<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Batman Rehber Gazetesi - Batman haber, sondakika haberleri</title>
    <link>https://batmanrehbergazetesi.com</link>
    <description>Batman haber, sondakika haberleri, gazeteleri, Batman petrolspor, en güncel Türkiye ve dünya haberleri için bizi takip etmeyi unutmayın.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://batmanrehbergazetesi.com/rss/analiz" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 07 May 2026 08:15:55 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://batmanrehbergazetesi.com/rss/analiz"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Sudan Kaptagonun Yeni Merkezi mi? Savaş, Çöküş ve Karanlık Ağlar]]></title>
      <link>https://batmanrehbergazetesi.com/sudan-kaptagonun-yeni-merkezi-mi-savas-cokus-ve-karanlik-aglar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://batmanrehbergazetesi.com/sudan-kaptagonun-yeni-merkezi-mi-savas-cokus-ve-karanlik-aglar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sudan’da ortaya çıkarılan büyük ölçekli üretim tesisleri, ülkenin küresel kaptagon ağında yeni bir merkez haline gelip gelmediği tartışmalarını gündeme taşıyor. Uzmanlara göre savaş ortamı, devlet otoritesinin zayıflaması ve bölgesel güç dengeleri bu süreci hızlandırıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Hartum'un kuzeyinde, Nil Nehri kıyısındaki el-Ceyli bölgesinde ortaya çıkarılan bir üretim tesisi, Sudan'daki yeni tehlikeyi gözler önüne serdi. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sudan ordusunun kontrolü yeniden sağladığı bölgede bulunan tesiste, milyonlarca dolar değerinde ekipman, saatte 100 bin hap üretim kapasitesi ve yüz milyonlarca hap üretmeye yetecek hammadde ele geçirildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu tablo, sıradan bir kaçakçılık faaliyetinden çok daha fazlasına işaret ediyor. Ortaya çıkarılan yapı, tam anlamıyla endüstriyel ölçekte çalışan bir üretim hattı. Bu da Sudan'ın yalnızca bir transit ülke değil, üretim merkezi haline gelme ihtimalini güçlendiriyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Kaptagon nedir ve neden bu kadar tehlikeli?</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kaptagon, aslında 1960'larda Almanya'da geliştirilen ve bir dönem tıbbi amaçlarla kullanılan fenetilin adlı bir bileşiğe dayanıyor. Ancak zamanla bağımlılık yapıcı etkileri, halüsinasyonlar ve agresif davranışlara yol açması nedeniyle yasaklandı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu madde, merkezi sinir sistemini uyararak kullanıcıya geçici bir enerji, özgüven ve dayanıklılık hissi veriyor. Ancak bu etki, kısa sürede bağımlılığa dönüşüyor. Beyin, zamanla aynı etkiyi elde edebilmek için daha yüksek dozlara ihtiyaç duyuyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanlara göre kaptagonun en tehlikeli yönlerinden biri, uzun süreli etki göstermesi ve ucuz olması. Bu nedenle 'yoksulların kokaini' olarak da adlandırılıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Sudan'da değişen rol: Geçiş güzergahından üretim merkezine</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sudan uzun yıllar boyunca kaptagon ticaretinde yalnızca bir geçiş noktasıydı. Özellikle Suriye'deki üretim merkezlerinden Körfez ülkelerine uzanan hat üzerinde yer alıyordu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ancak 2015'ten itibaren ülkede ilk üretim tesislerinin ortaya çıkmasıyla birlikte bu durum değişmeye başladı. Yine de üretim uzun süre sınırlı kaldı ve düşük kapasitede gerçekleşti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Asıl kırılma noktası ise 2023'te patlak veren iç savaş oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Suriye'deki çöküş, ağları başka ülkelere taşıdı</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ahmed eş-Şara öncülüğündeki muhalif güçlerin 2024'te Şam'da kontrolü ele geçirmesi ve Beşar Esed yönetiminin çökmesi, kaptagon ticaretinde küresel bir kırılmaya neden oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Birleşmiş Milletler verilerine göre, yıllarca bölgedeki kaptagonun büyük bölümü Suriye kaynaklıydı. Ancak yeni yönetimin bu ticarete karşı sert operasyonlar başlatması, üretici ve kaçakçı ağlarını yeni merkezler aramaya itti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu noktada Sudan gibi güvenlik zafiyeti yaşayan ülkeler öne çıktı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>İç savaş ve devlet otoritesinin çöküşü</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sudan'da 2023'te başlayan savaş, Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki ordu ile Muhammed Hamdan Dagalo komutasındaki Hızlı Destek Kuvvetleri arasında yaşanıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu süreçte devlet otoritesi büyük ölçüde çöktü. Gümrük sistemleri dağıldı, sınır kontrolü zayıfladı ve geniş bölgeler merkezi yönetimin denetimi dışına çıktı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu ortam, yasa dışı ekonomiler için son derece elverişli bir zemin oluşturdu. Kaptagon üretimi de bu boşlukta hızla büyüdü.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Üretim kapasitesindeki çarpıcı artış</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>2023'te ortaya çıkarılan tesislerde saatlik üretim birkaç bin hap seviyesindeyken, 2025'e gelindiğinde bu kapasitenin 100 bin hap seviyesine ulaştığı tespit edildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu artış, yalnızca yerel girişimlerle açıklanamayacak kadar büyük. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanlar, Suriye'deki eski ağların bilgi, ekipman ve insan kaynağını Sudan'a taşıdığına dikkat çekiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Stratejik konum: Kızıldeniz hattı</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sudan'ın uzun ve denetimi zor sahil şeridi, kaçakçılar için büyük avantaj sağlıyor. Ülke, Kızıldeniz üzerinden Körfez pazarlarına doğrudan erişim imkanı sunuyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Özellikle Suudi Arabistan, kaptagonun en büyük hedef pazarlarından biri olarak öne çıkıyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Son yıllarda yüz milyonlarca hapın ele geçirilmesi, bu hattın aktif biçimde kullanıldığını gösteriyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Ucuzluk ve kolay üretim: Yayılmanın anahtarı</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kaptagonun yayılmasını hızlandıran bir diğer unsur ise üretim kolaylığı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu madde, pahalı ve karmaşık tarımsal süreçler gerektiren uyuşturucuların aksine, basit kimyasal bileşenlerle üretilebiliyor. Hatta küçük ve gizli atölyelerde bile üretimi mümkün.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Bu durum, güvenlik güçlerinin mücadele kapasitesini zayıflatıyor. Çünkü artık tek bir büyük üretim merkezini değil, çok sayıda küçük üreticiyi hedef almak gerekiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Savaş ve uyuşturucu ilişkisi</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Araştırmalar, savaş ortamlarının uyuşturucu ekonomilerini büyüttüğünü açık biçimde ortaya koyuyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Devletin zayıflaması, güvenlik boşlukları ve ekonomik çöküş hem üretimi hem de tüketimi artırıyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Aynı zamanda bazı silahlı gruplar için uyuşturucu satışı önemli bir finansman kaynağına dönüşüyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Kaptagon ise bu denklemde özel bir yere sahip. Çünkü savaş ortamında 'kimyasal cesaret' olarak adlandırılan etkisi nedeniyle militanlar arasında da kullanılabiliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Toplumsal etkiler: Sessiz yayılma</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sudan'da güncel ve kapsamlı veriler sınırlı olsa da özellikle gençler arasında uyuşturucu kullanımının arttığına dair güçlü işaretler bulunuyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Savaşın neden olduğu travma, yoksulluk ve işsizlik, insanları bu tür maddelere yöneltebiliyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ayrıca sağlık sisteminin çökmesi ve bağımlılık tedavi merkezlerinin kapanması, sorunu daha da derinleştiriyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Küresel bir tehdit haline gelen ağ</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanlara göre kaptagon ticareti artık milyarlarca dolarlık bir ekonomi haline gelmiş durumda. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu ağ, yalnızca üretim ve kaçakçılıkla sınırlı değil, aynı zamanda finans, lojistik ve siyasal bağlantılarla güçleniyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu nedenle Sudan'daki gelişmeler yalnızca yerel bir sorun değil. Aksine, küresel uyuşturucu haritasının yeniden şekillendiğine işaret ediyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Sonuç: Yeni merkez mi, geçici durak mı?</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Tüm veriler, Sudan'ın kaptagon üretiminde hızla yükselen bir merkez haline geldiğini gösteriyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ancak bu durumun kalıcı olup olmayacağı, savaşın seyri, devletin yeniden inşası ve uluslararası müdahalelerin başarısına bağlı olacak.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şimdilik görünen tablo ise net: Kaptagon ortadan kaybolmadı, sadece merkez değiştirdi. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz, Haber merkezi</category>
      <guid>https://batmanrehbergazetesi.com/sudan-kaptagonun-yeni-merkezi-mi-savas-cokus-ve-karanlik-aglar</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 11:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmanrehbergazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/batmanrehbergazetesi-com/uploads/2026/04/sudan-kaptagonun-yeni-merkezi-mi-savas-cokus-ve-karanlik-aglar.jpg" type="image/jpeg" length="47562"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ABD'den, Küba'da Irak benzeri açlık ve enerji ablukası: Sıkıştır ve itaat ettir]]></title>
      <link>https://batmanrehbergazetesi.com/abdden-kubada-irak-benzeri-aclik-ve-enerji-ablukasi-sikistir-ve-itaat-ettir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://batmanrehbergazetesi.com/abdden-kubada-irak-benzeri-aclik-ve-enerji-ablukasi-sikistir-ve-itaat-ettir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Küba, ABD'nin ekonomik ambargosu ve petrol kıtlığı nedeniyle tarihinin en ağır enerji ve insani krizlerinden birini yaşıyor. Amerikan politikaları, Irak'ta uygulanan yöntemlerle benzer bir strateji izleyerek, adayı ekonomik ve toplumsal olarak sıkıştırıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Küba, ABD ambargosu nedeniyle enerji kaynaklarında ciddi sıkıntılar yaşıyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ocak 2026'dan bu yana petrol tedariki neredeyse tamamen durdu, elektrik kesintileri günlük yaşamı felce uğratıyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Okullar, hastaneler ve kamu hizmetleri aksıyor, gıda ve temel ihtiyaç tedariki tehlikeye giriyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanlar, adadaki durumun Irak'taki 13 yıllık ablukaya ve insani krize benzer bir örnek teşkil ettiğini belirtiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>ABD politikası: Sıkıştır ve itaat ettir</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>ABD, Küba'yı sosyalist devrimden beri devrim sonrası yönetimi değiştirmeye çalışıyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Başkan Donald Trump, Küba'yı 'İran'dan sonra hedef' olarak nitelendirerek, gerekirse askeri güç kullanabileceğinin sinyalini verdi. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ambargo ve baskı politikaları, yalnızca hükümeti değil, 11 milyon Kübalıyı da derinden etkiliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Petrol kıtlığı ve ekonomik çöküş</strong></span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Küba'nın enerji ihtiyacının önemli kısmını karşılayan Venezuela ve Meksika'dan petrol akışı, ABD'nin baskısıyla kesildi. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Adada enerji krizinin derinliği, kamu hizmetlerinin aksamasına, hastanelerin ameliyat yapamamasına ve su pompa sistemlerinin durmasına yol açtı. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Turizm sektörü de çökmeye başladı; 2025 yılında ziyaretçi sayısı son 20 yılın en düşük seviyesine geriledi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Uluslararası hukuk ve ambargo eleştirileri</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>ABD'nin ambargosu uluslararası hukuka aykırı kabul ediliyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>33 yıl boyunca Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, ambargonun kaldırılması yönünde karar aldı, son oylamada 193 üyeden 165'i ambargonun sona erdirilmesini talep etti. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>ABD, uyguladığı ambargoyu Küba'nın 'kaynakları tekeline aldığı' gerekçesiyle meşrulaştırmaya çalışsa da uzmanlar bu yaklaşımı eleştiriyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Küba'nın stratejik yanıtları</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Küba hükümeti, enerji kullanımını optimize etmek ve temel hizmetleri sürdürmek için güneş enerjisi ve diğer önlemleri devreye aldı. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Rusya'dan sınırlı petrol sevkiyatı, geçici bir rahatlama sağlasa da uzun vadeli krizi çözmeye yetmiyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ayrıca, hükümet siyasi esirleri serbest bırakarak diplomatik manevra alanını genişletmeye çalışıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Analiz: Tarih tekrarlanıyor mu?</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Irak'ta uygulanan 13 yıllık Amerikan ablukası, milyonlarca sivilin hayatını kaybetmesine ve toplumsal çöküşe yol açmıştı. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Küba'da benzer bir strateji, ABD'nin ekonomik ve siyasi baskı ile hedef ülke yönetimini zayıflatma amacını gözler önüne seriyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Adadaki enerji krizinin ve insani sıkıntıların boyutu, ABD'nin klasik 'sıkıştır ve itaat ettir' yaklaşımının yeni bir örneği olarak değerlendiriliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Küba, Amerikan ambargosu altında sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal ve insani bir sınavdan geçiyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uluslararası gözlemciler, bu krizden çıkışın, yalnızca diplomatik diyalog ve enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesiyle mümkün olabileceğini öngörüyor. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz, Haber merkezi</category>
      <guid>https://batmanrehbergazetesi.com/abdden-kubada-irak-benzeri-aclik-ve-enerji-ablukasi-sikistir-ve-itaat-ettir</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmanrehbergazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/batmanrehbergazetesi-com/uploads/2026/04/abdden-kubada-irak-benzeri-aclik-ve-enerji-ablukasi-sikistir-ve-itaat-ettir.jpg" type="image/jpeg" length="67862"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Depo savaşı'nın perde arkası: İran'ın füze gücü neden tükenmiyor?]]></title>
      <link>https://batmanrehbergazetesi.com/depo-savasinin-perde-arkasi-iranin-fuze-gucu-neden-tukenmiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://batmanrehbergazetesi.com/depo-savasinin-perde-arkasi-iranin-fuze-gucu-neden-tukenmiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İran İslam Cumhuriyeti'nin füze kapasitesinin tükenmemesi, sadece stok büyüklüğüyle değil, yer altı 'füze şehirleri', üretim kabiliyeti, mobil sistemler ve kontrollü kullanım stratejisiyle açıklanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>ABD ve siyonist rejimin İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik saldırılarında ana hedeflerden biri yer altındaki füze depoları oldu. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Stratejik bombardıman uçakları ve sığınak delici mühimmatlar kullanılsa da bu saldırılar beklenen sonucu tam anlamıyla üretmedi. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bunun temel nedeni, İran'ın füze altyapısını sadece depolardan ibaret kurmaması ve sistemi çok katmanlı bir yapıya dönüştürmesi olarak öne çıkıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Yer altı 'füze şehirleri': Asıl güç görünmeyen yapıda</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>İran İslam Cumhuriyeti'nin yıllardır inşa ettiği yer altı 'füze şehirleri', savaşın gidişatını belirleyen en kritik unsurlardan biri. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Yüzlerce metre derinliğe ulaşan bu tesisler, yalnızca depolama değil aynı zamanda üretim ve fırlatma kapasitesi de barındırıyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Çok sayıda giriş-çıkışa sahip bu yapılar, tek bir saldırıyla etkisiz hale getirilemiyor. Bu da İran'ın füze kabiliyetini büyük ölçüde korumasını sağlıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Kontrollü kullanım stratejisi: Tükenme değil tasarruf</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sahadaki en dikkat çekici noktalardan biri, İran'ın füze atış temposundaki dalgalanma. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu durum ilk bakışta kapasite kaybı gibi görünse de aslında bilinçli bir 'tasarruf stratejisi' olarak değerlendiriliyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Tahran yönetimi, özellikle gelişmiş füzeleri daha sınırlı ve yüksek değerli hedeflere karşı kullanarak uzun süreli savaş ihtimaline hazırlanıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Yeniden üretim ve hızlı toparlanma kabiliyeti</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>İran'ın füze gücünü ayakta tutan bir diğer faktör ise üretim kapasitesi. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Aylık yüzlerce füze üretilebildiğine dair tahminler, stokların sürekli yenilendiğini gösteriyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ayrıca saldırılarda zarar gören altyapının kısa sürede onarılabilmesi, sistemin sürdürülebilirliğini artırıyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uydu görüntülerine yansıyan yeniden inşa faaliyetleri de bu durumu destekliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Hareketli rampalar: Vurulması zor hedefler</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>İran'ın sabit üsler yerine mobil fırlatma sistemlerine ağırlık vermesi, askeri denklemi değiştiren unsurlardan biri. </span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Sivil görünümlü araçlara entegre edilen bu sistemler, tespit edilmesi zor ve hızlı şekilde yer değiştirebiliyor. Bu da hava saldırılarının etkinliğini ciddi şekilde sınırlıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Düşük maliyet-yüksek etki dengesi</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>İran'ın stratejisinde sadece füze sayısı değil, maliyet dengesi de önemli rol oynuyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Görece düşük maliyetli füzeler ve insansız hava araçlarıyla yapılan saldırılar, milyonlarca dolarlık hava savunma sistemlerini devreye sokmaya zorluyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu durum, ABD ve siyonist rejim açısından uzun vadede sürdürülebilir olmayan bir maliyet baskısı oluşturuyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Asıl hedef: Uzun savaşta ayakta kalmak</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>İran İslam Cumhuriyeti'nin savaş anlayışı, hızlı zaferden ziyade uzun süre dayanabilmeye dayanıyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu çerçevede füze kapasitesinin tamamen tüketilmemesi, aksine kontrollü kullanılarak savaşın zamana yayılması hedefleniyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Amaç, karşı tarafın askeri ve ekonomik yükünü artırarak geri adım atmaya zorlamak. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz, Haber merkezi</category>
      <guid>https://batmanrehbergazetesi.com/depo-savasinin-perde-arkasi-iranin-fuze-gucu-neden-tukenmiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 09:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmanrehbergazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/batmanrehbergazetesi-com/uploads/2026/04/depo-savasinin-perde-arkasi-iranin-fuze-gucu-neden-tukenmiyor.jpg" type="image/jpeg" length="78167"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Araştırmacı-Yazar Özmen: Umutsuzluğa yer yok, zaferin müjdesi sabırda gizli]]></title>
      <link>https://batmanrehbergazetesi.com/arastirmaci-yazar-ozmen-umutsuzluga-yer-yok-zaferin-mujdesi-sabirda-gizli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://batmanrehbergazetesi.com/arastirmaci-yazar-ozmen-umutsuzluga-yer-yok-zaferin-mujdesi-sabirda-gizli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günümüz sıkıntılarından yola çıkarak Allah Resulünün (Sallallahu Aleyhi Vesselem) hayatından alınacak derslerin önemine dikkat çeken Araştırmacı-Yazar Mehmet Emin Özmen, Müslümanların en zor dönemlerde dahi sabretmeleri ve ümitsizliğe kapılmamaları gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span>İLKHA mikrofonlarına konuşan Araştırmacı-Yazar Mehmet Emin Özmen, İslam tarihindeki zorlu süreçlerde sabır ve inancın, Müslümanlar için moral kaynağı olduğunu ifade etti. </span></span></p>

<p><span><span>Özmen, Hazreti Muhammed'in (Sallallahu Aleyhi Vesselem) hayatından örnekler vererek, özellikle Habbab bin Eret ve Selman-ı Farisi üzerinden aktarılan hadiselerin, en ağır şartlarda dahi ümitsizliğe kapılmadan Allah'a güvenmenin önemini gösterdiğini belirtti. Hendek savaşı sırasında verilen fetih müjdelerinin zamanla gerçekleştiğini hatırlatan Özmen, günümüzde yaşanan sıkıntılara rağmen Müslümanların umutlarını kaybetmemesi ve ilahi vaade olan inancını sürdürmesi gerektiğini dile getirdi.<br />
<br />
Müslümanların tarihi açıdan bazı dönemlerde zorluklar yaşadığını dile getiren Özmen, 'Müslümanların başlarına gelen musibet ve belalardan dolayı bazı dönemlerde moral bozukluğuna sebep olunabilir. Hatta bazı durumlarda Müslümanlar yere düşebilir, ümitsizliğe kapılabilir. Fakat Peygamber hayatına baktığımızda, böyle durumlarda Müslümanlara moral verebilecek bazı sözleri ve hadiseleriyle, o dönemdeki Müslümanlar için bir motivasyon kaynağı olduğu gibi günümüzde de moral kaynağı olduğu açıktır.' dedi.</span></span></p>

