Gayri ahlakî TV programlarının topluma ciddi zararlar
vermeye devam ettiğinin vurgulandığı açıklamada, son yıllarda Türkiye'de
yaşanan buhranların ve ahlakî çöküşün temelinde yatan film ve TV
programlarının, aile kurumuna büyük darbe vururken toplumda yeni sorunların
oluşmasına da yol açtığı belirtildi.
"Bütün bunlar olurken RTÜK’ün bu konuda üzerine düşen
sorumluluğu yerine getirmemesi düşündürücüdür." denilen açıklamada,
"Türlü stratejilerle değerlerine karşı adeta savaş açılmış bulunan
toplumumuz savunmasız bırakılmış, değerleriyle tamamen zıt yayın ve içeriklerle
baş başa bırakılmıştır. Ahlaksızlığın kaynağı haline gelen yapımlar,
maneviyatımızı kirletmekle kalmayıp insanımızı suça özendirmektedir. Televizyon
ve İnternet üzerinden yapılan yayınları denetlemek ve müdahale etmek için var
olan RTÜK, yayınları eleştirmeyi tercih etmekte, halktan ciddi tepkiler
gelmeden harekete geçmemektedir. İnternet üzerinden yayın yapan ve birçok
ahlaksızlığın kaynağı haline gelen Netflix film platformlarını kontrol edip
denetlemek yerine Türkiye’de yayın yapabilmesine aracılık etmektedir. Bu da
geleceğimiz ve gençliğimiz için büyük bir tehlikedir. RTÜK’e asıl görevini
hatırlatıyor ve daha sorumlu hareket etmesi çağrısında bulunuyoruz. Zararlı
içeriklerle mücadelede daha işlevsel hale gelebilmesi için RTÜK mevzuatı
yeniden düzenlenmelidir." ifadelerine yer verildi.
HÜDA PAR gıda fiyatları konusunda da değerlendirmede
bulundu. Gıda fiyatlarının önlenemeyen yükselişinin büyük bir soruna dönüştüğü
belirtilen açıklamada, Eylül ayında gıda enflasyonu yıllık yüzde 28,8, Ekim’de
yüzde 27,4, Kasım’da ise yüzde 27,1 olarak gerçekleştiği hatırlatıldı.
Açıklamada, "Aşırı maliyet artışları ve aracıların daha
çok kazandığı bir sarmal hüküm sürmektedir. Fiyat artışlarına karşı başvurulan
ithalat yöntemi, geçici çözümler sunsa da yerli üreticinin rekabet gücünü daha
da zayıflatmakta ve sektöre ağır darbeler vurmaktadır. Birçok ülkeye nazaran
tarım ve hayvancılık açısından daha elverişli bir yer olan Türkiye’de gıda
fiyatlarının bu denli artış göstermesi, üretim ve iç pazar politikasındaki
başarısızlığı göstermektedir. Bu sektörde ithalata dayanan politikalar
nedeniyle dışarıya akıtılan kaynaklar yerli üretime yöneltilebilseydi, bugün
çok pahalı gıda tüketen ülke durumuna düşmezdik. Öte taraftan fiyat artışlarını
fırsata çeviren ve stokçuluğun her türlüsünü uygulayan belli kesimler de
fiyatlarda ciddi etki oluşturmaktadır. Bunun önüne mutlaka geçilmeli, gerekli
önlemler bir an önce devreye konulmalıdır." ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, ekonomik koşullar ve sağlık sistemindeki
olumsuzluklar sebebiyle doktorluk mesleğinin gün geçtikçe Türkiye’de daha da
zorlaştığı, genç doktorların da yurtdışına çıkma arayışına girdiği ifade
edildi.
Bu kapsamda, 2021 yılının ilk 9 ayında yurtdışında çalışmak
isteyen 967 doktorun, Türk Tabipler Birliğinden yeterlilik belgesi almak için
başvurduğu belirtilen açıklamada, 2012 ve 2013 yıllarında çift hanelerde
seyreden bu sayının son 10 yılda 5 bine dayandığı kaydedildi.
Açıklamada, "Halen genç doktorların büyük çoğunluğu dil
sınavlarını verebilmek için TUS dershaneleri yerine dil kurslarını tercih
etmekte ve yurtdışında çalışabilmek için imkân aramaktadır. Bu, sağlık
sisteminin sürekliliği açısından büyük bir tehlikedir. Sağlık sistemini
çökertebilecek bu durumun önünü alabilmek için çalışma şartları ve mesleki
iyileştirme anlamında bakanlık ivedi bir şekilde harekete geçmelidir."
diye belirtildi.
Bazı kamu ve üniversite hastanelerinin tıbbi malzeme
üreticilerine borçları sebebiyle ameliyatlarda aksaklıklar yaşandığı ve bazı
tıbbi malzemelerin tedarik edilemediğine dikkat çekilen açıklamada, "Ciddi
bir sağlık krizine dönüşen bu duruma el atılmalı ve hastanelerin borçları bir
an önce ödenmelidir. İnsanların sağlığından kesinti olmaz. Ancak her türlü
suistimalin de önü alınmalıdır. Çoğu ithal edilen tıbbi malzemelerin tedariki,
öteden beri sorun teşkil etmekte, ancak fahiş fiyatlarla tedarik
edilebilmektedir. Biyomedikal bölümler barındıran üniversitelerin, ülkenin
ihtiyacı olan tıbbi malzemeleri üretebilecek alt yapıya kavuşturulması önemli
bir husustur. Bu durum hem sağlık sektöründeki aksamaları bitirecek hem bütçe
üzerindeki ağır yükü kaldıracaktır." değerlendirmesinde bulunuldu. HABER
MERKEZİ




