Süleymaniye merkezli Kanal 8’e konuşan Demir, bölgedeki insani trajediye dikkat çekerek, çatışmaların durdurulması ve kalıcı barışın tesisi için taraflara ve uluslararası aktörlere kritik bir çağrıda bulundu. Suriye halkının 2011'den bu yana büyük acılar çektiğini hatırlatan Demir, yeni bir çatışma dalgasının bölgeyi daha büyük bir felakete sürükleyebileceği uyarısında bulundu.
“Halep'te Başlayan Savaş, Büyük Bir Tehlikedir, Hızla Önü Alınmalıdır.”
Suriye’de yaşananları "büyük bir tehlike" olarak nitelendiren Şahzade Demir, sahadaki durumun vahametini şu sözlerle aktardı:
“Biz büyük bir tehlike görüyoruz. Keşke bunlar yaşanmasaydı. Suriye, milletimizdir. Suriye’deki halklar; hem Kürt, hem Arap, hem Alevi, Dürzi fark etmez; hepsinin başında 2011 yılından bugüne kadar katliam, kargaşa, çatışma ve savaş var. Belki yüz binlerce insan öldürüldü, belki milyonlarca insan mülteci oldu. Bu mülteciler hâlâ dışarıdalar, henüz memleketlerine, vatanlarına dönmediler. Biz istiyoruz ki bundan sonra Suriye'ye sulh, barış, kardeşlik ve adalet gelsin. Gayemiz, amacımız her zaman budur. Bu gayemiz olduğu için, bu umudumuz oluştuğu için; bugün Halep'te başlayan bu savaş, bugün Suriye'de tesis edilmiş olan sulh ve barış için büyük bir tehlikedir, büyük bir risktir. Bu yüzden bunun önü hızla alınmalıdır.”
"Anayasal Güvence Olmadan Kalıcı Barış Sağlanamaz"
Demir, Suriye’de kalıcı bir çözümün ancak toplumsal mutabakat ve hukukla mümkün olabileceğini savundu. Ayrım gözetmeksizin tüm kimliklerin tanınması gerektiğini vurgulayan Demir,
“Zaten malumunuzdur, gayemiz, partimiz olarak söylediğimiz şey şudur: Diyoruz ki Suriye'de kimsenin hakkı yenmemeli. Kürt, Arap, Dürzi, Alevi fark etmez; hakları, dilleri, kimlikleri, örf ve kültürleri ne varsa kabul edilmelidir. Anayasada yazılsın, anayasa garantisi altına girsin. İçinde kardeşliğin olduğu güzel bir yönetim, hepsinin eşit olduğu, yönetime de adaletin girdiği bir yapının inşa edilmesini istiyoruz” ifadelerini kullanarak, yeni bir yönetim modelinin ve anayasal güvencenin önemine işaret etti.
“10 Mart Mutabakatına Sadık Kalınmalı”
10 Mart'ta SDG (Suriye Demokratik Güçleri) ile Şam hükümeti arasında gerçekleşen mutabakata da değinen HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı, tarafların bu anlaşmaya sadık kalması gerektiğini belirtti. Mutabakatın bozulmasının halka zarar verdiğini ifade eden Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Zaten SDG ile Şam hükümeti arasında 10 Mart'ta bir mutabakat gerçekleştirildi. Her iki taraf da bunu kabul etti. Doğrusu biz de sevindik. Dedik ki belki bugünden sonra Suriye halkı arasına sulh ve barış girer. İstiyoruz ki her iki taraf da aralarında imzalanan, gerçekleştirilen o mutabakata sahip çıksınlar. Onu yerine getirsinler. Orada hangi kabuller varsa, neler yazılmışsa, kimin hak ve hukuku yazılmışsa onlar gerçekleşsin. Herkes o mutabakattan razı olsun, herkes amacına ve gayesine ulaşsın.”
Arabuluculuk Çağrısı: "Türkiye veya Başkan Barzani Devreye Girmeli"
Tarafların birbirlerini suçlamayı bırakıp barış odaklı hareket etmeleri gerektiğini kaydeden Demir, sürecin tıkanmaması için "barış yapıcı" aktörlerin devreye girmesi gerektiğini söyledi. Karşılıklı suçlamaların çözüm getirmediğini vurgulayan Demir, “Bugün her iki taraf birbirini suçluyor. Mesela PYD diyor ki 'Şam hükümeti anlaşmadaki şartlarını yerine getirmiyor, görevini yapmıyor.' Şam hükümeti ise 'Hayır, onlar yerine getirmiyor' diyor. Yani her iki taraf da birbirini suçluyor. Biz bunların ortadan kalkmasını, birilerinin, bazı barış yapıcıların araya girmesini istiyoruz. Kime güveniyorlarsa; ister Türkiye olsun, ister Başkan Barzani olsun veya başkaları kim varsa araya girsin; bu gerginlik, başlayan bu savaş durdurulsun, 10 Mart'ta gerçekleştirilen o mutabakat yerine getirilsin. Bugün bunu istiyoruz” diyerek somut bir çözüm önerisi sundu.
HÜDA PAR’ın Suriye meselesine yaklaşımını net bir şekilde ortaya koyan Şahzade Demir, bölgedeki istikrarın hem komşu ülkeler hem de dünya barışı için hayati önem taşıdığını hatırlattı. Demir’in açıklamaları, özellikle Halep’teki çatışmaların yayılma riskine karşı bir erken uyarı niteliği taşırken; çözümün askeri operasyonlarda değil, masada, adalette ve anayasal haklarda aranması gerektiği mesajını ön plana çıkardı.