<p><span><span>Müslümanların zorluk zamanlarında sabırlı olmaları gerektiğini vurgulayan Özmen, 'Peygamber Efendimiz, henüz Mekke'de işkencelerin yaşandığı, Müslümanların birçok musibete uğradığı dönemde, Habbab bin Eret ile ilgili sözleriyle bunu göstermiştir. Habbab bin Eret demirciydi ve işkenceye uğramıştı. İşkenceden sonra Peygamber Efendimize gelerek, 'Ya Resulullah, artık bizim için dua etmeyecek misin?' demiştir. Bu söz önemlidir, çünkü Peygamber Efendimiz onun ne demek istediğini biliyordu. Habbab demek istiyordu ki, biz işkence altındayız, ateşle sınanıyoruz. Senin söylediğin yardım ne zaman gelecek? Peygamber Efendimiz ona şöyle cevap vermiştir: 'Sizden önceki kavimlerin etleri kemiklerinden demir taraklarla ayrılıyordu ama onlar sabrediyordu. Fakat siz sabrettiniz. Vallahi bir gün gelecek, sen Hadramut'a kadar bir süvariye bineceksin ve Allah'tan başka bir şeyden korkmayacaksınız.' Bu söz, Yemen'in İslam olması, başkentinin Müslümanların hakimiyetine girmesi ve Hadramut'a kadar olan bölgenin İslamiyetin hakim olacağı müjdesini taşır.' şeklinde konuştu.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span>Zorluklarla mücadelede Resûlüllah'ın hayatından örnekler veren Özmen, 'Aynı müjdeyi Hendek savışında da görürüz. Ebu Süfyan komutasında 10 bin kişilik bir ordu gelmiş, Yahudiler ve bazı aşiretler de paralı asker tutmuştu. Bütün bunlar bir araya gelmiş, içeride de Kureyze Yahudilerinin ihanetiyle karşılaşmışlardı. Peygamber Efendimiz ise içeride 3 bin kişiyle savunma yapıyordu. Görünen tek engel bir hendekti. Hendek kazılırken büyük bir taş çıkmıştı ve kırılamıyordu. Selman-ı Farisi, Peygamber Efendimize durumu bildirdi. 'Biz bu kayayı kıramıyoruz.' Peygamber Efendimiz geldi, üç darbede kayayı kırdı ve her darbe ile bir yerin fethini müjdeledi. Birinci darbede, 'Bu Bizans'ın fethi.' İkinci darbede, 'Bu İran'ın fethi.' Üçüncü darbede, 'Bu Yemen'in fethi.'' ifadelerine yer verdi.</span></span></p>

<p><span><span>Güven ve inancın zafere giden yolun üzerinde olduğunu belirten Özmen, 'Bu, bugün mecazi olarak Amerika, Rusya ve Çin'in fethi gibi düşünülebilir. Tarihi süreçte İran'ın, Bizans'ın (İstanbul 1453) ve Yemen'in fethedildiğini biliyoruz. O dönemde ne Habbab bin Eret, ne Selman-ı Faris-i ne de diğer sahabeler Peygamber Efendimize 'Ya Resulallah, gerçekten olacak mı?' dememiştir. </span></span><span><span>'Ya Rasûlullah, biz her gün işkenceye maruz kalıyoruz, her gün birimiz şehit oluyor. Böyle bir durumda Serah'dan Hadramut'a kadar tüm bu yerlerin İslam'a hakim olacağını söylemek mümkün müdür? Biz 3 bin kişilik bir güçle, içeride ihanetçilerin olduğu ve 10 bin kişiye karşı savunma yapmak zorundayız. Bu arada İran'ın, Yemen'in ve Bizans'ın fethedilmesinden söz ediyorsunuz. Gerçekten olacak mı? Biz burada tabiri caizse abdestten sırayla gidiyoruz. Zaten Yahudiler bunu dillerine dolamış durumdalar. 'Adamlar tuvalete bile sırayla gidiyor ama İran ve Bizans'ın fethinden bahsediyor' diyorlar. Münafıklar da bunu kullanıyor.'' diye konuştu.</span></span></p>

