Bayram, insanın dünyaya biraz ara verip kalbine döndüğü zamanlardır. Hayatın hızı içinde manevi bir mola gibidir. Katılaşan ruhun yumuşadığı, unutulan duyguların yeniden hatırlandığı, kapıların ve gönüllerin açıldığı mübarek vakitlerdir.
Fakat bugün modern hayat, bayramların anlamını yavaş yavaş değiştirmeye başladı.
Bayramı bir “manevi buluşma” olmaktan çıkarıp bir “kişisel kaçış programına” dönüştürme riski ile karşı karşıyayız.
Bayram yaklaşınca insanlar kimi ziyaret edeceğini, kaç yetimi sevindireceğini, hangi gönlü alacağını düşünürdü. Bu düşünce hamdolsun devam ediyor. Ancak kaç günlük tatil yapacağını, hangi otelde konaklayacağını, hangilerinin konforunun daha çok olacağını planlayanların sayısının da günden güne arttığına şahitlik etmekteyiz.
Yani eskiden insanlar bayrama hazırlanırdı. Şimdi ise bayramdan kaçmaya hazırlanıyor.
Elbette insan ailesiyle dinlenebilir, seyahat edebilir. Dinimiz hayatın meşru nimetlerine karşı değildir. Ancak mesele şudur: Bayramın ruhunu kaybetmemek… Bayramı tüketim endüstrisinin yönettiği sıradan bir tatil dönemine çevirmemek…
Eğer bayram sadece rezervasyon tarihine dönüşürse;
eğer bayram sadece sosyal medya fotoğraflarından ibaret kalırsa;
eğer insanlar anne babalarını yılda bir kez bile görmeden “iyi tatiller” diyerek yollarına devam ederse;
orada artık ciddi bir manevi çözülme var demektir.
Bizim medeniyetimizde bayram, kaçış değil; dönüştür.
İnsanın özüne dönüşüdür.
Vicdanına dönüşüdür.
Ailesine dönüşüdür.
Kardeşliğe dönüşüdür.
Allah’ın rızasını merkeze alan bir hayata dönüşüdür.
Eğer bir bayramın sonunda kalbimiz yumuşamıyorsa…
Eğer bir yoksulun duası hayatımıza değmiyorsa…
Eğer aile bağlarımız güçlenmiyorsa…
Eğer çocuklarımız merhameti öğrenmiyorsa…
O zaman geriye sadece birkaç günlük yorgunluk molası kalır.
Oysa bayramlar “benden” ziyade “bize” anlayışını sunar. Tek başına rahatın ve konforun değerlere feda edilmesine asla müsaade etmez. Çünkü insan içerisinde bulunduğu toplum ile yaşar.
Sen sadece kendin için yaşayan bir varlık değilsin.
Bir annenin evladısın.
Bir ailenin ferdîsin.
Bir ümmetin parçasısın.
Bir toplumun vicdanısın, bilincini aşılar.
Bayramlar aynı zamanda büyük ailenin güzel bir terbiye günleridir. Büyük aile ile buluşma, tanışma günleridir. Çocuklarımızı asla bu ortamlardan mahrum etmeyelim. Bugün çocuklarımız bayramı ekranlardan öğreniyor. Oysa bayram yaşanarak öğrenilir. Büyüklerin ellerini öpmekle, kalabalık sofralarda oturmakla, paylaşmanın huzurunu hissetmekle öğrenilir. Eğer çocuklarımızın hafızasında bayram; sadece tatil fotoğrafları ve otel anıları olarak kalırsa, geleceğe manevi değil, yalnız bir nesil bırakmış oluruz.
Bugün İslam coğrafyasının birçok yerinde insanlar bayrama acıyla giriyor. Gazze’de çocuklar korku içinde uyuyor. Anneler evlatsız, evlatlar yuvasız kalıyor. Böyle bir zamanda Müslümanın sadece kendi keyfini merkeze koyması vicdani bir sorgulamayı gerektirir.
Çünkü Müslüman sadece kendi hayatından sorumlu bir birey değildir; ümmet bilinci taşıyan bir şahsiyettir. Başkasının acısını hissedemeyen bir kalp zamanla katılaşır. Bayram ise kalbi yeniden diriltme günüdür.
Kalplerin ve ümmetin dirilmesine vesile olacak bayramların gelmesi duası ile hayırlı bayramlar.