Terör örgütü PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ın İmralı’da gerçekleştirdiği son görüşmelere dair detaylar, örgüt içindeki güç savaşını, Öcalan’ın kendi geçmişiyle yaşadığı derin çelişkileri ve Edirne Cezaevi’ndeki Selahattin Demirtaş ile arasına örülen kalın duvarları bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Öcalan’ın "Davul boynumda ama tokmağı her gelen vuruyor" serzenişi, aslında kontrolü kaybettiğinin ve siyasi arenada kendine yeni bir "statü" ararken nasıl sıkıştığının itirafı niteliğinde.

Demirtaş’a “Selahattin ne yapabilir?” Göndermesi

Gençlere Evlilik Desteği Güncellendi: 250 Bin Liraya Kadar Faizsiz Kredi İmkânı
Gençlere Evlilik Desteği Güncellendi: 250 Bin Liraya Kadar Faizsiz Kredi İmkânı
İçeriği Görüntüle

Medyascope sitesinde yayımlanan haberde çarpıcı detaylar yer aldı. Öcalan’ın Selahattin Demirtaş’ın siyasetteki etkisini küçümseyen ve onu devre dışı bırakmaya çalışan ifadeleri en dikkat çekici başlık oldu. Öcalan, "Öcalan ile olmaz diyorlar... Selahattin diyorlar. Selahattin ne yapabilir?" diyerek, bir yandan Demirtaş’ın toplum ve taban nezdindeki karşılığını görmezden gelmeye çalışıyor, diğer yandan ise "tek muhatap benim" diyerek devlet nezdinde pazarlık gücünü korumaya çabalıyor. Ruşen Çakır’ın da "Demirtaş Öcalan’a mı meydan okuyor?" yorumuyla dikkat çektiği bu süreç, Kürt siyasi hareketindeki "iki başlılığın" artık gizlenemez bir boyuta ulaştığını kanıtlıyor.

40 Yıllık Savaşın İtirafı: “Rahatsızım ama Sorumluyum”

Öcalan’ın açıklamalarındaki en büyük çelişki ise 40 yıldır süregelen şiddet sarmalına dair takındığı tavırda gizli. Bir yandan "40 yıldan çok rahatsızım, uzatılmıştır" diyerek geçmişi eleştiren Öcalan, diğer yandan "Savaş tarzından sorumluyum ama bana bebek katili denemez" diyerek trajikomik bir savunma yapıyor. Hem çıkan sonuçtan sorumlu olduğunu kabul edip hem de bu sonucun en ağır sıfatını reddetmesi, Öcalan’ın kendi yarattığı canavarla yüzleşmekten ne kadar uzak olduğunu gösteriyor.

“Davul-Tokmak” Metaforu: Yetki Var, Etki Yok

Öcalan’ın "Davul boynumda ve her gelen vuruyor" sözleri, örgüt üzerindeki otoritesinin sadece sembolik kaldığının ilanı gibi. Kandil’in kendi talimatlarından rahatsız olmasından yakınan Öcalan, bir yandan devlete "demokratik kanat olurum" mesajı gönderirken, diğer yandan Kandil’e "kendi savaş tarzınızı beni alet etmeden yürütün" diyerek aradan çekilme sinyali veriyor. Ancak bu söylem, "hem sürecin yaratıcısıyım hem de silahtan sorumlu değilim" diyerek sorumluluktan kaçma çabasından başka bir şey değil.

Bahçeli Güzellemesi ve “Devletin Kanadı” Olma Hayali

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin çıkışlarını "inanılır gibi değil" diyerek öven Öcalan’ın, bir zamanlar en büyük hasmı olan isimlerle bugün aynı çizgide buluşma çabası, siyasi pragmatizminin zirvesi olarak yorumlanıyor. "Ruhen bu statü ile yaşayamam" diyerek İmralı’daki konumunun netleşmesini (ev hapsi veya özgürlük) isteyen PKK lideri, meclisin alacağı bir kararla "siyaset yapma" hayalleri kuruyor. Ancak toplumun yüzde 80'inin barış isterken, yönteme desteğin yüzde 20'de kalması, halkın Öcalan’ın kişisel ikbali üzerine kurulu bir sürece güvenmediğini açıkça ortaya koyuyor.

İran Savaşı Kehaneti ve Tehdit Dili

Öcalan’ın açıklamalarında dikkat çeken bir diğer nokta ise "İran savaşı" uyarısı üzerinden geliştirdiği tehdit dili. Sürecin bozulması durumunda 500 bin Kürdün silah altına alınacağını ve Türkiye’nin yıkılacağını iddia etmesi, "uyarıyorum" kılıfı altında eski "tehditkar" reflekslerini sürdürdüğünü gösteriyor. Suriye’de "Gazze kokusu aldım" diyerek Kürtlerin yalnız kalacağı korkusunu dile getirmesi ise bölgedeki sıkışmışlığın bir itirafı.

Sonuç: Statü Arayışı ve Dağılan Otorite

Abdullah Öcalan’ın bu son açıklamaları, bir "çözüm" iradesinden ziyade, şahsi bir "hayatta kalma ve statü kazanma" çabası olarak okunuyor. Demirtaş’ın popülaritesinden rahatsız olan, Kandil’in silahlı ısrarına söz geçiremeyen ve 40 yıllık kanlı geçmişi birkaç cümleyle geçiştirmeye çalışan bir profil çiziyor. Davul boynunda olabilir ancak görünen o ki tokmak artık ne Öcalan’ın ne de sadece İmralı’nın elinde.

Kaynak: HABER MERKEZİ