<p><span><span>Sözlerine son olarak, Allah Resûlü'nün hayatından örnek alınmasının Müslümanlar açısından bir moral kaynağı olduğunu söyleyen Özmen, 'Ama hiçbir sahabe Peygamber Efendimize güvenen, ona iman eden ve onu her şeylerinden üstün tutan insanlar, 'Ya Rasûlallah, bu olacak bir şey midir?' demedi. Demek ki Peygamberin öğütlerini esas alırsak, Müslümanların saldırıya uğradığı, Gazze'de, İran'da, Suriye'de ve başka coğrafyalarda katledildiği dönemlerde bile, bu zamanın ardındaki geleceği göreceğiz ve Peygamber Efendimizin verdiği müjdelerin önümüzde de geçerli olduğuna inanacağız. Bu, Peygamber Efendimizin sözlerine iman eden Müslümanların, zor zamanlarda ümitsizliğe kapılmamaları, sabretmeleri ve zaferin mutlaka kazanılacağına inanmaları gerektiğini gösterir.' dedi.<strong> </strong><strong>(İLKHA)</strong></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz, Konya</category>
      <guid>https://batmanrehbergazetesi.com/arastirmaci-yazar-ozmen-umutsuzluga-yer-yok-zaferin-mujdesi-sabirda-gizli</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmanrehbergazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/batmanrehbergazetesi-com/uploads/2026/04/arastirmaci-yazar-ozmen-umutsuzluga-yer-yok-zaferin-mujdesi-sabirda-gizli.JPG" type="image/jpeg" length="62853"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şehit Şeyh Ahmet Yasin: 'israil diye bir varlık 2027'de olmayacak.']]></title>
      <link>https://batmanrehbergazetesi.com/sehit-seyh-ahmet-yasin-israil-diye-bir-varlik-2027de-olmayacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://batmanrehbergazetesi.com/sehit-seyh-ahmet-yasin-israil-diye-bir-varlik-2027de-olmayacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Filistin direnişinin sembol ismi Şeyh Ahmed Yasin, şehadetinin yıl dönümünde, yıllar önce dile getirdiği o güçlü öngörüyle yeniden hatırlanıyor: 'israil diye bir varlık 2027'de olmayacak.']]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Tarihi boyunca Filistin halkının direnişinin en önemli sembollerinden biri ve manevi babası olarak kabul edilen kurucu lider Şeyh Ahmed Yasin, şehadetinin 22'nci yıldönümünde rahmet ve minnetle yad ediliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Yasin'in adı 22 Mart 2004'ün erken saatlerinde siyonist işgal kuvvetlerin tarafından suikasta uğramasına kadar 1960'lı yıllardan itibaren direniş ve direnişi teşvik etme fikriyle özdeşleşti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Tüm tutumları ve düşüncelerinde bu çizgiyi benimseyerek, işgale karşı direniş fikrinin 'manevi lideri' haline geldi. Bu durum, örgütünün 1980'li yılların başlarında sahada fiilen direniş göstermesinden bile önce geçerliydi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Felçli olmasına rağmen Filistin davasının yükünü omuzlayan ve işgalci siyonistlerin korkulu rüyası olan Filistin İslami Direniş Hareketi'nin (HAMAS) kurucusu ve manevi lideri Şeyh Ahmed Yasin'in şehid edilmesinin üzerinden 22 yıl geçti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Filistin'in Askalan şehrinin el-Cevra köyünde 1937 yılında dünyaya gelen Şeyh Yasin, 3 yaşındayken babasını kaybetti. Babasının vefatından sonra annesinin ve kardeşlerinin himayesinde büyüdü.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>1948 yılında siyonistlerin Filistin'in büyük bir bölümünü işgal etmesi üzerine ailesi Gazze şehrine göç eden Şeyh Yasin, 1952 yılında Gazze'de İmam Şafii Okulu'nda ilköğrenimini tamamladı. 1952 yazında bir yüzme etkinliği esnasında kafasının üstüne düştü ve boyun kemiği kırıldı. Bu yüzden vücudu felç oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Er-Rihal Ortaokulu'nda ortaöğrenimini, 1958 yılında Filistin Lisesinde ise lise eğitimini tamamlayan Ahmed Yasin, liseyi bitirdikten sonra bazı ilim adamlarından özel dersler aldı. Bunun yanı sıra kendi özel çalışmalarıyla da kendini çok iyi yetiştirdi. Bir dönem El Ezher'de de eğitim gördü. Çevresinde zeki ve kültürlü biri olarak tanındı. Özel öğrenimini tamamladıktan sonra öğretmen olarak görev aldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Filistin'in tamamının 1967'de siyonistler tarafından işgal edilmesinin ardından Şeyh Ahmed Yasin'in, halkı bilinçlendirmede önemli rolü oldu. Gazze'de İslam Merkezi'ni kurmasından sonra iyice tanındı ve Filistin'in her tarafında adı duyulmaya başlandı. Bu durum, işgal rejimini son derece rahatsız etti. Bu yüzden onu defalarca sözde polis merkezine çağırdılar.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Zindan ve direniş</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Ahmed Yasin ve beraberindeki birçok kişi, 1984 yılında haklarında yürütülen soruşturmalar kapsamında 'israil devletini yıkmak yerine İslam devleti kurmak' gerekçesiyle siyonist mahkemelerince 13 yıl hapse mahkûm edildi. Ancak on bir ay sonra Filistinlilerle işgalciler arasında yapılan esir değişiminde serbest bırakıldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ahmed Yasin 1987 yılında Filistin'de İslami sahada çalışan ve Mısır'da eğitim aldığı sırada Müslüman Kardeşler Cemaati'nin düşüncelerini benimseyen Abdulaziz Rantisi ve birkaç liderle birlikte, Filistin'i kurtarmak ve işgalcilerle savaşmak amacıyla Gazze'de İslami bir direniş hareketinin kurulmasına karar verdi. Kurdukları bu oluşuma HAMAS, yani 'Hareket'ul Mukavemet'il İslamiyye/İslami Direniş Hareketi' ismini verdiler.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Siyonist işgal rejimi, 18 Mayıs 1989 tarihinde Ahmed Yasin'i yeniden zindana attı. Onunla birlikte HAMAS mensubu pek çok kimseyi de alıkoydu. Bu girişim, 1987'de başlayıp dünya çapında adını duyuran Filistin İntifadası'nı durdurmayı amaçlıyordu. Ancak işgal rejimi, umduğunu bulamadı ve bu durum, olayları daha da şiddetlendirdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzun oyalamalardan sonra 3 Ocak 1990 tarihinde sözde mahkeme önüne çıkarıldı. Mahkemeye çıkarılan Şeyh Yasin, 15 ayrı suçlamadan yargılandı. Şeyh Yasin, mahkeme heyetine, 'Bu mahkeme kanuni olarak beni yargılama hak ve yetkisine sahip değildir. Çünkü bu mahkeme işgalciler tarafından kurulmuştur. Dolayısıyla tamamen gayri meşru ve kanundışıdır.' diyerek onurlu bir duruş sergiledi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>16 Eylül 1991 tarihinde askeri mahkemelerden biri onu 15 yıl hapse ek olarak müebbet hapse mahkûm etti. Kendisine yapılan suçlamalar arasında, siyonist askerleri kaçırma ve öldürmeye teşvik ve tahrik, HAMAS ile bu hareketin güvenlik ve askeri kanatlarını oluşturma da vardı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>HAMAS'ın askeri kanadı İzzeddin el Kassam Tugayları, Ahmet Yasin ile diğer tutukluları serbest bıraktırma girişiminde bulundu. Bunun için 13 Aralık 1992 tarihinde Kudüs yakınlarında bir siyonist asker kaçırıldı. Bu askerin serbest kalması karşılığında işgal zindanlarında esir olanların serbest bırakılmasını talep ettiler. Siyonist rejim bu teklifi reddetti ve askerin tutuklu bulunduğu yere baskın düzenledi. Baskın sırasında kaçırılan askerle saldırıyı yapan işgal ordusu birliğinin komutanı öldü.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>'İşgal rejimini muhatap kabul etmiyorum'</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Siyonist hakimler tarafından Şeyh Yasin'e müebbet hapis cezası verildi. Daha sonra işgalciler, Ahmet Yasin'i serbest bırakılmasına karşılık özerklik anlaşmalarını kabullenmesini şart koştu. Bunun üzerine Şeyh Yasin 'Bana dışarı çıktığımda karpuz yemememi şart koşsanız bile yine kabul etmem. Çünkü ben işgal rejimini muhatap kabul etmiyorum ki onun şartını kabul edeyim.' cevabını verdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Ahmed Yasin, 8 yıl süren zindan hayatı boyunca kararlılığından hiçbir taviz vermedi ve siyonist rejimi muhatap kabul etmeme konusundaki tutumunu değiştirmedi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Direniş düşüncesi</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Yasin, 1960'lı yıllardan itibaren direniş kültürünü sözlü ve fiili olarak yaymada büyük bir rol oynadı ve sürekli olarak ona teşvik etti. Engelli olmasına rağmen gençleri işgale karşı direnişe teşvik etmek için sürekli çağrılarda bulundu, onları hem maddi hem de manevi olarak destekledi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şehit Şeyh Yasin, 40 yılı aşkın süre boyunca İslami hareketin liderliğini yürütmesinin yanı sıra, direniş düşüncesini ve kültürünü örgütsel bir yapıdan önce halk arasında yaymaya çalıştı. Kendi örgütü dışında da Filistinli silahlı grupları para ve silahla destekledi, onları güçlendirmeye özen göstererek işgalcinin onlardan korkmasını sağladı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ayrıca, geçirdiği sayısız esaret, takip ve suikast girişimlerine rağmen; hastalıkları, zayıf bedeni ve tam felçli olması Ahmed Yasin'i Filistin, Arap dünyası ve İslam dünyasında ilham verici bir sembol haline getirdi. Onun mücadelesi, Filistinli gençler üzerinde derin bir etki bıraktı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>HAMAS'ın, birinci ve ikinci intifadalar sırasında silahlı direnişte ön plana çıkması ve direniş yöntemlerini sürekli geliştirmesi, işgalci rejimi büyük ölçüde tehdit etti. Bu nedenle işgal, hareketi ortadan kaldırmak için öncelikle kurucusu Şeyh Ahmed Yasin'i hedef aldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Ahmed Yasin'e suikast girişimleri</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Siyonist rejim 15 Aralık 2001'de başlattığı geniş çaplı bir saldırı hareketiyle, özellikle HAMAS üzerinde etkili olmaya çalışırken, bu saldırı esnasında Şeyh Ahmet Yasin'in içinde bulunduğu cami, işgal ordusunun füzelerine hedef oldu fakat Ahmed Yasin bu saldırıdan da yara almadan kurtuldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>2003 Eylül'ünde HAMAS liderlerinin toplantı yaptığı bir yeri işgalciler bombaladı ve Şeyh Yasin, bu bombardımandan elinden hafif bir yara alarak kurtuldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>İşgalciler bir defasında, bir tanıdığının ziyaretinde bulunduğu sırada gittiği evi tespit ederek F-16 tipi uçaklardan füzeler fırlattı. O saldırıda yardımcısı İsmail Heniyye'yle birlikte ziyaret ettiği apartman katı yıkılmasına rağmen Şeyh Yasin ve Heniyye mucizevi bir şekilde kurtuldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Suikast kararı</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>İşgal yönetimi, Şeyh Yasin'i birçok silahlı saldırının planlayıcısı olduğu ve fedai eylemcileri gönderdiği iddiasıyla öldürme kararı aldı. İşgalin propaganda mekanizması, bu suikastı haklı göstermek için yoğun bir çaba harcadı. Nihayetinde, dönemin siyonist Başbakanı Ariel Şaron'un yönetiminde bu suikast gerçekleşti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Yasin'in katledildiği dönemde, Şaron Gazze'deki yerleşim birimlerini tahliye etmeyi ve bölgeden çekilmeyi planlıyordu. Ancak, işgalin direniş nedeniyle geri çekildiği algısını yıkmak için bu suikastı düzenleyerek, işgali bir 'zafer' gibi göstermeye çalıştı.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Siyonist askeri yetkililer, Şeyh Yasin'in suikastını bir 'kahramanlık' eylemi gibi sundular. İşgal ordusunun 'herhangi bir Filistinliye ulaşabilecek güce sahip olduğu' algısını içeren askeri açıklamalar, suikastı 'dramatik bir oylama, kaçırılmış bir fırsat, gergin bir bekleyiş' gibi sinematik ifadelerle tanımladı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ancak gerçek şu ki, hedef alınan kişi ne bir sığınakta saklanan bir direnişçi ne de bir savaşçıydı. O, neredeyse tamamen kör, üçte ikilik işitme kaybı olan, birçok hastalıkla mücadele eden, hareket kabiliyeti yalnızca tekerlekli sandalyesiyle evinden camiye gitmekle sınırlı olan yaşlı bir adamdı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>'Allah yolunda şehitlik en yüce arzumuzdur'</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Ahmed Yasin, Müslüman Kardeşler'in terbiyesiyle yetişmiş bir önderdi. Bu cemaatin eğitim sisteminde tüm müntesiplere ezberletilen ve özümsetilen temel ilkelerden biri de 'Allah yolunda şehit olmak en yüce arzumuzdur' ilkesidir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Ahmed Yasin, herkesin bildiği gibi tekerlekli sandalyeye mahkûm, felçli bir insandı. Ama işgalci siyonistler onun bu haline rağmen iman gücü ve kararlılığı ile direnişçileri sürekli cesaretlendirdiğini görüyor, bu yüzden varlığına tahammül edemiyorlardı. Dolayısıyla onu tasfiye etmek için birçok kez plan yaptılar. Bazılarında başarılı olamadılar, bazılarında da doğacak sonuçtan korktukları için çekingen davrandılar.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Ahmed Yasin, 22 Mart 2004 tarihinde tekerlekli sandalyesiyle sabah namazını kıldığı camiden çıkarken siyonist rejim hava kuvvetlerine bağlı apaçi helikopterler tarafından atılan füzelerle şehit oldu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh, şehit edilerek cihad ve direnişle dolu hayatını noktaladı. Böylece, Filistin halkının mücadelesini canlandıran bir yol çizdi ve 'Hayat direniştir' ilkesini kökleştirdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Güçlü bir öngörü: 'israil 2027'de yıkılacak'</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Yasin, geride yalnızca bir mücadele mirası değil, aynı zamanda yıllar sonrasını işaret eden güçlü bir öngörü de bıraktı. 1999 yılında El Cezire'ye verdiği röportajda, işgalci rejimi israilin varlığının sonuna dair dikkat çeken bir takvim paylaşmıştı: 2027.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Yasin'in bu öngörüsü, günümüzde artan direniş ve bölgedeki jeopolitik sarsıntılarla birlikte her geçen gün daha fazla tartışılır hale geliyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Peki, bu sözlerin dayandığı temel nedir ve Şeyh Yasin bu kesin ifadeyi nereden almaktadır?</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Ahmed Yasin, israilin yıkılacağı 2027 tarihini tesadüfi bir tarih olarak değil, Kur'an'daki 'kırk yıl' kavramına dayandırarak açıklamıştır. Bu perspektife göre, her 40 yılda bir nesiller değişmekte ve tarihte önemli dönüm noktaları yaşanmaktadır. Şeyh Yasin bu döngüyü şu şekilde özetlemiştir:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Birinci 40 Yıl: Filistin halkının topraklarından sürüldüğü ve 'Nakba' (Büyük Felaket) olarak bilinen trajedinin yaşandığı dönemdir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>İkinci 40 Yıl: 1987'de başlayan ve taş atan çocukların sembolleştiği Birinci İntifada ile başlayan, çatışma, direniş ve intifadaların damga vurduğu dönemdir . Şeyh Yasin, bu dönemi direnişin olgunlaştığı ve işgalcilere karşı savaşın arttığı bir evre olarak tanımlamıştır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Üçüncü 40 Yıl (2027-…): İşte Şeyh Yasin'e göre bu dönem, işgalin varlığının sona ereceği ve 'özgürleştirici nesil' in zaferine sahne olacak dönemdir.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>'Zulüm üzerine kurulan hiçbir devlet beka etmez'</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şeyh Yasin'in bu öngörüsünün temelinde sadece kronolojik bir takvim değil, aynı zamanda güçlü bir adalet inancı yatmaktadır. israilin kuruluş felsefesini 'zulüm ve gasp' üzerine oturtan Şeyh Yasin, bu temelin kendi kendini yok etmeye mahkûm olduğunu sürekli vurgulamıştır.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bugün, 2026 yılında, Şeyh Ahmed Yasin'in işaret ettiği 2027 yılına yaklaşırken, Filistin toprakları yine ateş çemberinin ortasında. 7 Ekim 2023'te başlayan 'Aksa Tufanı' operasyonu, birçok yorumcu tarafından Şeyh Yasin'in bahsettiği 'zulüm üzerine kurulu gücün' kırılganlığının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Şeyh Yasin, bedeni şehadetle aramızdan ayrılsa da, geride bıraktığı bu güçlü vizyon, bugün hala direnişin yolunu aydınlatan bir ışık olmaya devam ediyor. (İLKHA)</span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz, Haber merkezi</category>
      <guid>https://batmanrehbergazetesi.com/sehit-seyh-ahmet-yasin-israil-diye-bir-varlik-2027de-olmayacak</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Mar 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmanrehbergazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/batmanrehbergazetesi-com/uploads/2026/03/sehit-seyh-ahmet-yasin-israil-diye-bir-varlik-2027de-olmayacak.jpg" type="image/jpeg" length="17782"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hürmüz Boğazı gerilimi tırmanıyor: Batı bedelini ödüyor, Moskova kazanıyor]]></title>
      <link>https://batmanrehbergazetesi.com/hurmuz-bogazi-gerilimi-tirmaniyor-bati-bedelini-oduyor-moskova-kazaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://batmanrehbergazetesi.com/hurmuz-bogazi-gerilimi-tirmaniyor-bati-bedelini-oduyor-moskova-kazaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hürmüz Boğazı'ndaki askeri gerilim, enerji piyasalarında doğrudan fiyatlama etkisi oluşturuyor. Avrupa, tedarik kesintilerine karşı daha savunmasız kalırken, Rusya ekonomik ve jeopolitik avantaj elde ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Hürmüz Boğazı, İran ile Arap Yarımadası kıyıları arasında stratejik bir geçit olarak dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birini ve büyük miktarda sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatını taşıyor. Bölgede yaşanacak uzun süreli bir tedirginlik, sadece petrol arzını etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda taşımacılık ve sigorta maliyetlerini artırarak enerji fiyatlarını ve tedarik zincirlerini doğrudan etkiliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Geçişin riskli hale gelmesi yeterli</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Gerçekten kapanmasa da geçişin yüksek riskli hale gelmesi yeterli oluyor. Kaza, karşılıklı tehditler veya deniz ve kara saldırıları, gemi şirketlerini rotalarını değiştirmeye veya geçişi ertelemeye zorluyor. İran'ın kuzey kıyısında deniz ve füze kapasitesine sahip olması, nakliye trafiğinde gecikmelere ve hacim kayıplarına yol açıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>ABD daha dayanıklı, Avrupa kırılgan</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>ABD, büyük üretici konumunda olduğundan arz şoklarına daha dayanıklı. Stratejik rezervlerden çekiş veya üretim artışı ile fiyat dalgalanmaları yönetilebiliyor. Ancak artan akaryakıt fiyatları iç politik baskıya dönüşebiliyor. Avrupa ise enerji tedarikinde daha kırılgan durumda. Rusya'dan gelen uzun dönemli, istikrarlı akışın azalması sonrası, Avrupa kısa vadeli LNG piyasasına bağımlı hale geldi. Bu durum, fiyat dalgalanmalarına ve ekonomik gerilimlere yol açabiliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>LNG tedarikinde sınırlı esneklik</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>LNG tedariki ve yeniden gazlaştırma kapasitesinin sınırlılığı, Avrupa ülkelerinin arz boşluklarını hızla telafi etmesini güçleştiriyor. Boğazdaki herhangi bir aksama, fiyat baskısını artırarak küresel piyasalarda rekabeti kızıştırıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Rusya ekonomik ve jeopolitik avantaj elde ediyor</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu ortamda, Rusya yüksek fiyatlardan ekonomik avantaj sağlıyor. Küresel arzın daralması veya gecikmesi, alternatif kaynak arayan alıcılar için Rus ham petrolünü daha cazip kılıyor. Moskova, gemi ve nakliye ağları aracılığıyla arzı yönlendirebilme esnekliğine sahip, bu da Rusya'ya finansal ve jeopolitik alan kazandırıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Asya ülkeleri ve enerji talebi</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Asya ülkeleri, özellikle Hindistan ve Çin, enerji talebinin merkezi konumunda bulunuyor. Hürmüz Boğazı'ndaki aksama, bu ülkelerin enerji maliyetlerini doğrudan etkiliyor ve Rus ham petrolüne yönelmelerini hızlandırıyor. Çin, stok ve tedarik çeşitlendirmesiyle etkileri bir ölçüde azaltabilirken, Hindistan fiyat baskısına daha duyarlı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Avrupa'nın zorlu sınavı ve risk bölgesi</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Avrupa'nın Rus enerji sektörüne uyguladığı yaptırımlar da zor bir sınavla karşı karşıya. Pazarın daralması, fiyatların yüksek seyretmesi ve alternatiflerin sınırlı olması, enerji güvenliği planlarını karmaşıklaştırıyor. Hürmüz Boğazı'ndaki olası riskler, sadece nakliye kesintisi değil, enerji maliyetlerinde küresel etkiler oluşturacak bir 'risk bölgesi' oluşmasına neden oluyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Batı baskı altında, Moskova avantajlı</strong></span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Bu gelişmeler, Batı'ya ekonomik ve politik baskı yaparken, Rusya'ya daha yüksek fiyatlar, artan talep ve jeopolitik hareket alanı olarak yansıyor; enerji ve küresel politika dengeleri bu süreçte Moskova lehine şekilleniyor. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz, Haber merkezi</category>
      <guid>https://batmanrehbergazetesi.com/hurmuz-bogazi-gerilimi-tirmaniyor-bati-bedelini-oduyor-moskova-kazaniyor</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 09:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmanrehbergazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/batmanrehbergazetesi-com/uploads/2026/03/hurmuz-bogazi-gerilimi-tirmaniyor-bati-bedelini-oduyor-moskova-kazaniyor.png" type="image/jpeg" length="99810"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Netanyahu'nun 40 yıllık 'Büyük israil' hayali]]></title>
      <link>https://batmanrehbergazetesi.com/netanyahunun-40-yillik-buyuk-israil-hayali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://batmanrehbergazetesi.com/netanyahunun-40-yillik-buyuk-israil-hayali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siyonist rejimin İran'a yönelik saldırıları, yalnızca askeri bir saldırı değil; yıllardır adım adım inşa edilen bölgesel bir stratejinin parçası olarak görülüyor. Uzmanlara göre bu süreç, 'Büyük israil' hedefi ve Orta Doğu'daki güç dengelerinin yeniden şekillendirilmesiyle doğrudan bağlantılı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Siyonist rejimin sözde Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun 28 Şubat'ta başlatılan 'Kükreyen Aslan' saldırısına ilişkin sözleri dikkat çekiciydi. Netanyahu, ABD ile birlikte İran'a yönelik saldırının kendisine 'kırk yıldır beklediği fırsatı verdiğini' söyledi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bir liderin(!) bir savaşı bu kadar açık biçimde kişisel bir hedefle ilişkilendirmesi nadir görülen bir durumdu. Bu açıklama, saldırının yalnızca 'güvenlik' gerekçeleriyle değil, uzun yıllardır savunulan daha geniş bir stratejik hedefle bağlantılı olduğunu ortaya koydu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Netanyahu, onlarca yıldır ABD Kongresi'nde yaptığı konuşmalarda İran'ın 'nükleer silaha sadece aylar uzaklıkta olduğu' iddiasını gündemde tutuyordu. Ancak birçok Amerikan istihbarat raporu İran'ın nükleer silah üretme programı yürütmediğini belirtmişti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu nedenle bazı uzmanlar, meselenin hiçbir zaman yalnızca 'nükleer tehdit' olmadığını belirtiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>'Büyük israil' fikrinin üç boyutu</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Analistlere göre Netanyahu'nun stratejisinin merkezinde 'Büyük israil' anlayışı bulunuyor. Bu yaklaşım üç temel boyut üzerinden şekilleniyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Birincisi, Filistin devletinin tamamen ortadan kaldırılması.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Gazze'de yaşanan ağır yıkım ve devam eden saldırılar, bölgenin fiilen dış yönetim mekanizmalarıyla kontrol edilmesi anlamına geliyor. Batı Şeria'da ise yerleşimlerin genişletilmesi ve idari ilhak adımları Filistin topraklarının giderek işgal edilmesini ve daraltılmasına yol açıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu tablo, 'iki devletli çözüm'ün yalnızca tıkanmadığını, fiilen ortadan kaldırılmaya çalışıldığını gösteriyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Bölgesel askeri üstünlük hedefi</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Stratejinin ikinci boyutu ise Orta Doğu'da askeri üstünlüğün tek elde toplanması.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Son yirmi yılda bölgedeki birçok devlet ciddi şekilde zayıfladı. Irak 2003 işgaliyle parçalandı. Suriye uzun yıllar süren savaşla büyük bir yıkım yaşadı. Lübnan ve Yemen ise sürekli çatışmaların içinde kaldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu tabloda İran, siyonist rejim karşısında stratejik caydırıcılık kapasitesine sahip son büyük bölgesel aktör olarak görülüyordu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik saldırıların bu nedenle yalnızca askeri değil, aynı zamanda bölgesel güç dengelerini değiştirmeyi hedefleyen bir hamle olduğu değerlendiriliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Tartışmalı sınır söylemi</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Stratejinin üçüncü boyutu ise genişleme fikri.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Siyonist rejim içindeki bazı siyasetçiler ve Batılı destekçileri, sınırların sözde dini metinlerde yer alan coğrafi referanslara dayanabileceğini savunan açıklamalar yapıyor. Bu söylem, Orta Doğu'da Nil'den Fırat'a uzanan geniş bir alanın ideolojik olarak 'tarihi sınırlar' içinde görüldüğü iddialarını gündeme getiriyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bugün siyonist rejimin Suriye ve Lübnan topraklarında askeri varlık göstermesi ve Gazze'nin büyük bölümünü kontrol altında tutması, bu tartışmaları daha da büyütmüş durumda.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Arap dünyasının çıkmazı</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu gelişmeler Arap dünyasında da ciddi bir tartışmayı beraberinde getiriyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Son yıllarda bazı Arap ülkeleri ile siyonist rejim arasında imzalanan 'İbrahim Anlaşmaları', barış ve ekonomik iş birliği söylemiyle sunulmuştu. Ancak birçok analist, bu anlaşmaların Filistin meselesini arka plana iten siyasi düzenlemeler olduğunu belirtiyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>ABD'nin bölgedeki askeri üsleri, silah anlaşmaları ve güvenlik ittifakları da Orta Doğu'daki siyasi dengeleri doğrudan etkileyen unsurlar olarak görülüyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>İran ve Körfez için yeni denklem</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanlara göre bölgede kalıcı bir istikrarın oluşması için İran İslam Cumhuriyeti ile Körfez ülkeleri arasında daha güçlü diplomatik ilişkiler kurulması kritik önem taşıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Son yıllarda başlayan İran-Körfez yakınlaşması, bölgedeki gerilimleri azaltabilecek önemli bir adım olarak görülüyordu. Ancak ABD ve siyonist rejimin İran'a yönelik saldırıları bu süreci yeniden belirsizliğe sürükledi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Orta Doğu için kritik eşik</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bugün Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler yalnızca bir askeri çatışma olarak görülmüyor. Birçok analiste göre bölge, onlarca yıldır inşa edilen siyasi ve askeri düzenin kırılma noktasına yaklaşmış durumda.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Netanyahu'nun 'kırk yıllık hayal' sözleri bu nedenle yalnızca kişisel bir açıklama değil, Orta Doğu'daki güç mücadelesinin geldiği noktayı gösteren sembolik bir ifade olarak değerlendiriliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu noktada asıl soru ise şu: Bölge ülkeleri siyonist rejimi durduracak ve yeni bir güç dengesi kurabilecek mi, yoksa Orta Doğu uzun süreli bir çatışma dönemine mi sürüklenecek? <strong>(İLKHA)</strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz, Haber merkezi</category>
      <guid>https://batmanrehbergazetesi.com/netanyahunun-40-yillik-buyuk-israil-hayali</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 11:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmanrehbergazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/batmanrehbergazetesi-com/uploads/2026/03/netanyahunun-40-yillik-buyuk-israil-hayali.jpg" type="image/jpeg" length="52390"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Telefonunuz sandığınızdan daha tehlikeli: İran'a saldırıda görünmeyen cephe]]></title>
      <link>https://batmanrehbergazetesi.com/telefonunuz-sandiginizdan-daha-tehlikeli-irana-saldirida-gorunmeyen-cephe</link>
      <atom:link rel="self" href="https://batmanrehbergazetesi.com/telefonunuz-sandiginizdan-daha-tehlikeli-irana-saldirida-gorunmeyen-cephe" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD ve siyonist rejimin İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik saldırıları yalnızca bombalar ve füzelerle yürütülmedi. Elektronik savaş, siber saldırılar ve iletişim kesintileri milyonlarca insanın telefonunu, navigasyonunu ve internetini devre dışı bıraktı. Uzmanlara göre bu görünmeyen cephe, sivilleri doğrudan hedef haline getirebilecek kadar tehlikeli.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>ABD ve siyonist rejimin İran'a yönelik saldırılarında savaşın yalnızca gökyüzünde ve karada yaşanmadığı ortaya çıktı. Saldırıların başlamasından önce bölgede geniş çaplı bir elektronik savaş yürütüldüğü, bunun da milyonlarca insanın günlük hayatını doğrudan etkilediği belirtiliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>28 Şubat sabahı Tahran'da bir vatandaş navigasyon uygulamasını açtığında bulunduğu yerden yaklaşık 900 kilometre uzakta gösterildiğini fark etti. Uygulamayı kapatıp yeniden denediğinde sonuç değişmedi. Bir arkadaşını aramak istediğinde ise telefonunda ne internet ne de şebeke olduğunu gördü.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Aynı saatlerde İran'ın güneyindeki Minab kentinde bulunan kız ilkokulu 'Şecere-i Tayyibe'nin ABD ve siyonist rejimin saldırısında yıkıldığı ve çoğu küçük kız öğrencilerden oluşan 165 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Ancak internet ve iletişim kesintileri nedeniyle birçok kişi saldırıdan saatlerce haberdar olamadı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanlara göre bu durum tesadüf değildi. İnternet kesintilerini izleyen NetBlocks verilerine göre İran'daki bağlantı seviyesi kısa süre içinde normalin yalnızca yüzde 4'üne düştü ve birkaç saat sonra neredeyse tamamen kesildi. Cloudflare verileri de sabah saatlerinde ülke genelinde internetin fiilen sıfır noktasına indiğini gösterdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Aynı zaman diliminde Basra Körfezi'nde de olağanüstü bir durum yaşandı. Deniz istihbarat şirketi Windward'ın verilerine göre Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Umman ve İran çevresindeki sularda 24 saat içinde 1100'den fazla geminin GPS ve otomatik tanımlama sistemleri karıştırıldı. Bazı gemiler izleme ekranlarında havaalanlarında veya nükleer tesislerin yanında görünür hale geldi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanlar bu olayların modern savaşın en tehlikeli yönlerinden biri olan elektronik savaşın parçası olduğunu belirtiyor. Elektronik savaş, radarlar, GPS sinyalleri, telefon şebekeleri, internet altyapısı ve askeri iletişim sistemleri gibi elektromanyetik spektrumda çalışan tüm sistemleri hedef alabiliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu saldırıların üç temel yöntemi bulunuyor. İlki 'karıştırma' olarak bilinen jamming. Bu yöntemde belirli frekanslar yoğun elektronik gürültüyle doldurularak gerçek sinyallerin alınması engelleniyor. Sonuç olarak radarlar hedef göremiyor, telefonlar sinyal bulamıyor ve GPS sistemleri çalışamaz hale geliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>İkinci yöntem ise 'sinyal sahteciliği' yani spoofing. Bu yöntemde saldırgan gerçek GPS sinyallerini taklit eden sahte sinyaller gönderiyor. Alıcı cihazlar bu sinyalleri gerçek zannederek yanlış konum gösteriyor. Körfez'de yüzlerce geminin yanlış yerde görünmesinin nedeni de bu yöntem olarak gösteriliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Üçüncü yöntem ise doğrudan siber saldırılar. Bu saldırılarda haber siteleri, iletişim ağları ve veri altyapıları hedef alınıyor. İran'da saldırı saatlerinde resmi haber ajansları ve medya sitelerinin büyük bölümünün erişilemez hale gelmesi bu saldırıların sonucu olarak değerlendiriliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanlara göre elektronik savaşın en tehlikeli tarafı, siviller ile askeri hedefler arasında ayrım yapamaması. Bir askeri radar karıştırıldığında aynı frekansları kullanan sivil telefonlar, ambulanslar, uçaklar ve gemiler de etkileniyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu nedenle modern savaşlarda elektronik saldırılar çoğu zaman ilk aşama olarak kullanılıyor. Amaç, hedef ülkenin radarlarını, iletişimini ve bilgi akışını felç ederek savunma sistemlerini kör hale getirmek.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>ABD'nin bu alanda kullandığı en önemli platformlardan biri EA-18G Growler elektronik harp uçağı. Bu uçakların görevi hava savunma radarlarını karıştırmak ve onları çalışamaz hale getirmek. F-35 savaş uçakları ise gelişmiş elektronik sensörleri sayesinde düşman radarlarını tespit edip konumlarını belirleyebiliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu iki sistem birlikte kullanıldığında önce radarların yerleri belirleniyor, ardından yoğun elektronik karıştırma uygulanıyor ve savunma sistemleri hedef haline getiriliyor.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Ancak uzmanlar İran'ın da elektronik savaş konusunda ciddi kapasitelere sahip olduğunu vurguluyor. Özellikle Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nda geçmiş yıllarda yüzlerce geminin GPS sinyallerinin karıştırıldığı rapor edilmişti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>2025 yılında bölgede yaklaşık 3 bin geminin GPS sinyallerinin karıştırıldığı ve Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğinin kısa sürede yüzde 20 azaldığı bildirildi. Bu durum dünya petrol ticaretinin önemli bir kısmının geçtiği bölgede ciddi güvenlik endişelerine yol açtı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Uzmanlar günümüzde savaşın yalnızca silahlarla değil, veri ve sinyallerle de yürütüldüğünü söylüyor. Akıllı telefonlar, navigasyon sistemleri ve internet ağları modern yaşamın vazgeçilmez araçları haline gelmiş olsa da aynı zamanda savaşın görünmeyen cephesine dönüşebiliyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu nedenle birçok güvenlik uzmanı, büyük güçler arasındaki savaşlarda sivillerin en büyük risklerinden birinin artık bombalar değil, iletişim ağlarının çökmesi ve dijital sistemlerin kontrol altına alınması olduğunu belirtiyor. Çünkü telefonlar, navigasyon sistemleri ve internet kesildiğinde insanlar yalnızca haber alamamakla kalmıyor, aynı zamanda nerede olduklarını ve sevdiklerinin hayatta olup olmadığını bile öğrenemiyor. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz, Haber merkezi</category>
      <guid>https://batmanrehbergazetesi.com/telefonunuz-sandiginizdan-daha-tehlikeli-irana-saldirida-gorunmeyen-cephe</guid>
      <pubDate>Thu, 05 Mar 2026 13:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmanrehbergazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/batmanrehbergazetesi-com/uploads/2026/03/telefonunuz-sandiginizdan-daha-tehlikeli-irana-saldirida-gorunmeyen-cephe.jpg" type="image/jpeg" length="56313"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karanlık ellerin şehit ettiği bir imam: Molla Gıyaseddin Barlak]]></title>
      <link>https://batmanrehbergazetesi.com/karanlik-ellerin-sehit-ettigi-bir-imam-molla-giyaseddin-barlak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://batmanrehbergazetesi.com/karanlik-ellerin-sehit-ettigi-bir-imam-molla-giyaseddin-barlak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[90'lı yıllarda devletin içeresine çöreklenmiş karanlık yapıların, hapisten çıkardıkları itirafçıların eliyle katlettiği Molla Gıyaseddin Barlak, şehadetinin 32'inci yılında rahmetle yâd ediliyor. Derin yapılar, çatışmaları körüklemek gibi kirli hesaplar peşindeydi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Bitlis'in Tatvan ilçesinde, İslami hizmetlerinden dolayı şer güçlerin hedefi haline gelen ve 24 Şubat 1994 yılında, derin devletin cezaevinden çıkardığı itirafçılar eliyle katlettiği Molla Gıyaseddin Barlak, şehadetinin yıldönümünde rahmet ve minnetle anılıyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>1966 yılında babasının fahri imamlık yaptığı Van'ın Özalp İlçesi'nin Yünkuşak köyünde dünyaya gözlerini açan Molla Gıyaseddin, 1974 yılında memleketi Batman'ın Gercüş ilçesine yerleşti. Eğitim hayatına burada başlayan Molla Gıyaseddin, okul çıkışlarında Kur'an-ı Kerim eğitimini almak için camiye giderdi. Çocukluk yıllarında camiye ve cemaate olan bağlılığı, okuldaki başarısı ve güzel ahlakı, büyükleri ve arkadaşları tarafından hep takdir edildi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>İlk, orta ve liseyi Gercüş'te tamamlayan Molla Gıyaseddin, liseden sonra Siirt, Gercüş, Silvan, Ergani, Cizre ve Sason'da bulunan farklı medreselerde eğitim aldı. Bir yandan medrese eğitimi alan Molla Gıyaseddin, öte yandan Mardin İmam Hatip Lisesi'nde fark derslerini vererek İmam Hatip Lisesi diplomasını aldı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>1990 yılında girdiği imamlık sınavını kazandı. Zeki, ahlaklı ve başarısıyla dikkat çeken Molla Gıyaseddin, çevresi ve arkadaşları tarafından sevilen biriydi. İslami davaya olan sadakati, arkadaşlarıyla olan uyumu, güler yüzlülüğü, Kur'an okuyan gençlere olan düşkünlüğü, cami ve cemaate olan bağlılığı arkadaşlarını kendisine imrendiriyordu.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Gençlerin İslami bir ahlakla yetişmesi için çabalıyordu</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bir dönem esnaflık da yapan Molla Gıyaseddin, gençlerin İslami bir ahlakla yetişmesi için çaba sarf ederek bu uğurda hiçbir fedakarlıktan geri durmadı. İmamlık sınavını kazandıktan sonra üç yıl kadro bekledi ve sonra 1993 yılında Bitlis'in Tatvan ilçesinde müezzinlik görevine başladı. Göreve başlar başlamaz gençleri camiye yönlendirmeye çalışan Molla Gıyaseddin, kısa süre içerisinde onlarca talebeyi camide bir araya getirerek kendilerine Kur'an dersi başta olmak üzere birçok İslami dersler vermeye başladı. Davudi sesiyle okuduğu Kur'an-ı Kerim ve ezanıyla Tatvanlıların gönüllerini fethetti.</span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Molla Gıyaseddin'in hizmetleri, şer odaklarını rahatsız etti</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Tatvan'da yaptığı İslami çalışmalar, güzel ahlakı ve çocuklara verdiği önem, kısa sürede herkes tarafından öğrenildi. Tatvanlıların gıptayla baktığı Molla Gıyaseddin'in bu çalışmaları, şer odaklarını rahatsız etti. Çalışmalarını hazmedemeyen şer odakları, camide onun çevresinde birleşerek, Kur'an halkalarına katılan çocukların ailelerini, çocuklarını camiye göndermemeleri konusunda tehdit etmeye başladı. Tehdit, sindirme ve yıldırmalarla Molla Gıyaseddin'in azmini kıramayan devletin derin odakları, son çare olarak Molla Gıyaseddin'i katletmeye karar verdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Karanlık eller, Kürdistan coğrafyasında uyguladıkları zulüm ve katliamların başka bir sahnesini Tatvan'da da sergiledi. Onu katledip, yüzlerce Müslüman Kürt'ün kanına girmiş PKK görünümünü vermek suretiyle Tatvan'da yeni bir çatışma süreci başlatmak istediler. Bu hain planlarını devreye koyan şer odakları, Bitlis Cezaevinde yatmakta olan Murat Kurtboğan isimli bir itirafçıyı cezaevinden çıkarıp, Nurettin isimli PKK itirafçısıyla birlikte ellerine silah vererek Molla Gıyaseddin'i katletmelerini isterler.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Molla Gıyaseddin, tarih 24 Şubat 1994'ü gösterdiğinde, cami cemaatine teravih namazını kıldırdıktan sonra, hain pusudan habersiz bir şekilde evinin yolunu tutar. Hainler akşamın karanlığından faydalanarak Molla Gıyaseddin'i çapraz ateşe alırlar. Karanlığın sessizliğini tekbir sesleriyle bozan Molla Gıyaseddin, ruhunu Rabbine teslim eder. Daha 28 yaşındayken İslami hayatı benimsediği ve yaşatmaya çalıştığı için şer odaklar tarafından kurulan pusuda katledilir. </span></span></span></p>

