Bir zamanlar mahallenin en güvenli yeri okuldu. Veliler çocuklarını gönül rahatlığıyla öğretmenlere emanet ederdi. Bugün ise birçok veli, çocuğunun okuldan ne öğrendiğinden önce başına bir şey gelip gelmeyeceğini düşünmek zorunda kalıyor. Eğitim Kurumlarının öznesi olan öğretmenler de okulda şiddetin yaşanmadığı günü başarı olarak görüyor. Çünkü eğitim kurumlarımız giderek daha fazla şiddetin, akran zorbalığının, çeteleşmenin ve madde tehdidinin gölgesinde kalıyor.
Son yıllarda ülkemizin farklı şehirlerinde öğrencilerin birbirlerini bıçakladığı, öğretmenlerin darp edildiği, okul baskınlarının gerçekleştiği, okul çevrelerinde uyuşturucu operasyonlarının yapıldığı haberleri sıradanlaşmaya başladı. Bir eğitim sisteminin en büyük alarmı, bu haberlerin artık toplumda şaşkınlık uyandırmamasıdır.
Peki nasıl oldu da çocuklarımızın ilim öğrenmesi gereken kurumlar güvenlik tartışmalarının merkezine yerleşti?
Çünkü yıllardır eğitimin yalnızca akademik boyutuna odaklanırken insan yetiştirmeyi ikinci plana attık. Sınav puanlarını konuştuk ama şahsiyet eğitimini ihmal ettik. Başarı istatistiklerini tartıştık ama gençlerin ruh dünyasında büyüyen boşluğu görmezden geldik.
Bugün ekser gençlerimiz saatlerini sosyal medya mecralarında geçiriyor. Şiddet içerikleri milyonlarca kez izleniyor, küfür ve zorbalık normalleştiriliyor, suçlu figürler kahramanlaştırılıyor. Bir yandan dijital bağımlılık artarken diğer yandan uyuşturucu tacirleri internet üzerinden çocuklara ulaşmanın yeni yollarını buluyor. Eğitim sisteminin karşı karşıya olduğu tehdit artık sadece okul bahçesinde değil, öğrencinin cebindeki telefondadır.
Daha da vahimi, okulların çevresinde dolaşan madde satıcıları meselesidir. Emniyet birimleri her yıl yüzlerce operasyon yapıyor. Operasyonların aralıksız bir şekilde devam etmesi, sorunun da devam ettiğini gösteriyor.
Bir ülkede okul çevresinde uyuşturucu satışı konuşuluyorsa bu sadece bir güvenlik sorunu değil, doğrudan bir gelecek sorunudur.
Burada siyasi iradenin de kendisine şu soruyu sorması gerekiyor: Gençliği korumaya yönelik projeler neden sahada yeterince karşılık bulmuyor? Okul güvenliği konusunda neden hâlâ ülke genelinde standart ve sürdürülebilir bir model oluşturulamıyor? Neden birçok öğretmen disiplin sorunları karşısında kendisini yalnız hissediyor?
Gerçek şu ki; şiddetin arttığı yerde otorite zayıflamıştır. Madde kullanımının yayıldığı yerde denetim yetersiz kalmıştır. Ahlaki çözülmenin hızlandığı yerde ise eğitim yalnızca bilgi aktarımına indirgenmiştir.
Oysa medeniyetler önce sınıfta kurulur. Eğer sınıfta saygıyı, merhameti, sorumluluğu ve ahlakı inşa edemezsek; sokakta güvenliği tesis etmek için çok daha büyük bedeller ödemek zorunda kalırız.
Yapılması gerekenler açıktır:
-Okul çevreleri "sıfır toleranslı güvenlik bölgesi" ilan edilmelidir.
-Okullarda rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmelidir.
-Aile-Okul iş birliği göstermelik toplantılardan çıkarılıp gerçek bir takip sistemine dönüştürülmelidir.
-Dijital bağımlılık ve madde kullanımına karşı erken uyarı mekanizmaları kurulmalıdır.
-Değerler eğitimi ve manevi rehberlik çalışmaları güçlendirilmelidir.
-Sorumluluk ve kültürel aidiyet bilinci en başta aileler sonrasında ise eğitim çalışanları tarafından verilmelidir.
Çünkü mesele birkaç öğrencinin disiplin sorunu değildir. Mesele, bir neslin hangi değerlerle yetişeceği meselesidir.
Bugün okul kapılarında şiddete ve uyuşturucuya karşı mücadele veremezsek, yarın cezaevlerinde, rehabilitasyon merkezlerinde ve parçalanmış ailelerde bunun bedelini ödemek zorunda kalacağız.
Hasılı kelam; eğitim sadece diploma vermek değildir. Eğitim, evlatlarımızı kötülükten koruyarak geleceğe hazırlama sanatıdır. Bu sanat ihmal edildiğinde kaybedilen yalnızca öğrenciler değil, bir milletin yarınları olur.