Türkiye, Eylül 2026’da, yalnızca finans piyasalarını değil, kamu kurumlarına duyulan güveni ve siyasetin ekonomi üzerindeki sorumluluğunu da yakından ilgilendiren ciddi bir fon kriziyle karşı karşıya kaldı. Yüzbinlerce yatırımcının parasının bulunduğu yatırım fonlarında yaşanan likidite sorunu, kısa sürede geniş kapsamlı bir soruşturmaya dönüştü. Sermaye Piyasası Kurulu’nun bazı fonları işlemlere kapatmasıyla birlikte olayın boyutu daha net ortaya çıkmaya başladı. Güncel açıklamalara göre kriz, 455 binden fazla yatırımcıyı ve 131 fonu ilgilendirirken, söz konusu fonların toplam büyüklüğünün yaklaşık 891 milyar TL olduğu bildiriliyor.

Türkiye'de siyaseti ve iktidarı belirleyen temel dinamikler vardır. Özellikle boş tencerenin deviremeyeceği iktidar olmadığı gerçeğini hatırlamak lazımdır. Seçmen hassasiyet ve algısının değiştiği bir siyaset sosyolojisinde, artık yeni belirleyicilerin daha fazla ön plana çıktığını görmekteyiz. Siyasette, ekonominin özgül ağırlığı gittikçe artmaktadır. Ak Parti'nin iktidara geldiği siyaset atmosferini hatırlayalım.

Birçok koşulun yanı sıra, özellikle ekonominin durumunun felâket derecesinde kötü olması, Ak Parti'nin iktidar koşullarını oluşturdu. Siyaset mühendislerinin şöyle bir gözlemi var:

Ekonomik kriz ile iktidara gelen bu hükümet, ancak çok büyük bir ekonomik kriz ile iktidardan düşebilir.

Dolayısıyla; şu anki mevcut fon krizi, büyük bir depremin öncüsü olabilir. Bu mesele, sadece finansal piyasalar ile sınırlı kalmayabilir . Ekonomi alanında başlayan deprem, siyasi bir depreme dönüşebilir. Bu kriz iyi yönetilmez ise hükümeti devirme potansiyeline sahiptir .

Sayın Cumhurbaşkanı, süreci çok sıkı tutmalı ve bu vesile ile Türkiye bağırsaklarını temizlemelidir. Bu vesile ile Türkiye'de yapısal bir dönüşüm gerçekleştirmelidir. Aslında bir yönü ile bu kriz, büyük bir fırsata dönüştürülebilir.

Bu kriz iyi yönetilmez ve manipülasyonculardan hesap sorulmaz ise Türkiye benzer bir krizi kaldıramaz. Bu itibarla; yapısal bir düzenleme için düğmeye basılmalıdır.

Artık kritik bir eşikte bulunuyoruz. Cumhurbaşkanının gölgesine sığınarak, büyük çıkar sağlayan takım sıkı bir elekten geçirilmelidir. Ayrıcalıklı ve imtiyaz sahibi olduğunu düşünen bir oligarşi takımına kesinlikle müsaade edilmemelidir.

Türkiye bir yol ayrımındadır. Bu kriz, Türkiye toplumunu, bilhassa ekonomisini kemiren statükonun değiştirilmesi için bir milat yapılabilir.

Bu krizin hem vatandaşa bakan yönü hem de devleti temsilen, kurumlara bakan yönü çok iyi analiz edilmeli ve somut adımlar atılmalıdır.

Küçük yatırımcının, finansal piyasaları tek umut olarak görüp reel sektörden uzaklaşmasının nedenleri iyi irdelenmeli; Türkiye'nin finansal potansiyelinin, özellikle küçük yatırımcının potansiyelinin; reel sektöre yönelmesi için gereken tedbirler alınmalıdır.

Bugün, Türkiye siyasetini dizayn etmek isteyenler sürekli fırsat kollamaktadır. Özellikle potansiyeli yüksek krizleri değerlendirme eğilimi içerisindedirler.

Bu hükümetin düşmesinin, ancak büyük bir kriz ile gerçekleşmesine ümit bağlayanlar; fon krizinin, siyasi depreme dönüşmesi için fırsat kollamaktadır.

Süreç, ne finansal piyasalar ne de ekonomi ile sınırlı kalmayabilir. Bu tufanın, sosyal ve siyasal bir depreme dönüşmemesi için devletin bütün kurumlarının koordinasyon içerisinde seferber edilmesi gerekir.