<p><span><span><span><strong>Şehidin kardeşi: 'Düğün yapacağız derken, onun şehadet haberini aldık'</strong></span></span></span></p>

<p><span><span><span>Şehit Molla Gıyaseddin'in kardeşi Mahmut Barlak, 2018 yılında İLKHA'ya özel açıklamalarda bulunmuş, kardeşini şehit eden insanların kim olduğunun ortaya çıkmasına rağmen onlarla ilgili herhangi bir işlem yapılmadığını vurgulamıştı. Mahmut Barlak, konuşmasının devamında şunları söylemişti:</span></span></span></p>

<p><span><span><span>'Onlara tetiği çektiren, tetiği çeken insanlar o dönemin karanlık güçleridir. Devletin JİTEM, Ergenekonvari ve şu anki FETÖ'nün hepsinin kardeşimin kanında parmağı vardır. O tetikçilere kurşunu çektiren insanlar şu anda devletin nazarında bilinmesine rağmen devlet, Fırat'ın doğusundan bu tarafta olan cinayetlerin çoğuna hem kör hem de sağırdır. İstese şu anda mazlumca katledilen kardeşimize tetiği çektiren katilleri ortaya çıkarabilir. Bunların isimleri ve kimlikleri bellidir. Devletin kademelerinde görev almış olan resmi memurlardır.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Kardeşimizin mazlumiyeti hiçbir zaman unutulmayacaktır. Kardeşim daha 28 yaşındaydı, onu yeni nişanlamıştık ve evlilik hazırlıklarını yapıyorduk. Düğün yapacağız derken, onun şehadet haberini aldık. Allah-u Teala onu şehit edenleri kahr-u perişan etsin. Dünya ve ahrette de onları rezil etsin.' diye konuştu<strong>. (İLKHA)</strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz, Haber merkezi</category>
      <guid>https://batmanrehbergazetesi.com/karanlik-ellerin-sehit-ettigi-bir-imam-molla-giyaseddin-barlak</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Feb 2026 15:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmanrehbergazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/batmanrehbergazetesi-com/uploads/2026/02/karanlik-ellerin-sehit-ettigi-bir-imam-molla-giyaseddin-barlak.jpg" type="image/jpeg" length="94147"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şehadetinin 61'inci yılında muvahhid bir direniş sesi: Malcolm X]]></title>
      <link>https://batmanrehbergazetesi.com/sehadetinin-61inci-yilinda-muvahhid-bir-direnis-sesi-malcolm-x</link>
      <atom:link rel="self" href="https://batmanrehbergazetesi.com/sehadetinin-61inci-yilinda-muvahhid-bir-direnis-sesi-malcolm-x" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hidayeti zindan duvarları arasında bulan, hakikati Kâbe'de idrak eden ve ırkçılığın İslam'la bağdaşmadığını tüm dünyaya haykıran Malcolm X'in şehadetinin üzerinden 61 yıl geçti. Onun tevhid eksenli mücadelesi hâlâ mazlum halklara ilham vermeye devam ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>​'Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.' diyerek ırkçılığa karşı mücadele eden ve Amerika'da İslam'ın doğru anlaşılarak yayılmasına öncülük eden Malcolm X, 21 Şubat 1965'te verdiği bir konferans sırasında düzenlenen saldırıda şehid edildi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Hırsızlık nedeniyle girdiği cezaevinden siyahi ırkçısı bir Müslüman olarak çıkan Malcolm X, Hac için gittiği Arabistan'da ırkçılığın İslam'la bağdaşmadığını görerek İslam'ın evrensel mesajını duyurmaya başladı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Asıl adı Malcolm Little olan Malcolm X, 1925 yılında Earl Little isimli bir rahibin oğlu olarak dünyaya geldi. Amerika'da siyahilere karşı ırkçı saldırıların zirvede olduğu bir dönemde dünyaya gelen Malcolm X'in, daha 5 yaşındayken ırkçı saldırılar sonucu evleri yakıldı, babası katledildi. Yaşanan olayların ardından annesi de akıl hastanesine yatırılan Malcolm X, yetimhaneye verildi. Burada eğitim hayatına başlayan Malcolm X, 15 yaşında öğrenim hayatını yarıda bırakarak New York'un Harlem şehrine gitti. Harlem'de hırsızlık ve uyuşturucu satıcılığı işlerine karışan Malcolm X, 1946 yılında hırsızlık suçundan yakalanarak cezaevine konuldu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Hapiste Müslüman oldu</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Hapishanede siyahi ırkçılığı savunan Nation of Islam (İslam Milleti) hareketiyle tanışarak Müslüman olan Malcolm X, 1952 yılında cezaevinden çıkınca hareketin lideri Elijah Muhammed'le tanışarak yeni bir hayata başladı. Yaptığı çalışmalarla kısa sürede tanınan ve örgütün ikinci ismi olan Malcolm X, FBI tarafından izlenmeye başlandı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Hayatının bu döneminde Hıristiyanlığı beyazların dini, İslam'ı da sadece siyahilerin dini olarak kabul eden Malcom X, siyahileri üstün olarak kabul ediyor ve siyahlarla beyazların ayrılmaları gerektiğini savunuyordu. Bu inançla çalışmalarını sürdüren ve davasının isimsiz bir hizmetkarı olduğunu simgelesin diye 'X' soyadını kullanmaya başlayan Malcolm, 12 yıl kaldığı harekette verdiği konferanslarla örgütün görünen yüzü oldu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Cami eksenli yürütülen çalışmalar kapsamında yeni camilerin açılmasına da öncülük eden Malcom X, bu camilerde verdiği vaazlarla çok sayıda siyahinin harekete katılmasına vesile oldu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Zamanla fikirleri nedeniyle Elijah Muhammed tarafından dışlanmaya başlayan Malcom X, 1964 yılının mart ayında 'İslam Ümmeti' örgütünden ayrılarak 'Müslüman Cami' adıyla yeni bir hareket kurdu. Daha sonra Afrika ülkeleriyle de temasa geçerek Afro-Amerikan birliği adında dini olmayan bir yapılanmaya gitti.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Hac ziyareti onda büyük bir dönüşüme vesile oldu</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Aynı yılın nisan ayında Hac ziyareti için Arabistan'a giden Malcolm X, burada siyah, beyaz her renkten insanın bir arada Allah'a kulluk ettiğini ve İslam'da asıl üstünlüğün takvada olduğunu öğrenince eski fikirlerini bir tarafa bıraktı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Hac ziyaretindeyken Amerika'daki bir tanıdığına yazdığı mektupta bu düşünce değişimini açıklayan Malcolm X, 'Şehirlerin en kutsalına yaptığım bu Hac benim için çok özel bir tecrübe oldu; öte yandan beni en çarpıcı düşlerimin de ötesinde, birtakım hiç beklemediğim lütuflara mazhar etti.' ifadelerini kullanmıştı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Mekke'ye yaptığı ziyaretle kişisel ruhani yolunu, İslam'ın derinliğini daha iyi idrak edebileceği bir noktaya yönelttiğini belirten Malcolm X, bu mektubunda şu ifadelere yer vermişti: 'Müslüman aleminde kim ki İslam'ı kabul eder ve beyaz yahut siyah olmayla ilişiğini keserse, sadece 'insan' olarak tanınır. Çünkü burada insanlar 'Tanrı'nın bir olduğuna ve insanların da bir olduğuna, tek bir aileye mensup olduğuna inanıyor...</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Burada her renkten ve dünyanın her yerinden Müslümanlar var. Mekke'de (Cidde, Mina ve Müzdelife'de) geçirdiğim günlerde Hac ritüellerini anlamaya çalışırken krallarla vb. diğer yöneticilerle aynı tabaktan yedim, aynı bardaktan içtim ve aynı kilimin üzerinde uyudum. Ten rengi beyazlardan beyaz olan, gözleri en mavilerden mavi olan, saçları en sarışınlardan sarışın olan kardeşlerimle… Onların mavi gözlerinin içine bakabildim ve beni aynı gördüklerini gördüm. Çünkü onların 'tek bir Tanrı'ya' olan inancı zihinlerinden 'beyazı' silmişti ve bu otomatikman onların farklı renkteki insanlara olan tutum ve tavırlarını değiştiriyordu. Onların 'Tevhide (Birliğe)' olan inancı onları Amerikalı beyazlardan farklı kılıyordu ki onların rengi onlarla olan diyalogumda bir role sahip değildi. Tevhide duyduğu samimi inanç ve tüm insanları eşit kabul edişi onların beyaz olmayanları da İslam kardeşliği altında eşit görmesini sağlıyor.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Hac dönüşü yeni bir hayatla beraber adını da el-Hac Malik el-Şahbaz olarak değiştiren Malcolm X, ABD'de Müslüman Camisi ve Afro-Amerikan Birliği örgütü tarafından düzenlenen toplantılara katılıp İslam'ı anlatarak ırkçılığın karşısında olduğunu vurguladı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Irkçılığı reddetmekle beraber siyahilerin haklarını savunmaya devam etti</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Önceki çalışmalarında özür dilemesine sebep olan çok şey yaptığını belirten Malcolm X, ırkçılığı reddetmekle beraber siyahilerin haklarını savunmaya devam etti. Ancak Malcolm X'in gerçek ümmet şuurunu savunan yeni duruşu ve çalışmaları eski örgütü ırkçı 'İslam Ümmeti' hareketini rahatsız etmeye başlamıştı. </span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Tehditler almaya başlayan Malcolm X, arabasına düzenlenen bombalı saldırıdan yara almadan kurtulurken bir süre sonra da evi ateşe verildi. Daha sonra üst düzey yöneticilerinin FBI ile çalıştığı ortaya çıkan ırkçı 'İslam Ümmeti' hareketi saldırılarla yetinmeyerek Malcolm X'in New York'taki oturma izninin geri alınması için dava açtı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Malcolm X'in katledilmesi</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Tüm tehdit ve saldırılara rağmen çalışmalarından geri durmayan Malcolm X, insan hakları açısından da ABD'ye yönelik eleştirilerini sürdürdü. Suikast ihbarı almasına rağmen gerekli tedbirleri almayan FBI, yerleşik düzenin de tehdit olarak gördüğü Malcolm X'in katledilmesinin önünü açtı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>21 Şubat 1965'te Manhattan'daki Audubon Salonu'nda konferans veren Malcolm X, düzenlenen silahlı saldırıda vücudunun çeşitli yerlerine aldığı 21 kurşunla hayatını şehadetle tamamladı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>İslam'ı tam olarak tanıdığı ömrünün son döneminde ırkçılıkla mücadele eden Malcolm X, yaptığı konuşmalarda Amerika'daki zulüm ve adaletsizliği de anlatmaktan geri durmadı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>'Demokrasi ikiyüzlülüktür;</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Demokrasi ikiyüzlülüktür.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Eğer demokrasi özgürlükse neden bizim insanlarımız özgür değil.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Eğer demokrasi adaletse neden biz adalete sahip değiliz.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Eğer demokrasi eşitlikse neden biz eşitliğe sahip değiliz.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Demokrasi ikiyüzlülüktür...' sözleriyle günümüzde demokrasi ihracı adı altında İslam coğrafyasını işgal edip kan gölüne çeviren ABD ve Batılı müttefiklerinin ikiyüzlülüğünü onlarca yıl önce dile getirmişti. <b>(İLKHA)</b></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz, Haber merkezi</category>
      <guid>https://batmanrehbergazetesi.com/sehadetinin-61inci-yilinda-muvahhid-bir-direnis-sesi-malcolm-x</guid>
      <pubDate>Sat, 21 Feb 2026 13:27:44 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmanrehbergazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/batmanrehbergazetesi-com/uploads/2026/02/sehadetinin-61inci-yilinda-muvahhid-bir-direnis-sesi-malcolm-x.jpg" type="image/jpeg" length="13613"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şehadetinin 77'nci yılında İmam Hasan el-Benna]]></title>
      <link>https://batmanrehbergazetesi.com/sehadetinin-77nci-yilinda-imam-hasan-el-benna</link>
      <atom:link rel="self" href="https://batmanrehbergazetesi.com/sehadetinin-77nci-yilinda-imam-hasan-el-benna" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaşantısı ve mücadelesiyle İslam toplumuna yön veren âlim, fikir adamı ve İslami hareket önderi Hasan el Benna şehadet yıl dönümünde rahmet ve minnetle anılıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Tarih boyunca nice yiğit dava önderleri ve alimler i'la-yı kelimetullah uğrunda canlarını feda ederek ilahi övgüye mazhar olmuş ve şehadet kervanına katılmıştır. </span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>İslam gençliğine örnek hayatları ve mücadeleleriyle yeni ufuklar açan bu karakterlerden biri de hiç şüphesiz İmam Hasan el Benna'dır. Sömürgecilere ve onların yerli işbirlikçilerine karşı verdiği amansız mücadelenin yanında, Müslümanlar arasında vahdeti tesis etme adına da önemli çalışmalar yürüten el Benna, büyük bir önder olarak hem kalplerde hem de İslami hareketlerin mücadele sahasında yaşıyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>İngiliz sömürüsü ve işbirlikçilerine karşı yapılan gösteri</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Mısır'ın Mahmudiye kentinde 17 Ekim 1906 yılında doğan Hasan el Benna, ilmi ve irfani yönden köklü bir aileye mensuptur. İlk ve ortaokulu kendi kasabasında okuyan Hasan el Benna, orta üçüncü sınıftayken 'Ahlak ve Edeb Cemiyeti' adında bir teşkilat kurup önemli şahsiyetlere mektuplar göndermiş ve toplumdaki kötülüklere ve haramlara karşı mücadele edilmesi gerektiğini belirtmişti.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>İngiliz sömürüsü ve işbirlikçilerine karşı yapılan gösteri ve boykotlara katılan Hasan el Benna, öğretmen okulunu bitirdikten sonra yüksek öğrenim için Kahire'de bulunan Daru'l-Ulum'a kaydoldu. El Benna, üniversiteyi birincilikle bitirdikten sonra da İsmailiye'de bir ilkokulda öğretmenlik yapmaya başladı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>'İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler)' teşkilatını kurdu</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Sömürgecilerin buradaki varlığı yerli halkı ister istemez etkilemiş, Batı tarzı yaşam şekilleri yavaş yavaş toplum içerisinde yaygınlaşmaya başlamıştı. Halkın İslam'dan uzak bir şekilde yaşadığını gören Hasan el Benna, soruna çare bulmak için projeler üretiyordu. </span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Hasan el Benna bu günlerdeki hatıralarını anlatırken şu sözleri dile getiriyordu: 'Allah bilir nice geceleri ümmetin dertlerine çareler aramak için geçirdik. Ümmetin hallerini tahlil etmek, dertlerini ortadan kaldırmak için ne kadar düşündük. Bu hallerin tesirinden bazen ağlama durumuna gelirdik.'</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Bu kaygı ve endişeleri taşıyan 6 arkadaşıyla beraber bir gece toplanıp 'İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler)' teşkilatını kurdular. Bu fedakar ve cefakar arkadaşlarıyla beraber İslam'ı tebliğ etmek için kahvehanelere giderek, orada vakit öldüren insanlara İslam'ın güzelliklerini ve evrenselliğini anlatmaya başladılar. </span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Hasan el Benna, konuşmalarında Allah'ı ve ahiret gününü hatırlatıyordu. Konuşma süresi en fazla 15 dakikaydı. Bu, halk arasında yavaş yavaş etki uyandırmaya başladı. Kahveye gelenlerin sayısı her gün arttı. Bir süre sonra, binlerce insanı davet ettiği 3 büyük kahve seçti ve her birinde düzenli olarak haftada ikişer gün konuşmalar yaptı. İlk önce garip karşılandıysa da sonra insanlar ilgi duymaya başladılar.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Bütün gayretlerini İslam'a davet yolunda harcıyorlardı</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Halk, Allah'ın yardımıyla Müslüman Kardeşler teşkilatını bağrına bastı. Mensupları gittikçe artan teşkilat; köy köy, şehir şehir dolaşarak İslam'ı anlatıyor ve gittikleri her yerde de bir şube açıyordu. Bütün gayretlerini İslam'a davet yolunda harcıyorlardı. İmam Hasan el Benna; İslam'dan bihaber hiçbir şehrin ve hiç kimsenin kalmaması gerektiğini söylüyordu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Kısa sürede büyük bir şekilde gelişen İhvan Teşkilatının, Kahire dahil çeşitli yerleşim bölgelerinde şubeleri açılmaya başlandı. El Benna'nın Kahire'ye gelmesiyle Müslüman Kardeşler'in genel merkezi Ekim 1932'de Kahire'ye taşınmış ve Filistin, Suriye ile Lübnan'da da şubeleri açılmıştı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Filistin'e savaşmak için mücahitler gönderdi</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Filistin halkı İngiliz sömürüsüne karşı ayaklanınca, Müslüman Kardeşler Filistin davasına sahip çıktı. Hasan el Benna, Filistinlilerin aleyhine gerçekleşen 1936 antlaşmasından sonra, siyasi liderlere, fikir adamlarına ve yöneticilere mektuplar gönderdi. Filistin meselesinin ümmetin meselesi olduğunu söyleyen el Benna, Filistin'e savaşmak için mücahitler gönderdi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Sömürgeci İngilizlerin kuklası olan Mısır hükümeti, Müslüman Kardeşler teşkilatının önüne geçmek, faaliyetlerini durdurmak ve şeytani emellerini gerçekleştirmek için hareketi yasadışı ilan etti. Bilahare, teşkilatın çalışmalarını engellemeye başladılar ve büyük bir baskıyla teşkilatı ortadan kaldırmak için bütün imkanlarını seferber ettiler.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>İhvan-ı Müslimin Cemaati bütün dünyaya yayıldı</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Teşkilata mensup fertleri bir bir yakalayıp, çok ağır işkenceler yaptıktan sonra hapishanelere koydular. İmam Hasan el Benna'nın yanında olacak, korumalığını yapacak hiç kimseyi dışarıda bırakmadılar. Amaçları Hasan el Benna'yı tek başına bırakıp onu sinsice katletmekti. </span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Hasan el Benna, 12 Şubat 1949 günü, akşam evine giderken suikasta uğrayarak şehid edildi. Kahire'nin en büyük meydanında ve ışıkları söndürülmüş zifiri karanlık bir sokakta, dünyanın faydasız ve geçici metasına aldanmış kirli ve satılmış süfli eller, ömrünü İslam'a adayan İmam Hasan el Benna'ya kurşun yağdırdılar. Ağır yaralı bir şekilde hastaneye kaldırılan İmam el Benna'ya müdahale edilmesine izin verilmedi. Böylece, ömrünü aziz İslam'a vakfederek gelecek nesillere büyük bir miras bırakan İmam Hasan el Benna, şehid oldu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Kurmuş olduğu İhvan-ı Müslimin Cemaati bütün dünyaya yayıldı. İhvan-ı Müslimin Cemaati Seyyid Kutup, Zeynep Gazali ve Abdulkadir Udeh gibi nice dava önderleri yetiştirdi. </span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>İhvan-ı Müslimin, Filistin İslami Direniş Hareketi HAMAS'ın da temellerini attı. <b>(İLKHA)</b> </span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz, Haber merkezi</category>
      <guid>https://batmanrehbergazetesi.com/sehadetinin-77nci-yilinda-imam-hasan-el-benna</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 13:41:20 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmanrehbergazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/batmanrehbergazetesi-com/uploads/2026/02/sehadetinin-77nci-yilinda-imam-hasan-el-benna.jpg" type="image/jpeg" length="48721"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cemaat-i İslami lideri, Bangladeş'in yeni başbakanı olmaya çok yakın]]></title>
      <link>https://batmanrehbergazetesi.com/cemaat-i-islami-lideri-bangladesin-yeni-basbakani-olmaya-cok-yakin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://batmanrehbergazetesi.com/cemaat-i-islami-lideri-bangladesin-yeni-basbakani-olmaya-cok-yakin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Seyyid Ebu'l Ala El Mevdudi'nin 1941 yılında kurduğu partinin Bangladeş'teki lideri Şafikur Rahman, ülkede 12 Şubat'ta gerçekleştirilecek seçimlerde başbakan olmaya yakın duruyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Partisi, görevden alınan Başbakan Şeyh Hasina'nın yönetimi de dahil olmak üzere iki kez yasaklanan bir lider için, yaklaşan seçimler, bir yıl öncesine kadar kimsenin sormaya cesaret edemeyeceği bir soruyu gündeme getiriyor: Şafikur Rahman, Bangladeş'in bir sonraki başbakanı olabilir mi?</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><img alt='' src='https://ilkha.com/upload/img/550f8cb6-78e6-4a4e-9e9a-278441189be9.jpg' /></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Cemaat-i İslami</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Parti, Hindistan'da İngiliz yönetimi sırasında 1941 yılında Seyyid Ebu'l Ala El Mevdudi tarafından kurulmuştur.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>1971'de Bangladeş'in bağımsızlık savaşı sırasında Cemaat, Pakistan'da kalmayı desteklemiş ve ülke özgürlüğünü kazandıktan sonra yasaklanmıştır.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Ancak 1979'da, Bangladeş'in bağımsızlığı için savaşmış ve birçok kişi tarafından ülkenin kurucu babası olarak görülen Şeyh Mujibur Rahman'ın suikastından dört yıl sonra, o dönemde ülkenin cumhurbaşkanı olan BNP kurucusu Ziyaur Rahman yasağı kaldırdı. Ziyaur Rahman da 1981'de suikasta kurban gitti.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Sonraki yirmi yıl içinde Cemaat önemli bir siyasi güç haline geldi. 1991 ve 2001 yıllarında BNP liderliğindeki koalisyonu destekledi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><img alt='' src='https://ilkha.com/upload/img/24e2ba64-6256-4194-9c90-a49f827aa2d4.jpg' /></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><strong><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Hasina döneminde Cemaat'in beş üst düzey lideri idam edildi</span></span></span></strong></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Ancak Hasina 2009'dan 2024'te öğrenci önderliğindeki protestolarla devrilip Hindistan'a kaçana kadar iktidarda kaldığı süre boyunca, Cemaat'in beş üst düzey lideri idam edildi, diğerleri ise 1971 bağımsızlık savaşı sırasında 'işledikleri suçlar' gerekçesiyle hapse atıldı. Parti 2013'te seçimlere katılmaktan men edildi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Haziran 2025'te ülkenin Yüksek Mahkemesi partinin kaydını yeniden onaylayarak seçimlere katılımının önünü açtı.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Cemaat artık BNP ile ittifak halinde olmasa da, 67 yaşındaki mevcut lideri Şafikur Rahman, partiyi seçimlerde güçlü bir rakip haline getirmek için yeniden örgütlenmeye odaklanmış durumda.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Şafikur Rahman, Pazar günü Cemalpur şehrinde düzenlenen bir seçim mitinginde yaptığı konuşmada, yaklaşan seçimlerin 'bir dönüm noktası olacağını' söyledi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Daily Star gazetesine göre, 'Bu seçim, şehit ailelerinin feryatlarına son verecek bir seçimdir. Bu seçim, geçmişin çürümüş siyasetini gömecek bir seçimdir.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Yerel medyaya göre Cemaat-i İslami partisi başa gelse bile 'İslami hukuku' uygulamaya hemen koyamaz çünkü ülkenin çoğu buna hazır değil. Nitekim parti tek başına hareket etmediklerini, seçim gücünü genişletmeye odaklandıklarını belirtti. Parti, bu kapsamda geçtiğimiz Aralık ayında, 2024 öğrenci ayaklanmasının liderleri tarafından kurulan Ulusal Yurttaş Partisi ve 1971 savaş kahramanı Oli Ahmed liderliğindeki Liberal Demokrat Parti ile ittifak kurduğunu duyurdu.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Cemaat, tarihinde ilk kez , Müslüman olmayan seçmenleri çekmek amacıyla Khulna'dan Hindu bir aday olan Krishna Nandi'yi de aday gösteriyor.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><img alt='' src='https://ilkha.com/upload/img/7701274e-5053-45f7-bfd3-0e1f8c3a690e.jpg' /></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'><b>Cemaat liderliğindeki ittifak anketlerde ikinci sırada</b></span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Uluslararası Cumhuriyetçi Enstitüsü'nün anketine göre, Cemaat liderliğindeki ittifak yüzde 29'luk oranla BNP'nin hemen ardından ikinci sırada yer alıyor.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Bağımsız Üniversite'den Rejwan'a göre, Cemaat Bangladeş'in tüm sosyal sınıflarına hitap ediyor. </span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Rejwan, 'Üniversite öğrenci birliği seçimlerinde öğrenci kanadı, diğer tüm siyasi rakiplerini kelimenin tam anlamıyla geride bıraktı. Ayrıca, Cemaat'e bağlı kadın kanadının hem kırsal hem de kentsel alanlarda kapı kapı dolaşarak kadın seçmen tabanını genişlettiğini görüyoruz. Dahası, Hasina'nın düşüşünden bu yana, güvenlik güçlerinden, üniversite akademisyenlerinden ve kamu hizmetlerinden aktif ve emekli Cemaat yanlısı elitlerin, kendi yetkileri dahilinde sürekli olarak Cemaat yanlısı söylemleri desteklediğini görüyoruz.' dedi.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Yakın zamana kadar Bangladeş'in iş dünyası elitleri ve yabancı diplomatlar ya Cemaat'ten uzak duruyor ya da onunla gizlice ilişki kuruyorlardı. Şimdi ise bunu açıkça yapıyorlar. Son birkaç aydır, Avrupalı, Batılı ve hatta Hintli diplomatlar, yakın zamana kadar uluslararası çevrelerde siyasi olarak neredeyse dokunulmaz olarak görülen Rahman ile görüşme talebinde bulundular.</span></span></span></p> <p style='margin-bottom:11px'><span style='font-size:11pt'><span style='line-height:107%'><span style='font-family:Calibri,sans-serif'>Yıllardır eleştirmenler, Bangladeş'in en büyük İslami partisi olan Cemaat'i, genç, çeşitli ve ileriye dönük bir nüfusu yönetebilecek kapasitede olamayacak kadar dini doktrinlere bağlı olmakla suçlamaya çalıştılar. Buna karşılık, seçim bildirgesi, uzun süredir iktidardan dışlanmış bir partiyi güvenilir bir alternatif ve dini temelleri ile Bangladeşlilerin özlem duyduğu modern gelecek arasında bir çelişki görmeyen bir güç olarak sunuyor. <b>(İLKHA)</b></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz, Haber merkezi</category>
      <guid>https://batmanrehbergazetesi.com/cemaat-i-islami-lideri-bangladesin-yeni-basbakani-olmaya-cok-yakin</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Feb 2026 10:49:09 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmanrehbergazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/batmanrehbergazetesi-com/uploads/2026/02/cemaat-i-islami-lideri-bangladesin-yeni-basbakani-olmaya-cok-yakin.jpg" type="image/jpeg" length="57407"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Epstein dosyası: Pedofili, istihbarat ve küresel elit ağı Norveç diplomasisini vurdu]]></title>
      <link>https://batmanrehbergazetesi.com/epstein-dosyasi-pedofili-istihbarat-ve-kuresel-elit-agi-norvec-diplomasisini-vurdu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://batmanrehbergazetesi.com/epstein-dosyasi-pedofili-istihbarat-ve-kuresel-elit-agi-norvec-diplomasisini-vurdu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Pedofili ve cinsel istismar suçlarıyla anılan Jeffrey Epstein'ın küresel elitlerle kurduğu ilişkiler, Norveç'in Ürdün ve Irak Büyükelçisi'nin istifasıyla yeniden gündeme geldi. Zenginlik, diplomasi ve istihbarat iddiaları, skandalın bireysel hataların çok ötesinde bir güç ağına işaret ettiğini gösteriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span><span>Norveç'in Ürdün ve Irak'a akredite büyükelçisi Mona Juul, ABD'de pedofili ve cinsel istismar suçlarıyla anılan milyarder Jeffrey Epstein dosyasında adının dolaylı biçimde gündeme gelmesi üzerine görevinden istifa etti. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Norveç Dışişleri Bakanlığı, Juul'un Epstein ile geçmişte kurduğu temasların 'ciddi bir muhakeme hatası' olduğunu belirterek, bu durumun böylesine hassas bir diplomatik görev için gerekli güven ortamını zedelediğini açıkladı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>İstifa sürecinin, ABD Adalet Bakanlığı'nın Epstein dosyasına ilişkin milyonlarca belgeyi kamuoyuna açmasının ardından hız kazandığı bildirildi. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Sızdırılan belgelerde, Epstein'ın vasiyetinde Juul'un çocuklarının adına yüksek meblağların yer alması, kamuoyunda ve siyasi çevrelerde ciddi tartışmalara yol açtı. Bu gelişmeler üzerine Norveç Dışişleri Bakanlığı, Juul'u önce geçici olarak görevden aldı, ardından istifa kararı geldi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide, yaptığı açıklamada, yaşananların hukuki bir mahkûmiyetten ziyade etik ve siyasi bir güven sorunu yarattığını vurguladı. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bakanlık, yürütülen iç soruşturmayla Juul'un Epstein'la temaslarının kapsamını ve bu ilişkiden ne ölçüde haberdar olduğunu netleştirmeyi amaçladığını duyurdu. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Juul'un istifası, Epstein dosyasının küresel ölçekte diplomasi, elit ilişkiler ve ahlaki sorumluluk tartışmalarını yeniden alevlendirdi.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Pedofili ve cinsel istismar suçlarından hüküm giymiş bir milyarderin, diplomatlar ve üst düzey isimlerle temaslarının ortaya çıkması, 'kişisel hata' söyleminin ötesinde yapısal bir soruna işaret ediyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Norveç'in Ürdün ve Irak Büyükelçisi Mona Juul'un istifası, Epstein'ın yalnızca ahlaki bir çöküş figürü değil, aynı zamanda zenginlik ve nüfuz üzerinden devlet elitlerine temas edebilen bir merkez olduğunu yeniden hatırlattı. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>Özellikle Epstein'ın vasiyetinde diplomat bir çiftin çocuklarına milyonlarca dolar bırakmış olması, bu ilişkilerin masum temaslar mı yoksa karşılıklı çıkar ağlarının bir parçası mı olduğu sorusunu gündeme taşıdı.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu noktada dosya, klasik bir 'skandal' çerçevesini aşarak istihbarat boyutuyla da tartışılmaya başladı. Epstein'ın yıllar boyunca siyasetçiler, iş insanları ve akademisyenlerle kurduğu ağ, bazı çevrelerde onun yalnızca bir suçlu değil, aynı zamanda bilgi toplayan veya baskı kurmaya yarayan bir araç olabileceği iddialarını güçlendirdi. Ölümünün ardından ortaya atılan soru işaretleri ve milyonlarca belgenin kademeli şekilde kamuoyuna açılması da bu şüpheleri besliyor.</span></span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span><span>Daha çarpıcı olan ise Epstein dosyasının dünya genelinde elit kesimin ahlaki dokunulmazlığına dair algıyı sarsması. Aynı suçlar sıradan insanlar için mutlak dışlanma anlamına gelirken, güç ve servet sahibi çevrelerin yıllarca bu ağların çevresinde dolaşabilmesi, küresel düzeyde derin bir adaletsizlik hissine neden oluyor.</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Norveç örneği, Batı demokrasilerinin 'şeffaflık' ve 'etik' iddialarının da ciddi bir sınavdan geçtiğini gösteriyor. </span></span></span></p>

