler bu ülkenin takımında da var, başka ülkelerin takımlarında da. Ama bunu bir de fert olarak değil takım olarak düşünün. Ne muazzam olur.

Hem saydığımız hususlar ciddi çalışılıp da icra edilse, konu, futbolun çok ilerisine taşınır.

Yine de söylenecek söz bellidir:

Karamsarlığa yer yok. Başarılar dileriz.