<p><span><span><span>İstifa bir sonuçtur; ancak asıl soru şudur: Epstein benzeri ağlar gerçekten dağıtılıyor mu, yoksa yalnızca görünür hale geldiklerinde mi bazı isimler feda ediliyor?</span></span></span></p>

<p><span><span><span>Bu dosya kapanmadı. Aksine, pedofili ve cinsel istismar suçlarının; istihbarat, zenginlik ve küresel elit ilişkileriyle nasıl iç içe geçebildiğini gösteren en rahatsız edici örneklerden biri olarak büyümeye devam ediyor. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz, Haber merkezi</category>
      <guid>https://batmanrehbergazetesi.com/epstein-dosyasi-pedofili-istihbarat-ve-kuresel-elit-agi-norvec-diplomasisini-vurdu</guid>
      <pubDate>Mon, 09 Feb 2026 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmanrehbergazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/batmanrehbergazetesi-com/uploads/2026/02/epstein-dosyasi-pedofili-istihbarat-ve-kuresel-elit-agi-norvec-diplomasisini-vurdu.png" type="image/jpeg" length="36582"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Sen şeytan mısın?': Epstein dosyaları ahlaksızlığın anatomisini ortaya koyuyor]]></title>
      <link>https://batmanrehbergazetesi.com/sen-seytan-misin-epstein-dosyalari-ahlaksizligin-anatomisini-ortaya-koyuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://batmanrehbergazetesi.com/sen-seytan-misin-epstein-dosyalari-ahlaksizligin-anatomisini-ortaya-koyuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Jeffrey Epstein'e yöneltilen 'Sen şeytan mısın?' sorusu, sadece bir provokasyon değil; çocuk istismarı, sınırsız para gücü, siyasal koruma ve küresel istihbarat ağlarıyla örülmüş bir çürümenin simgesi olarak yeniden gündeme geldi. Açıklanmayan milyonlarca belge ise bu karanlığın hâlâ örtüldüğünü gösteriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span>'Sen şeytan mısın?' sorusu, ABD'li stratejist Steve Bannon'un 2019 yılında 'çocuk istismarı ve seks ticareti' suçlamalarıyla yargılanan milyarder Jeffrey Epstein'e yönelttiği sıradan bir ifade değil. Bu soru, para ve iktidarın ahlaki değerleri nasıl yok ettiğini, suçun nasıl normalleştirildiğini ve sistematik biçimde nasıl korunduğunu gözler önüne seren karanlık bir dosyanın kapısını aralıyor.</span></span></p>

<p><span><span>Medya raporlarına göre Bannon, Epstein'in Temmuz 2019'da yeniden tutuklanmasından haftalar önce, onunla yaklaşık 15-16 saatlik görüntülü mülakatlar gerçekleştirdi. Bu görüşmelerin amacı, kamuoyuna 'yeniden paketlenmiş' bir Epstein portresi sunmak, suçları bireysel sapkınlık gibi göstererek arkasındaki güç ilişkilerini görünmez kılmaktı. Çocuklara yönelik cinsel istismarla anılan bir ismin, bir belgesel projesiyle 'aklanmaya' çalışılması, ahlaki çöküşün ulaştığı boyutu ortaya koydu.</span></span></p>

<p><span><span>Söz konusu kayıtların büyük bölümü bugüne kadar yayımlanmadı. 2021'de kısa bir tanıtım videosunun internete düşmesi ve ardından hem videonun hem de kanalların tamamen silinmesi, bu dosyanın sadece adli değil, aynı zamanda siyasi ve istihbari bir koruma altında olduğu yönündeki şüpheleri güçlendirdi. Epstein'in New York'taki evinde kaydedilen bu görüntüler, sistemin kendi içindeki suçluyu nasıl koruduğunun sessiz tanıkları olarak ortada duruyor.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span>Bu tabloyu daha da karartan gelişme ise ABD Adalet Bakanlığı'nın Epstein dosyalarına ilişkin tutumu oldu. Resmi açıklamalara göre Epstein'le bağlantılı yaklaşık 6 milyon belge toplandı; ancak kamuoyuna açıklanan belge sayısı 3 milyonla sınırlı kaldı. Geriye kalan milyonlarca belgenin nerede olduğu, kimleri koruduğu ve hangi isimleri içerdiği soruları yanıtsız bırakıldı. Hukukçular ve mağdur avukatları, bu durumun açık bir örtbas olduğunu vurguluyor.</span></span></p>

<p><span><span>Yıllar boyunca Epstein'in dokunulmaz kalması, yalnızca paranın sağladığı güçle açıklanmıyor. Siyasi bağlantılar, istihbarat kurumlarıyla kurulan ilişkiler ve özellikle Mossad'la temas iddiaları, dosyanın neden sürekli yarım bırakıldığını anlamak açısından kritik görülüyor. Epstein'in, güçlü isimler için bir 'şantaj ağı' kurduğu ve bu sayede korunduğu iddiaları, belgelerin neden eksik yayımlandığını daha anlamlı kılıyor.</span></span></p>

<p><span><span>Çocuk istismarı gibi insanlığın en ağır suçlarından biri karşısında bile sistemin failden çok mağdurları görünür kılması, isimleri gizlemesi ve sorumluları perdelemesi, ahlaki değerlerin tamamen çöktüğünü gösteriyor. Bugün 'Sen şeytan mısın?' sorusu, tek bir kişiye değil; paranın, siyasetin ve istihbaratın iç içe geçtiği bu kirli düzene yöneltilmiş bir hesap sorma çağrısı olarak yankılanıyor.</span></span></p>

<p><span><span>Ortada kalan gerçek şu: Epstein dosyası kapanmadı. Açıklanmayan milyonlarca belge, sadece bir suçlunun değil, onu var eden ve koruyan sistemin de yargılanmasından neden kaçınıldığını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz, Güncel</category>
      <guid>https://batmanrehbergazetesi.com/sen-seytan-misin-epstein-dosyalari-ahlaksizligin-anatomisini-ortaya-koyuyor</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Feb 2026 06:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmanrehbergazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/batmanrehbergazetesi-com/uploads/2026/02/sen-seytan-misin-epstein-dosyalari-ahlaksizligin-anatomisini-ortaya-koyuyor.jpg" type="image/jpeg" length="57573"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şam'ın PKK/SDG hamlesi: Yeni anlaşma Suriye'de dengeleri nasıl değiştirecek?]]></title>
      <link>https://batmanrehbergazetesi.com/samin-pkksdg-hamlesi-yeni-anlasma-suriyede-dengeleri-nasil-degistirecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://batmanrehbergazetesi.com/samin-pkksdg-hamlesi-yeni-anlasma-suriyede-dengeleri-nasil-degistirecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şam yönetimi ile PKK/SDG arasında ilan edilen yeni anlaşma, Suriye'nin toprak bütünlüğünü yeniden tesis etme yolunda kritik bir eşik olarak görülüyor. Anlaşmanın kaderini ise sahadaki uygulama ve PKK'nın olası sabotaj girişimleri belirleyecek.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Suriye hükümeti ile PKK/SDG arasında duyurulan kapsamlı ateşkes ve entegrasyon anlaşması, yalnızca askeri bir düzenleme değil, aynı zamanda Suriye krizinin en karmaşık dosyalarından birine yönelik siyasi bir hamle niteliği taşıyor. Anlaşma, Şam'ın uzun süredir vurguladığı 'tek devlet, tek ordu, tek egemenlik' yaklaşımının sahaya yansıması olarak okunuyor.</span></span></p>

<p><span><span>Metnin en dikkat çekici yönü, PKK/SDG'nin kontrol ettiği alanlarda fiili özerk yapının tasfiye edilmesini ve bu yapıların Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesini öngörmesi. Haseke ve Kamışlı merkezlerine İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçlerinin girmesi, askeri birliklerin temas hatlarından çekilmesi ve silahlı unsurların ordu bünyesinde yeniden yapılandırılması, Şam'ın kuzeydoğuda devlet otoritesini kademeli olarak yeniden tesis etmeyi hedeflediğini gösteriyor.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span>Bu çerçevede anlaşma, PKK/SDG'nin yıllardır taşıdığı 'özerk yönetim' ve fiili bölünme projesinin sona erdirilmesi anlamına geliyor. Nitekim sahadaki ve bölgesel gelişmeler, bu yapının artık sürdürülebilir olmadığını ortaya koymuş durumda. ABD'nin bölgedeki önceliklerini gözden geçirmesi, Şam'ın askeri ve siyasi alanda elini güçlendiren faktörler arasında yer alıyor.</span></span></p>

<p><span><span>Ancak sürecin önündeki en büyük engel yine PKK faktörü olarak öne çıkıyor. PKK'nın Suriye'ye entegre bir çözümden ziyade, bölgeyi kendi ajandası doğrultusunda kullanmaya çalıştığı biliniyor. Bu nedenle anlaşmanın uygulanma aşamasında, PKK'nın sahada oyalama, geciktirme ya da fiili sabotaj girişimlerine yönelmesi ihtimali güçlü bir senaryo olarak değerlendiriliyor. Böyle bir durum, PKK/SDG yönetimini de doğrudan bir çıkmaza sürükleyecek.</span></span></p>

<p><span><span>Şam açısından bakıldığında ise anlaşma, askeri baskı ile siyasi çözümün birlikte yürütüldüğü dengeli bir stratejinin ürünü. Hükümet, bir yandan devlet kurumlarının dönüşünü garanti altına alırken, diğer yandan Kürt halkının sivil ve kültürel haklarının korunacağı mesajını vererek toplumsal zemini sağlamlaştırmayı hedefliyor. Bu yaklaşım, 'ayrılık' yerine 'entegrasyon'u esas alması bakımından önceki girişimlerden ayrılıyor.</span></span></p>

<p><span><span>Anlaşmanın bölgesel yansımaları da dikkat çekici. Suriye'nin fiilen bölünmesini öngören projelerin gerilemesi, yalnızca Şam için değil, bölge ülkeleri açısından da istikrar anlamına geliyor. Kuzeydoğu Suriye'nin merkezi otoriteye bağlanması, 'sınır güvenliği, göç ve terör' dosyalarında yeni bir denge oluşturabilir.</span></span></p>

<p><span><span>Sonuç olarak, Şam-PKK/SDG anlaşması Suriye hükümeti açısından stratejik bir kazanım potansiyeli taşıyor. Ancak bu potansiyelin gerçeğe dönüşmesi, PKK'nın sahadaki etkisinin kırılması ve entegrasyon sürecinin kararlılıkla uygulanmasına bağlı. </span></span></p>

<p><span><span>Şam yönetimi, bu dosyada geri dönüşü olmayan bir aşamaya geçmek isterken, önümüzdeki süreç Suriye'nin toprak bütünlüğü ile PKK/SDG'nin geleceği arasındaki nihai tercihi netleştirecek. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz, Güncel</category>
      <guid>https://batmanrehbergazetesi.com/samin-pkksdg-hamlesi-yeni-anlasma-suriyede-dengeleri-nasil-degistirecek</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 08:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmanrehbergazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/batmanrehbergazetesi-com/uploads/2026/01/samin-pkksdg-hamlesi-yeni-anlasma-suriyede-dengeleri-nasil-degistirecek.jpg" type="image/jpeg" length="54263"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Muhammed ed-Dayf: Filistin direnişinin efsanevi komutanı]]></title>
      <link>https://batmanrehbergazetesi.com/muhammed-ed-dayf-filistin-direnisinin-efsanevi-komutani</link>
      <atom:link rel="self" href="https://batmanrehbergazetesi.com/muhammed-ed-dayf-filistin-direnisinin-efsanevi-komutani" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Filistin direnişinin efsanevi komutanı Muhammed ed-Dayf, onlarca suikast girişimine rağmen mücadelesinden vazgeçmedi; adını tarihe, korkuyu işgalcilerin kalbine kazıdı. Hayatını yaralı ama boyun eğmeden geçiren Muhammed ed-Dayf, Filistin davası uğruna ödenen bedellerin sembolü oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Eğer bu satırları okuyorsan, muhtemelen seni bu tuhaf başlık, hikâyenin sahibini tanımaya yöneltti. Belki de başlığı geçip "Ed-Dayf" ismine takıldın ve yıllarının büyük bölümünü gölgelerde geçirmiş, fakat yankısı hâlâ bölgedeki herkesin kulaklarında çınlayan bir adam hakkında daha fazlasını öğrenme isteğiyle bu metne yöneldin.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Ebu Halid'in" hikâyesi iki şekilde anlatılabilir: Kısa ve detaylı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">O, 1987 yılında, Birinci İntifada'da, taş atan çocuklarla birlikte işgalin ciplerine ve tanklarına taş fırlatan bir gençti; direnişin elinde taşlardan başka bir şeyin olmadığı günlerde. Aradan 35 yıl geçti. Bu kez adamlarıyla birlikte tel örgünün öte yakasına geçti ve meydanda şehit düştü. Arkasında, nükleer bir devleti sarsan bir ordu; dünyanın en güçlü istihbarat teşkilatlarına direnen bir güvenlik yapılanması; mermiden füzeye kadar üretim yapabilen bir savunma sanayii altyapısı ve savaşın her alanında yetkin askerler bıraktı. Bütün bunlar, sürekli takip altında, aranan ve gizlenmek zorunda olan bir hâlde; gözetimin kesintisiz sürdüğü, takibin aralıksız devam ettiği ve 365 kilometrekareyi aşmayan dar bir alanda kuşatmanın sıkılaştırıldığı koşullar altında gerçekleşti. İşte bu, onun hayat hikâyesinin kısa bir özetidir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Hahamın tuzağı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kırmızı bir Volkswagen minibüs, Ben Gurion Havalimanı'na giden yolda ilerliyordu. İçeriden İbranice radyo yayınları yükseliyordu. Direksiyon başında, üzerinde "israil" bayrağı bulunan tişört giyen genç bir adam vardı. Yan koltukta ise başında kipa (dindar Yahudilerin taktığı takke) bulunan bir haham oturuyordu. Arka koltukta da adeta onların kopyası olan iki kişi yer alıyordu: Biri göğsünde "israil" bayrağı bulunan bir tişört giymişti, yanındaki ise din adamlarına özgü kıyafetler içindeydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yol kenarında, ücretsiz bir araç arayan "israilli" bir asker duruyordu. Sürücü onu almak istercesine yavaşladı. Bunun üzerine vakur haham, rahatsız bir ses tonuyla itiraz etti:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Onu istemiyoruz, silahı yok!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sürücü, hahamın sözlerini görmezden gelerek durdu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Askere nereye gidiyorsun?" diye sordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Bu yönde, yakındaki bir kibutza (İşgalcilerin yerleşim alanı)."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Üzgünüm, biz ters yöne gidiyoruz," dedi sürücü ve araç yeniden hareket etti. Haham derin bir nefes alarak rahatladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sürücü, Tel Aviv'e giden yol ayrımında durdu ve sanayi bölgesi Yahud yönüne saptı. Karşı şeritte duran bir Subaru dikkatini çekti; araçtan silahlı bir asker iniyordu. Sürücü hızlandı, ani bir manevrayla direksiyonu kırdı; yolcuların şapkaları ve ön konsolda duran Tevrat nüshası yana savruldu. Askerin durduğu şeride geçti. Kornaya bastı. Asker elini salladı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Beni de alın!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sürücü, askerin tam yanında durmadı; yaklaşık yirmi metre ileride durdu. Asker, sırtındaki çantası zıplayarak, uzun süre beklemeden ücretsiz bir yol bulmanın sevinciyle koştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sürücü, hahamın camını indirerek, "Nereye gidiyorsun?" diye sordu. Geleneksel İbranice müzik sesi camdan dışarı taşıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Remle'ye. Oraya mı gidiyorsunuz?"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sürücü "Evet" demeye fırsat bulamadan asker kapıyı açtı, ücretsiz yolculuğu kaçırmamak için ayağını içeri attı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Asker; görünümleri, fısıltılı konuşmaları ve radyodan yayılan Hasidik ezgilerle arabaya adeta bir sinagog havası katan iki yolcunun yanına oturdu. Biriyle konuşmaya çalıştı ama cevap alamadı. Bunun üzerine yüzünü çevirip, on yıllar önce Araplardan koparılan tepelerin ardında batan güneşi izledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Aracın içindeki hava kasvetliydi. Havalimanına giden yolda trafik sıkışınca hız düştü. Radyo, sanki gezici bir yayın arabasıymış gibi yüksek sesle susmadan çalıyordu. Asker, tüfeğini dizlerinin üzerine koydu ve Güney Lübnan'daki görevinden sonra bu izinde kendisini nelerin beklediğini düşünmeye başladı. Tüfeğinde şarjör yoktu; o dönemde "İsrail" makamları, 1948'de işgal edilen topraklar içinde askerlerin dolu silah taşımasını yasaklıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Düşüncelerinden, aracın hızlanması ve otoyolda sarsılmasıyla sıyrıldı. Trafiği aşmış, Kudüs yönüne ilerliyorlardı; yolun iki yanında çalılıklar uzanıyordu. Sürücü, ön aynadan yolculara buyurgan bir bakış attı. O anda, göğsünde "İsrail" bayrağı bulunan genç, askerin üzerine atıldı; kolunu onun boynuna doladı ve haykırdı:<br />
"Allah-u Ekber!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu haykırış, eğitimli askerin yüreğini yerinden oynattı. Asker hızla tüfeğini doldurmaya çalışırken, "Hasan'ın" boğucu kıskacına direniyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Hasan, askerin boynunu bütün gücüyle sıkarken, "Öldür onu, Salah!" diye bağırdı. Salah da ona katılmış, tüfeğin namlusunu iki gençten birine çevirmesini engellemeye çalışıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sürücü bağırdı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Öldürmeyin! Onu canlı istiyoruz!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Tam o anda yanındaki haham bir sıçrayışla hareketlendi. Salah boğuşmayla meşgulken, belindeki tabancayı kaptı ve bütün gücüyle tabancanın kabzasıyla askerin başına vurdu. Askerin direnişi söndü, öfkesi dindi; yüzünden kan akıyordu. Aynı anda, eski haham Abdülkerim, diğer eliyle tüfeğin şarjörünü çekip çıkardı. Tehlikenin bertaraf edildiğini anlayan Hasan ve Salah, askerin bağırmaması için ellerini ağzına götürdü ve ağzını bir bez parçasıyla tıkadı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Askerin öfkesi, ağlamaya ve yalvarmaya dönüştü:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Beni öldürmeyin! Ne olur, beni öldürmeyin!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bez parçasının ve ellerin ardında boğuk da olsa sözleri anlaşılabiliyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sürücü, akıcı bir İbraniceyle konuştu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Yaşamak istiyorsan beni iyi dinle. Biz Kassam Tugaylarıyız; HAMAS'ın askerî kanadıyız. Seni, şeyhimiz Ahmed Yasin'i ve hapishanelerinizdeki kardeşlerimizi serbest bırakmanız için esir aldık."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Yani… beni öldürmeyeceksiniz?" diye sordu; sesindeki dehşet yavaş yavaş dağılırken.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Seni canlı istiyoruz. Seni öldürmek çıkarımıza değil."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Söz veriyorum, sesimi çıkarmayacağım, hiçbir şey yapmayacağım. Ben hiçbir Filistinliye saldırmadım, intifadaya karşı da çalışmadım. Güney Lübnan'da Golani Tugayı'nda görev yapıyorum."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İbraniceyi herkes anlıyordu; Gazze'den gelen Salah hariç.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Ne diyor?" diye sordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Abdülkerim cevap verdi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Bizden sıyrılmaya çalışıyor; sanki Lübnanlılar bizden değilmiş gibi!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Hasan sordu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Nerelisin?"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Kudüs'ten."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Gençler kahkahaya boğuldu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Of!.. Hemşerimiz çıktı!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Araç, bir güvenlik noktasına yaklaşınca yeniden yavaşladı. Dakikalar dehşet vericiydi; kalpler dualarla çarpıyordu. İki dakikalık sessizliğin ardından, dört yolcunun ağzından birden hamd sesleri yükseldi. Asker, gözleri sorularla dolu bir hâlde etrafına baktı. Sürücü dedi ki:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Şükürler olsun, Erez Kapısı'nı geçtik!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Asker hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Ne olur beni Gazze'ye götürmeyin… Gazze'ye götürmeyin! Yalvarıyorum… Cehenneme gitmek istemiyorum."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dördü göz göze gelip memnuniyetle gülümsedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kurban, yemini çoktan yutmuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Hayalet ilk kez görünüyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Araç 9 Ekim 1994'te durduğunda, asker Kudüs'ün kuzeybatısındaki "Bir Nebala"da olduklarını bilmiyordu. Ertesi gün hücre, askerin ellerinde olduğuna dair bir ses kaydını, askerî belgeleriyle birlikte, bu operasyonun Gazze'deki beyin gücüne gönderdi. O isim, onları profesyonelce örgütlemiş; hareket serbestliği ve kamuflaj sağlayacak şekilde farklı bölgelerden seçmişti. İçlerinde Kudüslü, Halilli, Batı Şerialı ve Gazzeli olanlar vardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bir gün sonra, Filistin kefiyesiyle yüzünü örten, yeşil bir gömlek giymiş bir adam ortaya çıktı. Elindeki kâğıttan operasyon bildirisini okuyordu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"İzzeddin El-Kassam Tugayları, israilli asker Nahşon Mordehay(Vaksman)'ın esir alınmasının sorumluluğunu üstlenmektedir. İslami Direniş Hareketi HAMAS'ın lideri Şeyh Ahmed Yasin'in derhal ve süratle serbest bırakılmasını talep ediyoruz…"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Maskeli adam, taleplerle oynanması ya da oyalama yoluna gidilmesi hâlinde esirin infaz edileceği tehdidinde bulundu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İbranice medya bu görüntüyü yayımladığında, "israilliler" tarihlerinde ilk kez en tehlikeli adamı gördüler; işgal devletini otuz yıl boyunca uykusuz bırakacak kişiyi… Uzun geceler boyunca peşlerini bırakmayacak "hayaletin" suretini, ya da en azından gözlerini gördüler. O, Muhammed bin Diyab bin İbrahim el-Mısrî, nam-ı diğer ed-Dayf, Kassam Tugaylarının komutanıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ed-Dayf o gün, Vaksman'a karşılık serbest bırakılması istenen esirlerin listesini sundu: HAMAS'tan 50, İslami Cihat'tan 25, Fetih'ten ağır cezalara çarptırılmış 50, Halk Cephesi'nden 20, Demokratik Cephe'den 10, Hizbullah'tan 20 kişi ve tüm Filistinli kadın tutuklular.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Rabin hükümeti, ed-Dayf'ın kayıtta görünmesini delil sayarak Vaksman'ın Gazze'de tutulduğunu düşündü ve Gazze Şeridi'ni kapattı. Filistin Yönetimi'nden de esir askere ulaşmak için tüm imkânlarını seferber etmesini istedi. Yönetim iş birliğinde gecikmedi; ancak kapsamlı bir incelemenin ardından "İsrail" Başbakanlık Ofisi'ne şu içerikte bir yazı gönderdi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Kontrolümüzdeki bölgelerde esire dair bir iz bulamadık. Kendi kontrol alanlarınızda arayın."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Şabak, operasyonda kullanılan kiralık kırmızı aracın izini sürerek sürücü Cihat Yağmur'u yakaladı. Ardından hücrenin sığındığı evin sahibi Zekeriya Necib'e ulaşıldı. Ağır işkence altında, esirin tutulduğu yerin Kudüs'ün kuzeybatısındaki "Bir Nebala" köyü olduğu ortaya çıktı; Vaksman'ın Kudüs'ün Ramot semtindeki evine yalnızca on dakika mesafedeydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Rabin okunu yaydan çıkardı ve İçişleri Bakanı Ehud Barak'ı göreve çağırdı. Barak, 1976'da Entebbe'deki rehine kurtarma operasyonunu gerçekleştiren, Binyamin Netanyahu'nun ağabeyi Yonatan Netanyahu'nun öldürüldüğü "İsrail" ordusunun elit birliği Sayeret Matkal'ın eski komutanıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Esir değişimini ve Şeyh Ahmed Yasin ile Salah Şehade'nin teslim edilmesini öngören çeşitli seçenekler gündeme geldi. Ancak Rabin, Oslo Anlaşması'ndan sonra "İsrail" kamuoyu nezdinde pekişen "yumuşak" imajını zedeleme korkusuyla en tehlikeli kararı verdi: Askerin hayatının riske girmesini umursamadan, esiri askerî bir operasyonla kurtarmak. Zira işgalin güvenlik doktrinine göre, ölülerle uğraşmak her zaman esirlerle uğraşmaktan daha kolaydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Barak, Rabin'e, Uganda'daki operasyonda olduğu gibi onu kurtarabileceklerine dair güvence verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>"Bir Nebala" gecesi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Efendim, operasyon alanındayız. Yeni bir talimat var mı?"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Operasyon komutanı Nir Poraz, ticari araçlarla evin çevresine sızan iki birliğin ardından telsizden Ehud Barak'a seslendi. Kulaklıktan gelen yanıt kısa ve kesindi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Uygula."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Vücudunda otuz kilo teçhizat taşıyan askerlerin kulaklıklarına düşen bu tek kelimeyle birlikte birlikler evi kuşattı. Patlayıcı timi, evin demir kapısına bomba yerleştirmek için sessizce ilerledi. Plan, patlamayla kapının içeri savrulması ve aynı anda üç yönden eve girilmesiydi. Amaç, en büyüğü yirmi iki yaşını bile geçmeyen, ağır donanımlı bir güce karşı koyacak askerî eğitimi bulunmayan hücre üyelerini şaşkına çevirmekti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Poraz, operasyonun başlama işaretini vermek için üç parmağını birer birer kapattı. Zihni, başarının ardından başbakandan alacağı övgü ve terfi hayalleriyle doluydu. Onu bir ya da iki rütbe yükselmekten alıkoyan tek şey, karşısındaki "üç amatördü". Üçüncü parmağını kapattığı anda büyük bir toz bulutu yükseldi. Poraz, adamlarıyla birlikte kapıya doğru atıldı. Ancak patlayıcı ekibinden gelen haberle oldukları yerde donup kaldılar: Kapı hâlâ ayaktaydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Hücrenin evi güçlendirdiğini, kolay kolay aşılamayacak çelik bir kapı yerleştirdiğini bilmiyorlardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Bir daha patlatın! Şimdi geri dönemeyiz!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Poraz'ın haykırışı askerlerin kulaklarında, operasyonu anbean izleyen Barak ve hükümet üyelerinin kulaklarında çınladı. Saniyeler içinde kapı yeniden tuzaklandı ve patlatıldı. Kapı açıldı. Poraz ve ekibi içeri daldı; koridor lazer nişangâhların ışığıyla doldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bekledikleri gibi bir mermi sağanağıyla karşılaşmadılar. Patlamayla sarsılan hücrenin dağıldığını sandılar. Bu yanılgı, onları Cihad'ın esirin bulunduğunu söylediği odaya doğru ilerlemeye teşvik etti. Poraz öndeydi; tüm birimlere talimat veriyordu. Derken sesi bir anda kesildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Her asker, teknik bir arıza olabileceği düşüncesiyle kulaklığını yokladı. Ardından kulaklıklara, yere sertçe çarpan bir cismin sesi düştü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Koridorun sonunda pusuya yatmış olan Abdülkerim, Kassam eğitimlerinde edindiği mühimmat tasarrufu alışkanlığıyla yalnızca tek bir mermi sıktı. Direnişin silah kıtlığının öğrettiği bir alışkanlıktı bu. Mermi, Poraz'ın başını delip geçti ve onu anında öldürdü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Allah-u Ekber!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Haykırış, savunma pozisyonunda esirin bulunduğu odaya çekilen Hasan ve Salah'ın kulaklarında yankılandı. Aynı söz, ölen komutanın cihazından birliklerin kulaklarına ve başbakanlık ofisine ulaştı. Ardından koridorun ucuna doğru yoğun bir ateş başladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Ne oldu?" diye bağırdı Hasan, Abdülkerim'e.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Sizi uyarmamış mıydım? Misafirleri karşılamayı ben üstlenmeliyim diye! İki katili indirdim! Gerisi size geliyor, bana gelmeden size ulaşamazlar!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Abdülkerim böyle diyordu; savunma planını kurarken ön cephede yer almak için verdikleri tartışmayı hatırlatırcasına.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Komutanın cesedini çekip almak için ateş yoğunlaştırıldı. Aynı anda başka bir birlik mutfak penceresinden eve girdi. Abdülkerim, mühimmat tasarrufunu bir kenara bıraktı; her yönden gelenlere mermilerini paylaştırdı. Sesi, arkadaşlarına seslenirken kayboldu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Buluşma yerimiz cennet, gençler!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Ne oldu? Askeri kurtarmadan nasıl çekildiniz?"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Barak, operasyonu denetleyen Şabak koordinatörü Ofer Dekel'in kulaklığına öfkeyle bağırıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Bir pusuya düştük efendim. Bizi bekliyorlardı. Esirin bulunduğu odaya dair sabotajcının verdiği bilgi yanlıştı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Operasyonu bitirin. En az zararla her yolu kullanın!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Barak öfke krizine girmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dekel, hoparlörle seslendi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Hasan Teysir el-Neçe, Selahaddin Cadallah… İçeride olduğunuzu biliyoruz. Rehine hâlâ hayatta mı? Müzakere etmeye ne dersiniz? Uygun bir çözüme ulaşabiliriz."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Müzakere bitti," diye karşılık verdi Hasan.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Ev kuşatıldı, kaçış yok. Arkadaşınız Abdülkerim öldü. Teslim olursanız ve rehineyi çıkarırsanız canlı çıkabilirsiniz."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Kes sesini! Kassam Tugayları teslim olmaz!" dedi Salah ve tetiğe bastı. Hasan da bir el bombasını dışarı yuvarladı. Müzakerenin tek dilini böyle belirlediler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Bomba! Bomba!" diye bağırarak askerler geri kaçtı. Ardından evin içinde kulakları sağır eden bir patlama yankılandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Salah ve Hasan bakıştı. Sonra Nahşon'a döndüler:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Biz sana hayat istedik, hükümetin ise ölüm."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Ne istiyorsunuz? Peki, hadi konuşalım…"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dekel'in sesi yarım kaldı. Odanın içinden iki el silah sesi duyuldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Ne yaptınız siz, deliler?!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Gel de cesedini al. Onu canlı almaya razı olmadıktan sonra."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Abdülkerim bizi bekliyor." dedi Hasan, Salah'a sarılarak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sonra birlikte söylediler:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Şehadet ederiz ki Allah'tan başka ilah yoktur ve Muhammed O'nun elçisidir. Bununla yaşar, bununla ölürüz."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sırtlarını duvara dayadılar, elleri tetikte, düşman güçlerinin odaya girmesini beklediler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">14 Ekim'de gerçekleşen bu başarısız kurtarma operasyonu, işgal devleti için sıradan bir olay değildi. "İsrail" televizyonlarında canlı yayımlanan bir hükümet skandalıydı. Kameralar, gelmeyen "iyi haber" umuduyla gelişmeleri anbean izledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"israil güvenlik aygıtı, felaketle sonuçlanan operasyonu değerlendirdiğinde faillerin kimliklerinden donanımlarına, uygulama biçimlerinden kamuflajlarına ve savunma planlarına kadar daha önce benzeri görülmemiş bir tabloyla karşılaştı. Direniş ilk kez hücreleri arasında bu denli yüksek bir koordinasyonla hareket etmiş, her ihtimali hesaba katmıştı. Evet, işgalciler hücrenin üç üyesini öldürmüştü; fakat esir askeri kaybetmiş, seçkin birlikten biri operasyon komutanı olmak üzere iki askerini direniş ateşiyle yitirmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bütün bunlara rağmen, Gazze'de yüzü örtülü olarak kayıtta görünen beyin onların elinden kaçmıştı. Kassam Tugaylarının yeni komutanı Muhammed ed-Dayf, işgalle mücadelede yeni, zor ve korkutucu bir tarz dayatmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ed-Dayf, Şeyh Ahmed Yasin ve yoldaşlarını kurtarma projesinden vazgeçmedi; ancak bir süreliğine erteledi. 1996'nın başında, silah arkadaşının intikamını almak ve işgalin direnişle ilişkisinde yeni bir denge kurmak zorundaydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Takip edilen (Aranan)</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Vallahi, elimde zerreden başka bir şey kalmasa bile onunla size karşı cihat ederdim." Ömer bin Hattab…</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"ed-Dayf" olmadan önce o, Muhammed Diyab İbrahim el-Mısrî idi. 1965 yılında Han Yunus Mülteci Kampı'nda doğdu. Ailesi, 1948'de siyonist çeteler tarafından Remle'nin batısındaki Kubeybe köyünden sürülüp atılmış bir mülteci ailesiydi. Çocukluğu, Filistinli mülteci deneyiminin yoğunlaştırılmış bir özeti gibiydi: derin bir yoksulluk, çalışıp didinse de çocuklarını geçindirmeye yetmeyen bir baba… Oyun oynamaları gerekirken çalışmak zorunda kalan çocuklar… Onun çocukluğunda çocukluk yoktu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yoksulluk onu erken yaşta çalışmaya itti. Kamptaki binlerce çocuk gibi o da küçük atölyelerde çalıştı, mütevazı bir tavuk çiftliği kurdu, şoförlük yapabilmek için ehliyet aldı; ailesinin ayakta kalmasına katkı sunmaya çalıştı. Yetişme sürecinde, ileride "hayalete" dönüşeceğini haber veren hiçbir işaret yoktu. Allah'ın ona emanet ettiği o sır olmasaydı, mülteci istatistiklerinde sıradan bir sayıdan ibaret kalacaktı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dönüm noktası Gazze İslam Üniversitesi oldu. Fen Fakültesi'ne kaydoldu; biyoloji ve kimya okurken, aynı zamanda Müslüman Kardeşlerin fikrini adeta yutarcasına özümsüyordu. "Ebu Halid", İslami Blok saflarında öne çıktı; fakat bir askerî lider olarak değil, davet, tiyatro ve öğrenci faaliyetlerinin adamı olarak.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">O dönemi yaşayanların anlattığına göre, sosyal faaliyette adeta bir kıvılcımdı: Çiftçilere yardım için "hasat günü"ne katılır, yardım çalışmalarını organize ederdi. En dikkat çekici yanlarından biri ise sanata olan yatkınlığıydı. Blok içinde "Sanat Komitesi"ni kurdu; hareketin etkinliklerinde sahnelenen tiyatro oyunlarını yazdı ve oynadı. İşgal istihbaratının ileride kâbusu olacak o genç, sahnede seyirciyi eğlendiriyordu. Muhammed el-Mağut'un yazdığı Palyaço adlı oyunda "Ebu Halid" adlı bir karakteri canlandırdı; oyun bitti, kostüm çıktı ama isim üzerinde kaldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">1987'de, en meşhur silahı "taş" olan Birinci İntifada patlak verdiğinde; üniversite öğrencisiyle amatör sanatçı, yeni doğan HAMAS potasında eridi. Efsane böyle başladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ed-Dayf'ın askerî mücadelesi, işgalcinin direnişi boğmak için devşirdiği ajanlara karşıydı. Zira ajanlar, silahlı direnişi diriltmeye yönelik her girişim için ölümcül bir silahtı. Ebu Halid, askerî çalışmaya girişini anlatırken şöyle der:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Başlangıçta operasyonlar doğrudan işgal ordusuna yönelik değildi; tugayların ilk faaliyetlerinin çoğu ajanlara karşıydı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kassam Tugaylarının askerî başlangıcını ise şöyle tarihler:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Askerî çalışmanın gerçek çıkışı sayılabilecek bir operasyon vardı; 1 Ocak 1992'de Kfar Darom hahamına yönelikti. Sanırım adı Dranşiştan'dı. Ellerinde tek bir tabanca vardı ve onunla vuruldu."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Eğer 1990'larda Filistinli bir genç olsaydın ve annen seni pazar alışverişi için Yahya Ayyâş ve Muhammed Dayf ile gönderseydi; sen annenin ihtiyaçlarıyla geri dönerdin, Muhammed ve Yahya ise bir askerî operasyon planı ve onun için gerekli ilk malzemelerle… Hatta alışverişi teslim ettikten sonra seni eylemi yapacak fedai olmaya bile ikna edebilirlerdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İşgal altındaki Filistin'de insanların iradeleri arasındaki fark buydu: Bir kesim, henüz imkânlar oluşmadan direnişe iman etmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kassam'ın o dönemini yaşamış tecrübeli bir lider olan Fevvaz bana şöyle anlatır:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Elimizde silah yoktu."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Peki neyle direniyordunuz?" diye sordum.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Tek bir silah, birkaç hücre arasında dolaşır; işgalcilere karşı operasyonlarda kullanılırdı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İrade, imkânlardan büyüktü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ve direniş, iradenin imkânları aşmasıyla başladı ve sürdü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yahya Ayyâş, nam-ı diğer "Mühendis", direnişin araçlarındaki büyük açığı kapatmada bir dönüm noktasıydı. Ed-Dayf, en başından itibaren Ayyâş'ın askerî çalışmayı geliştirmedeki önemini fark etti. Batı Şeria'ya geçti, onunla birlikte sığınaklar arasında yaşadı; fedai bombaları ve bombalı araçların yapımını onun elinden öğrendi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Takibin yoğunlaştığı 1994'te ed-Dayf, Ayyâş'ı gizlice Gazze'ye taşıdı; böylece hem uzmanlığı korudu hem de operasyon alanını genişletti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu iki yol arkadaşı, 1990'larda Kassam Tugaylarının savaş doktrininin ilk çekirdeğini oluşturdu. Ayyâş patlayıcı mühendisliğinde otoriteydi; Dayf ise planlama ve icranın iplerini elinde tutan bir operasyonel lider olarak parladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ayyâş'ın eşi Ümmü'l-Berâ şöyle anlatır:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Gazze'de bir yılı aşkın süre kuzeyden güneye taşındık. Ebu Halid Dayf daima Yahya'nın yanındaydı. Bu ikisi bir yere yerleşti mi uzun süre kalırlardı; sabırları ve işgal ile yönetimin her yerde peşlerine düşmesine dayanma güçleri vardı. Birlikte plan yapar, işgale verdikleri karşılık daima farklı olurdu."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bir gün Gazze'de küçük dükkânında mallarını düzenleyen Ebu Ahmed, Ebu Halid, Yahya Ayyâş ve birkaç kişinin nefes nefese içeri girdiğini gördü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"İşgal bizi kovalıyor, saklanacak bir yere ihtiyacımız var," dedi Ebu Halid.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ebu Ahmed dükkânı kapattı, eve geçip eşine danıştı; çünkü böyle bir kararın bedeli ağırdı: Hayatını kaybedebilir, evi yıkılabilirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Eşi Ümmü Ahmed o günü şöyle anlatır:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Ben seninleyim ya Ebu Ahmed… Komşulara 'bunlar kardeşlerim, birkaç günlüğüne geldiler' derim; ya da misafirlerin… Her seferinde bir bahanemiz olur."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ve grup kurtuldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Zamanla çift, çatıda, tavşan ve kuş besledikleri odanın yanına, bir oda ve banyo inşa etmeye karar verdi. Ümmü Ahmed der ki:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Bu oda, yönetim ve işgalin çift taraflı takibi sırasında Ebu Halid ve arkadaşlarının operasyon karargâhı oldu."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İşte o odada, Ebu Halid kutsal intikamın iplerini örmeye başladı; işgal devletini daha önce hiç sarsılmadığı kadar sarsacak olayın iplerini…</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Keşke bugünün tüm gençleri onun ahlakına sahip olsa" der Ümmü Ahmed ve ekler:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"İşine sadıktı, kalbi temizdi; sahabe çağından bir adam gibiydi. Askerlerine tepeden bakmazdı. Küçüklerle şen şakrak, işte ciddi, sabırlıydı. Yeryüzünde yürüyen bir Kur'an gibiydi; kendi parasından bile olsa kimseyi geri çevirmezdi."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Onunla yıllarca birlikte olan Kassam liderlerinden Yesrî anlatır:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Geceleri yürür, sonra bisikletlerle hareket ederdik. Ebu Halid eski bir takip mağduruydu; Gazze'yi karış karış bilirdi. Dar sokaklara, kalabalık geçitlere hâkimiyetine hep şaşırırdım."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Genel komutan olduktan sonra bile güvenlik hassasiyeti baskın kaldı. Refakatçilerinden Cabir şöyle der:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Bazen farklı şapkalar takar, Arap şeyhi gibi giyinirdi; altındaysa pantolon ve gömlek olurdu. Çoğu hareketi geceleri yapardık; güvenli evlerin kapalı garajları olmasına dikkat ederdik ki arabadan inişi fark edilmesin."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ümmü'l-Berâ, Batı Şeria'ya dönüş imkânsız hâle gelince Gazze'ye taşındı. Dayf'ı ilk gördüğünde, Ayyâş'la birlikte Gazze'nin Tuffah semtindeydi. Sonra Ayyâş'a şöyle dedi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Yüzünü iyice ezberledim; şehit olduğunda, yıllarca işgali titreten o kahramanı gözlerimle doyasıya gördüm diyebilmek için."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">-Ayyâş gülümsedi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Allah bizi birlikte şehadete erdirsin."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ocak 1996'nın ilk haftasında Ayyâş'ın duası kabul oldu. "İsrailli" ajan Kemal Hammâd, yeğeni Usame üzerinden bomba yüklü bir telefonu Ayyâş'a ulaştırmayı başardı. Altı ay süren denemelerden sonra Ayyâş telefonu kullandı. Gazze semalarında, sesini tanıyıp telefonu patlatmak için bekleyen Apache helikopterleri vardı. İlk denemede imalat hatası nedeniyle patlama olmadı; telefon Tel Aviv'e gönderilip düzeltildi. 5 Ocak'ta geri getirildi. Ayyâş telefonu son kez kullandı ve şehit oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ümmü'l-Berâ der ki:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Ayyâş'ın şehadeti, Dayf için en acı olanıydı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf cenazeye katılmadı; başka bir ağıt yazmak üzere geri çekildi. Ayyâş'ı, "Ayyâş 250" adlı çelikten bir kasideyle andı: 2021'de Kassam'ın, güneyde Negev'den kuzeyde Safed'e kadar tüm Filistin coğrafyasını kapsayan menzile sahip roketine ismini vererek…</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İşgalci, direnişi uzun süre kaotik, nihilist hücreler olarak gördü; "ışık arayan ve ateşe düşen güveler" gibi yok olacaklarını sandı. Rehavam Zeevi şöyle demişti:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Filistinliler bit gibidir; bitleri temizler gibi onlardan kurtulmalıyız."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf, işgalciye yeni bir denklem dayatmanın zamanının geldiğini düşündü: "israilli, artık bir kaosla değil; tırmandırmaya karşılık verebilen bir sistemle karşı karşıya olduğunu bilmeliydi. Esir Hasan Selame bir röportajda şöyle der:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Amaç, işgal devleti ve güvenlik aygıtları için maliyeti yükseltmekti ki bir daha liderlerimizi hedef almayı düşünmesinler."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf, "israillileri" askerî liderleri hedef almaktan caydıracak intikam planını Selame'ye anlattı. O sırada 26 yaşını bile doldurmamış olan Selame'ye, şahsi olarak borç aldığı 1555 dolar verdi (o günlerde üç memurun maaşına denk) ve izleyeceği planı çizdi; fedai eylemleri için hazırlanan intihar kemerlerini teslim etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">HAMAS Siyasi Büro üyesi Dr. Ganim anlatır:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Yaser Arafat, Ebu Halid'i çağırdı; bu ikisinin tek görüşmesiydi. Arafat, 'Karşılık vereceğinizi biliyorum ama kaç eylem planlıyorsunuz?' dedi. Soruları, zırhlı bir banka kasasını açmaya çalışan bir çocuğun çabası gibiydi. Ebu Halid hiçbir bilgi vermedi. Arafat sayıyı sınırlamak isteyince, Ebu Halid şöyle dedi: 'Gençler yola çıktı; bağlantı koptu, plan artık değiştirilemez.'"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf, Selame'nin Kudüs hücresiyle buluşması için uygun bir mekân hazırlamaları üzere bir grup mücahidi gönderdi. Bu hücreyi daha önce Gazze'de bizzat eğitmişti; ardından Kudüs'e dönüp talimatlarını beklemişlerdi. Filistinli tarihçi Bilal Şeleş şöyle der:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Ebu Halid'in askerî liderlikteki en önemli özelliklerinden biri, eleman devşirme ve 'uyuyan hücreler' kurma yeteneğiydi; zamanı geldiğinde bunları kullanırdı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Selame, hazırlanan sığınakta (bir bahçede) on gün kaldı; yiyeceği yalnızca ağaçlardan topladığı portakallardı. Ardından Kudüs'e doğru yola çıktı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Mühendisin intikamı… Kutsal intikam</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">25 Şubat 1996'da Hasan Selame, Doğu Kudüs'ün Ebu Dis beldesinde, güvenli bir evde Mecdi Ebu Verde ve İbrahim el-Serahne ile bir araya geldi. Yola çıkmadan önce son kez uygulama adımlarını ve intihar kemerlerinin çalışmasını gözden geçirdiler. Ardından Kassam geleneği gereği, fedailerle vedalaşmadan önce hatıra fotoğrafı çektirdiler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ebu Verde, gazeteci kılığında Kudüs'ün batısındaki merkezi otobüs terminaline yöneldi. Serahne ise aynı örtüyle Askalan'a doğru yola çıktı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yahya Ayyâş'ın şehadetinden elli gün sonra, Ebu Verde Kudüs'ün kalbinde 108 numaralı otobüse bindi. Üzerinde, etkisini artırmak için çivilerle karıştırılmış 13 kilogram patlayıcı vardı; bu patlayıcıları bizzat Ayyâş kendi elleriyle hazırlamıştı. Saat sabah altı buçuktu; otobüs askerler ve yerleşimcilerle doluydu. Mecdi'nin dudakları, etrafını saran İbranice uğultu arasında yabancı kalan Arapça kelimelerle kıpırdadı; ardından, siyonist rejimin Başbakanı Şimon Peres'in konutuna yalnızca üç kilometre mesafedeyken patlatma düğmesine bastı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İnsanları taşıyan o metal kutu bir anda ateş topuna dönüştü. Kudüs'ün Yafa Caddesi'nde beden parçaları savruldu, bazıları ağaç dallarına takıldı. Yan binanın beşinci katında, penceresinin yanında oturan yaşlı bir kadın olayı izliyordu. Medyaya şöyle dedi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Patlamanın sesini duydum, sonra burnum yanmış insan etinin kokusuyla doldu."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Saldırıda 24 kişi öldü; bunların 13'ü askerdi. 50 kişi yaralandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yarım saat geçmeden, Peres ve güvenlik kabinesi yaşanan dehşeti henüz kavrayamamışken, İbrahim el-Serahne Askalan'ın güneyindeki bir kavşakta askerleri bekliyordu. Burası, Ayyâş'ın öldürülmesini yöneten Şabak yetkilisi Avi Dichter'in doğduğu şehirdi. Serahne mümkün olduğunca çok askerin toplanmasını bekledi; ancak bazılarının özel araçlarla geldiğini görünce "hasadın" azalmasından endişe etti. Dudaklarından birkaç kelime döküldü, ceketinin cebine uzandı ve patlama yankılandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kardeşini almaya gelen bir yerleşimci şöyle anlatıyordu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Bir kadın askerin bedeni arabamla çarpıştı; başının başka bir yöne savrulduğunu gördüm."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Saldırıda iki asker öldü, 28 kişi yaralandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Hasan Selame, Dayf'ın caydırıcılık ve karşılıklı korku dengesi için kurduğu planı şöyle açıklıyordu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"İstersek tüm operasyonları tek bir günde yapabilirdik; ama onları taksite bağlamayı tercih ettik."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Peres adeta çılgına döndü. Ayyâş'ı öldürme kararını aldığı ana lanet etti; öfkesinin bir kısmını da Yaser Arafat'a yöneltti. Olaydan bir ay önce, 24 Ocak'ta Peres Gazze'de Arafat'la buluşmuş, onu Dayf'ı tutuklamaya ikna etmeye çalışmıştı. Peres o görüşmeyi şöyle hatırlıyordu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Birlikte oturduk, onun elinden yemek yedim, egzamalı elinden, bu cesaret ister. Ona topraklarındaki HAMAS liderleri hakkında kesin bilgiler sundum. Doğru olduklarını biliyordu ama yüzü bile kızarmadan bana yalan söyledi."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sonra emretti:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Dayf'i derhal tutuklayın!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Arafat, şaşkınlıkla gözlerini açtı ve Arapça sordu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Dayf kim?"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Peres, "Oysa hafızası olağanüstüydü; tüm isimleri, doğum günlerini ve tarihî olayları hatırlardı" diyerek, Dayf'ı tanımıyormuş gibi yapmasını not ediyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kassam Tugayları, mühendislerine sadakatlerini göstermek için "Yahya Ayyâş Hücreleri" imzasıyla bir bildiri yayımladı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Bu operasyon askerî ve istihbari bir başarıdır; Mühendisin öldürülmesine bir cevaptır ve Ayyâş'ı hedef alma kararını verenlere yönelik bir darbedir."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">O sırada Ebu Halid Gazze'de, en sevdiği yemeklerden biri olan bamya yedikten sonra ellerini yıkıyordu. Yirmi yıl boyunca onunla birlikte çalışmış olan Celal'in anlattığına göre Dayf, ikinci parmağını kıvırdı ve şöyle dedi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Bu ikincisi!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">3 Mart 1996'da Ebu Halid Gazze'de üçüncü parmağını da kıvırdı. Batı Şeria'da ise Raid Şuğnubi, Hasan Selame'ye sarılıyordu. Selame onu Kudüs'ün merkezindeki otobüs terminaline götürmüş, vedalaşmadan önce kendisine "Dayf'ın emanetini" teslim etmişti. Ayrılmadan önce Raid, Ebu'l-Abd lakaplı Selame'nin elini sıktı ve gerçek adını bilmek istedi. Dayf'tan öğrendiği sıkı güvenlik disiplinine rağmen Hasan gülümsedi ve şöyle dedi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Yahya Ayyâş'a bizden selam söyle, Resulullah'a da selamımızı ilet."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Terminalin yanındaki trafik ışığı yeşile döndüğünde ve Selame'nin arabası uzaklaştığında Raid, bineceği otobüse geçti; ama o otobüs varacağı yere ulaşamayacaktı. Selame anlatıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Meydan okuma ve zorlamayı artırmak için üçüncü eylemin de ilk saldırının yapıldığı 18 numaralı hatta olmasına karar verdik."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Otobüs tıklım tıklım doluyken yerleşimciler ve askerler bir tekbir sesi duydu; ardından korkunç bir patlama geldi. Otobüs, elli metre çapında bir alana savruldu. Saldırıda 19 "israilli" öldü; bunların üçü askerdi, 10 kişi yaralandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf'ın mesajı siyonist rejimin askerî kurumuna açıkça ulaşmıştı: Kassam liderlerinden birini hedef almanın bedeli ağırdı. Ayyâş'ın ortadan kaldırılması, onun üretim bilgisini yok etmemişti. Dayf, üç operasyonuyla bu bilginin "sürdürülebilir" olduğunu ilan etmişti. Ayyâş'ın ateşli imzası, şehadetinden sonra bile işgalin derinliklerine ulaşmaya devam ediyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Şabak'ın övündüğü istihbarat yeteneklerinin karşısında, engelleyemedikleri sızmalar vardı. O yıl yayımlanan gizli bir istihbarat raporu, operasyonların engellenememesini "Dayf'ın hücre ağı hakkında zayıf istihbarata" bağladı. Dönemin Tel Aviv Belediye Başkanı Roni Milo ise şöyle dedi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Tel Aviv bir cephe hattına dönüştü."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ayyâş'ı hedef alma kararını alan siyasi iradenin bedeli ağır oldu. Saldırılardan sonra, Maariv gazetesinin anketine göre yerleşimcilerin yüzde 71'i kişisel güvenliğini "son derece düşük" olarak tanımlıyordu. İşgal toplumu kalıcı bir tehdit vehmine kapıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Yer daraldı; öyle ki kaçan, başka bir şey görse onu insan sanır oldu."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"İsrail" CBS Merkezi, saldırıları takip eden aylarda bomba ihbarlarının yüzde 430 arttığını belgeledi. Ulaştırma Bakanlığı'nın araştırmasına göre, işgal altındaki topraklarda düzenli olarak otobüse binenlerin yüzde 50'den fazlası bu alışkanlığı terk etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf, siyonist rejimin nükleer projesinin mimarı Şimon Peres'i erken emekliliğe zorladı ve siyasi kariyerini sona erdirdi. Peres şöyle itiraf ediyordu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Terör beni mahvetti, beni bitirdi ve iktidardan uzaklaştırdı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Saldırılardan önce Peres, anketlerde rakibi Binyamin Netanyahu'nun yirmi puan önündeydi. Operasyonlardan sonra Netanyahu farkı büyük ölçüde kapattı ve 29 Mayıs'ta oyların yalnızca yüzde 1 fazlasıyla seçimi kazandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Yola çıkan durmaz</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"O, yola çıktı mı bir daha durmazdı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">4 Mart 1996'da Tel Aviv'in merkezindeki Dizengoff Alışveriş Merkezi'nde İslami Cihat mensubu Râmiz Ubeyd'in gerçekleştirdiği ve 13 kişinin ölümüyle, 120 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan dördüncü saldırının ardından Filistin Yönetimi; siyonist rejim ve ABD ile doğrudan koordinasyon içinde, direnişle kesin hesaplaşmaya karar verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Başkan Yardımcısı John Tenet, "terör" suçlamasıyla aranan isimlerin yer aldığı bir liste sundu; listenin başında Muhammed ed-Dayf vardı. Amerikalılar ve "israilliler", Arafat'ı, işgalin kendisine devrettiği bölgelerde otorite kurup kuramayacağı konusunda bir sınavdan geçiriyordu. Devlet vaadi ile direniş arasında, Arafat devlet vaadini seçti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Batı Şeria'da Cibril Recep, Gazze'de ise Muhammed Dahlan liderliğindeki önleyici güvenlik güçleri, direnişle bağlantısı olan herkesi kapsayan geniş çaplı tutuklama operasyonları başlattı. Gözaltına alınanlar en sert işkence yöntemleriyle sorgulandı. Human Rights Watch, yüzlerce kişinin toplu operasyonlarla tutuklandığını; bu süreçte ağır ihlallerin ve olağanüstü yargılamaların yaşandığını belgeledi. Takibat yalnızca askerî faaliyette bulunanlarla sınırlı kalmadı; üniversite öğrencileri, İslami grupların destekçileri ve bu yapılarla bağlantılı sosyal kurumlar da hedef alındı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Filistin Yönetimi, örgütün toplumsal dayanaklarını büyük ölçüde dağıttı; barınma noktaları ve silah depoları ortaya çıkarıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">HAMAS'ın askerî kanadında eski bir lider olan Ebu İmran, gülümseyerek bana şunları anlattı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"O aşamada HAMAS'ın ve direnişin sonuna geldiğimizi düşündük."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Tüm lider kadro tutuklanmıştı. Sert dalgadan kurtulan az sayıdaki kadro ise uzaktan izlemekle yetiniyordu. Hatta Kassam'da askerî faaliyette bulunmuş bazı isimler, geçimlerini sağlayabilmek için Filistin Yönetimi bünyesinde işlere girdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kassam'ın askerî üretim biriminde eski bir üye olan Şerif şöyle diyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Bizi yönetimin güvenlik aygıtları paylaştı. Kimimiz Emin el-Hindi'nin genel istihbaratında, kimimiz ulusal güvenlik güçlerinde çalıştı. Ben Musa Arafat'la askerî istihbarata girdim. Birimler, askerî üretim tecrübemizden faydalanmak için adeta yarışıyordu. Dayf ise bu yolu reddeden nadir kişilerden biri olarak kaldı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Her güvenlik aygıtı direnişe aynı mesafede değildi; ancak Muhammed Dahlan yönetimindeki önleyici güvenlik birimi, en sert, en tehlikeli ve Dayf'a ulaşma konusunda en ısrarcı olanıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Gazze'de, Ömer Muhtar Caddesi'ne bakan evinin önünde, özel güvenlik subayı Yarbay Abdülmünim Ebu Serdâne'nin arabası durduruldu. Üç silahlı kişi onu kaçırmaya çalıştı; şoförünün silahla karşılık vermesi üzerine başarılı olamadılar, ateş açıp kaçtılar. Ebu Serdâne ağır yaralı hâlde Şifa Hastanesine kaldırıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yaser Arafat onu ziyaret ettiğinde, Ebu Serdâne yemin ederek bu girişimin arkasında Dahlan'ın olduğunu söyledi. Arafat, "Dahlan seni neden hedef alsın?" diye sordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ebu Serdâne, "Bunu yalnızken söyleyebilirim" dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Arafat korumalarını dışarı çıkardı. Kapı kapandığında, yatağında yatan yaralı Arafat'a fısıldadı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Dahlan defalarca benden Muhammed Dayf'ın saklandığı yeri göstermemi istedi. Reddettim. Dedim ki: Bu bilgiyi yalnızca Arafat'a ya da onun imzalı emriyle veririm; çünkü aksi hâlde haberin israillilere ulaşacağını biliyorum. Sonra Dahlan'ın özel bir elçisi geldi, bilgi karşılığında yarım milyon dolar teklif etti. Reddedince öfkeyle çıktı ve 'Yarın görürsün!' dedi. İki gün sonra bu saldırı oldu."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu olayı Ürdün gazetesi el-Mecd böyle aktardı. Arafat öfkeyle köpürdü, tehditler savurdu… ama sonunda hiçbir şey yapmadı. Direnişle işgalin vaatleri arasında gerilmiş bir ip üzerinde devlet kurmaya çalışıyordu; ikinci vaadin, birincisini sopayla koparabileceğini sanmıştı. İp koptuğunda ise kuşatılmış hâlde düştü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yaklaşık bir yıl boyunca fedai operasyonları durdu. Güvenlik iş birliğinin fırtınası içinde direnişin askerî ateşi sönmek üzereydi. Eğer Ebu Halid ve hâlâ kaçak olan küçük bir çekirdek olmasaydı, belki de tamamen sönecekti. Ebu Halid, 1990'ların başından beri edindiği gizlenme tecrübesiyle hayatta kalan kadroyu yeniden toparlamaya başladı. Eski üyelere tek tek gitti ve şunu söyledi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Yeniden çalışmaya başlamalıyız."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Birçok kapı yüzüne kapandı. Ona "deli" diyenler oldu. Şerif anlatıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"O günlerde Ebu Halid kapımı çaldı ve 'Askerî üretimi yeniden başlatmak istiyorum,' dedi."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Silah, liderin gözünde her zaman birinci öncelikti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu sırada Netanyahu, Oslo sürecini dondurdu ve Filistin Yönetimi'nin direnişi bastırmadaki performansını izlemekle yetindi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Batı Şeria'da ise Kassam hücreleri daha elverişli bir ortamda faaliyet gösteriyordu. Surif Hücresi, Tel Aviv'in kalbinde yeni bir saldırı düzenledi: Bir fedai, David Ben-Gurion'un evine çok da uzak olmayan bir kaldırım kafesinde kendini patlattı. Çantanın uzaktan patlatılması planlanmıştı; ancak teknolojinin yeniliği ve yetersiz eğitim nedeniyle erken infilak etti. Eylemci şehit oldu; üç kişi öldü, kırk sekiz kişi yaralandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu saldırının ardından siyonist rejimin güvenlik birimleri, eylemcinin kimliğinden elde ettikleri yoğun bilgiler sayesinde hücreye ulaştı. Netanyahu, yardımcılarının askerî karşılık önerilerine rağmen tırmandırma yoluna gitmedi; Filistin bölgelerinde güç kullanımına dair emir vermekten kaçındı. Ona göre bu saldırı, can çekişmeye başlayan direniş bedeninin son bir tekmesiydi; özellikle de hücre üyelerine ve ailelerine ulaşılmışken.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Şeyh Yasin'i özgürlüğüne kavuşturan askerî baskı</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">30 Temmuz 1997'de Dayf, güvenlik ve askerî düşüncesindeki gelişimi ortaya koyan nitelikli bir operasyon planladı. O gün öğle saatlerinde, siyah şık takım elbiseler, beyaz gömlekler ve kravatlar giyen iki adam, Kudüs'teki kalabalık Mahane Yehuda pazarına girdi. Yanlarında ağır çantalar vardı; her biri 15 kilo patlayıcıyla, çivi ve vidalarla doldurulmuştu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Her biri, Dayf'ın kendilerini eğittiği şekilde, diğerinden yaklaşık 150 metre mesafede durdu. Ardından kalabalığın ortasında kendilerini patlattılar; 16 kişi öldü, 178 kişi yaralandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu kez Dayf'ın imzası yalnızca bombada değil, Şin Bet'e dayattığı "bilgi yoksunluğu" katmanlarındaydı. Surif hücresinin çökmesine yol açan önceki operasyonun açıklarını inceledikten sonra Dayf, eylemcilerin üzerlerindeki tüm etiketleri kesmelerini emretti; böylece belirli bir mağazaya kadar izlenemeyeceklerdi. Bombaları vücutlarına olabildiğince sıkı tutmalarını istedi; amaç, yüz ve bedenlerinin mümkün olan en büyük kısmını tahrip etmekti. Ayrıca ailelerinden, alışıldığı üzere taziye çadırları kurmamalarını talep etti. Tüm bunlar, Şin Bet'in kimlikleri ve iletişim ağlarını ortaya çıkarmasını engellemek içindi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Kaptan Güvenlik" olarak anılan Netanyahu, kendini gerçek bir çıkmazın içinde buldu. Denklemi anlayamamıştı; direnişi bir tepki olarak görmüş, onu bastırmanın en iyi yolunun suikastlarla kışkırtmadan boğmak olduğunu sanmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yeni başbakan, güvenlik vaatleriyle iktidara gelmişti; şimdi ise Dayf'ın darbeleri karşısında acizdi. Toplumsal ve siyasi baskı büyüktü; Peres'ten farklı olduğunu kanıtlaması gerekiyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Pazar saldırısından on gün sonra Netanyahu, güvenlik birimlerini acil toplantıya çağırdı ve açıkça şunu ilan etti: "HAMAS'la ilişki biçimimizi değiştireceğiz, artık itidal dönemi bitti." MOSSAD'dan suikast hedefleri listesi istedi. Ertesi gün MOSSAD Başkanı Dani Yatom, özel suikast birimi "Kaysariyenin" başı Moşe Ben-David ile birlikte, Körfez, Ürdün ve Avrupa'daki HAMAS hedeflerini içeren bir listeyle geldi. Listede, işgal devleti tarafından Birinci İntifada sırasında iki askeri kaçırıp öldürmekle suçlanan Kassam komutanlarından Mahmud el-Mabhuh da vardı. Netanyahu, MOSSAD'ın önerisini reddetti:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Bana büyük balıkları getirin. İş adamlarını değil, liderleri istiyorum. Onları Ürdün'de istiyorum!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu talep MOSSAD için ciddi bir sorun oluşturdu. HAMAS'ın siyasi büro üyeleri Ürdün'deydi ve siyonist rejim, bu ülkeyle üç yıl önce bir barış anlaşması imzalamıştı. Kral Hüseyin'in böyle bir izni verip vermeyeceği belirsizdi. Seçeneğin zorlukları kendisine anlatıldığında Netanyahu, "Ürdün'ün hissetmeyeceği sessiz bir operasyon olsun" dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">MOSSAD, Ürdün'de yaşayan dört HAMAS liderinin adını sundu. Netanyahu sevindi. İlki Musa Ebu Merzuk'tu; Amerikan belgeleri taşıdığı için elendi. Ardından yardımcısı Halid Meşal, HAMAS sözcüsü Muhammed Nazzal ve son olarak İbrahim Gûşe geldi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Netanyahu, büyük bir heyecanla MOSSAD direktörüne Meşal'in öldürülmesi talimatını verdi. Yatom, bir kez daha Avrupa'daki HAMAS mensuplarına yönelmeyi önerdi; ancak sonuç alamadı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf'ın operasyonuyla oluşturduğu baskı, Netanyahu'yu sonuçlarını düşünmeden alınmış bir karara sürüklemişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">25 Eylül 1997'de Mossad ajanları, Halid Meşal'e özel bir zehirle suikast girişiminde bulundu. Plan şuydu: İki profesyonel ajan Meşal'e yaklaşacak, biri sallanmış bir Coca-Cola kutusu açarak dikkatini dağıtacak, diğeri zehri kulağına püskürtecekti. Fikir zekice görünüyordu; ancak feci biçimde başarısız oldu. Meşal'in koruması, yabancıların yaklaşmasından şüphelenip onu uyardı; hedefin fark etmemesi üzerine kurulu plan böylece çöktü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Meşal'in ikinci koruması Muhammed Ebu Seyf (Afganistan'daki mücahit kamplarından geçmiş, dövüş sanatlarında ustalaşmıştı), iki MOSSAD üyesiyle yüz yüze geldi. Onlarla boğuştu; ajanlar kaçıp arabalarına bindi. Ebu Seyf araç plakasını eline yazdı. "israilli" sürücü bunu fark edince, Amman trafiğinde sıkıştıklarında arabayı terk etmeye karar verdiler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İndikleri anda, inatçı Ebu Seyf'in hâlâ peşlerinde olduğunu gördüler. Yeniden çatışma yaşandı; iki ajan güçlerini birleştirip onu yere yatırdı. Halk etraflarını sardı ve polis tarafından yakalandılar. Bu arada altı MOSSAD ajanı da başarısızlığın ardından "İsrail" Büyükelçiliği'ne sığındı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Netanyahu, MOSSAD Başkanı Dani Yatom'a derhal Amman'a gitmesini ve Kral Hüseyin'i bilgilendirmesini emretti. Ajanların serbest bırakılmasını sağlamak için "gereken her şey" yapılmalıydı. Netanyahu, Yatom'a "Gerekirse Meşal'in hayatını kurtarın" dedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yatom, öfkeyle dolu Kral'la görüştü. "israilli" gazeteci Ronen Bergman'a anlattığına göre, görüşmede Ürdün İstihbarat Başkanı Semih el-Batıhî onu azarladı: "Bunu neden yaptınız? Operasyonu birlikte planlayabilirdik."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ülkesinin egemenliğinin ihlal edildiğini düşünen Kral Hüseyin, ajanların serbest bırakılması için ağır şartlar koydu: Önce Meşal'in hayatı kurtarılacak, ardından büyükelçiliğe sığınan ekibin serbest bırakılması için ağır bir bedel ödenecekti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Muhammed Dayf'ın uyguladığı baskı sonuç vermişti. Yaptığı operasyonlar Netanyahu'yu yalnızca karşılık vermeye değil, onu diplomatik bir tuzağa düşüren düşüncesiz bir karşılığa zorlamıştı. Netanyahu kendini iki seçenek arasında buldu: Ajanlarını esarette bırakmak ki bu "İsrail" doktrininde kabul edilemezdi ya da ağır bir bedel ödemek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Netanyahu, MOSSAD'ın kıdemli subayı ve Ürdün-"İsrail" anlaşmasının mimarı Efraim Halevi'yi gönderdi. Kral'la görüştükten sonra Halevi, Netanyahu ve Yatom'a şunu söyledi: Altı ajanın serbest bırakılması için, Kral'ın kararını kamuoyu önünde savunabilmesini sağlayacak "gerçek bir fidye" gerekiyordu. Önerisi şuydu: Müebbet hapis cezası alan HAMAS'ın kurucusu Şeyh Ahmed Yasin serbest bırakılacaktı. Halevi'nin ifadesiyle bu öneri, "Netanyahu'nun güvenlik kabinesinin en alt kademesine kadar topyekûn bir muhalefetle" karşılandı. "israilliler", Şeyh Yasin'in serbest bırakılması için tasarlanmış pek çok saldırının acısını çekmişti; şimdi Kral Hüseyin'in talebine mi boyun eğeceklerdi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Netanyahu güvenlik ekibiyle istişare etti; hepsi reddi savundu. HAMAS dosyasından sorumlu danışmanı Miha Kobi şöyle dedi: "Hüseyin'in tehditlerine kulak asma… Hapiste çürümeyi hak eden Yasin'i serbest bırakırsan Gazze'ye döner ve HAMAS'ı şimdiye dek bildiğimizden daha kötü biçimde yeniden inşa eder."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sonunda anlaşma imzalandı: Şeyh Yasin ve çok sayıda esir serbest bırakıldı; karşılığında MOSSAD ajanlarının "israile" dönmesine izin verildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Netanyahu HAMAS'ı zayıflatmak istemişti; fakat Dayf'ın oluşturduğu baskı ortamı nedeniyle aldığı karar, kurucusunu ve ruhani liderini özgür bıraktı. Şeyh Yasin, HAMAS'a destek toplamak için çıktığı turda şöyle dedi: "israille büyük bir hesaplaşma yaklaşıyor."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf, askerî eylemi siyasi baskı aracına dönüştürebilen; düşmanın düşüncesiz tepkilerini stratejik kazanımlara çevirebilen, eşine az rastlanır bir lider olduğunu kanıtladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Şeyh'in özgürlüğünün Dayf açısından askerî bir meyvesi de vardı: Kuşatma altındaki bir halkın yüreğine fedakârlık tohumlarını ekebilecek tek kişi oydu. Toplumun bir kesimi mücadelenin artık faydasız olduğuna karar vermişti; maddi sebeplerin neredeyse yok olduğu bir ortamda cihadın anlamına inanan insan kaynağını çıkarabilecek olan yalnızca Şeyh'ti. Dersleri ve hutbeleriyle göğe uzanan gayb iplerini bükerdi; inanan eller o ipleri tutar, salladıklarında asker olurlardı. Silahlı mücadelenin kökleşmiş kadroları da onları hazırlar, donatırdı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dinî saik, Dayf'ın askerî doktrininde temel bir dayanak oluşturuyordu. Kassam Tugaylarında üst düzey bir sorumlu olan Ali Ebu'l-Hasan şöyle anlatır: "Bize ve çocuklarına sürekli vasiyeti, Kur'an'ı ezberlemek ve onunla amel etmekti. Kassam'daki 'Seferberlik ve Rehberlik Dairesi'ni desteklerdi; bu birim mücahitlerin iman seviyesini yükseltirdi. Ödüllerini ve teşviklerini bizzat himaye ederdi. Namaz vakitleri onun için kırmızı çizgiydi. Kur'an'la günlük virdini aksatmazdı. Gözünden yaralandıktan sonra Kur'an'ı daha çok radyodan dinler oldu; müzik dinlemezdi."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ebu Hatim, Şeyh Yasin'in serbest bırakılmasının ardından dinî uyanışın askerî karşılığa dönüşmesini şöyle anlatır: "Cihadın bereketiyle ve şehitlerin kanıyla İslami uyanış arttı, insanlar Rablerine yöneldi. Allah'ın lütfuyla özellikle genç kuşaktan camiler doldu… Hatta bir istişhadînin vasiyetini ve sloganını dinlediğinde, onun HAMAS'tan mı, Fetih'ten mi ya da başka bir gruptan mı olduğunu ayırt etmek zorlaştı. Şehadet gençlerin hayali hâline geldi; istişhadîleri beklemeye ikna etmekte zorlanır olduk."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf mütevazı, derin bir dindardı. "Kur'an her hâlinde dilindeydi; onu sık sık şu ayeti tekrar ederken duydum: 'Kim ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulursa, işte o kurtuluşa ermiştir.'"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Şeyh Yasin'in dönüşünden üç yıl sonra, "İsrail" Başbakanı Ariel Şaron'un Mescid-i Aksa'yı ziyaretiyle fitili ateşlenen büyük intifada başladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Sabırlı adam</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Ömer b. Hattab halife olduğunda, Ebu Ubeyd el-Sekafî'yi Irak'a gönderdi… Onunla birlikte Selît b. Amr el-Ensârî'yi de yolladı ve ona şöyle dedi: 'Sende acelecilik olmasaydı seni görevlendirirdim; fakat savaş, ancak fırsatı bilen ve elini tutmasını da bilen sabırlı adama yaraşır.'" (Belâzurî, Fütûhu'l-Büldân)</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İkinci İntifada sırasında, istişhadî eylemler "İsrail" hükümetinin düşünme yetisini felce uğrattı. Bunun üzerine, Filistin kanıyla dolu bir bataklıkta "caydırıcılık" kavramını parlatmanın yollarını aramaya koyuldular. Şaron kabinesini topladı ve onlara şöyle dedi: "Arapçada 'öldürülenler' kelimesinin ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Ben ölüler istiyorum!" Savunma Bakanı Şaul Mofaz ise çıkıp şunu söyledi: "Her gün on Filistinli ölü istiyorum!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu atmosferde, Birinci İntifada'nın ve ardından gelen ağır takipler ile tutuklamaların yakıp kavurduğu bir kesim, yaşananları geçici bir ayaklanma olarak gördü. Onlara göre Arafat bu dalgayı "israilliler" karşısında müzakere konumunu güçlendirmek için kullanacaktı; bu sürece dâhil olmak ise Oslo trajedisinin tekrarından başka bir şey değildi: Direniş kanın bedelini öder, kazancın hasadını ise yönetim tek başına toplardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Oysa henüz kısa süre önce, mücadele seçeneğini savunarak cezaevi kapısını kendisine açtırmayı başaran ve yönetimin hapishanelerinden çıkıp Kassam saflarında komutanlığa yükselen Dayf, Arafat'ın intifadadan sağlayabileceği olası kazanımların direnişin bu fırsatın sunduğu büyük stratejik çıkarları kaçırmasına yol açmaması gerektiğini düşünüyordu. İntifada onun gözünde kaotik bir ortam değil; sürdürülebilir bir projeyi olgunlaştırmak için eşsiz bir fırsattı. Sabırla seçeneklerini inceledi, silahlı çalışmayı esnek bir yapı hâline getirdi; gruplarından birinin kaybıyla sarsılmayan bir örgütlenme kurdu ve protestoların doğurduğu kaosu genişleme ve deneme alanı olarak değerlendirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Takip altında olan Dayf, bilgiyi esas olarak radyodan alıyordu. "Her sabah saat yedide "İsrail" radyosunun Arapça haber bültenini mutlaka dinlerdi."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf, düşmanını mümkün olan her yolla tanımak istiyordu. Hesabında savaşı tek bir öldürücü darbeyle bitirmek yoktu. Stratejisi, işgalin bedelini ağırlaştırmak ve özgürlüğe giden yolda aşamalı zaferler kaydetmekti. Güç dengesindeki devasa ayrımın farkındaydı ve mücadelenin ancak uzun soluklu bir yıpratma, maliyeti yükseltme ve sürekli gelişimle kazanılabileceği kanaati onda yerleşmişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Şaron hükümeti çatışmayı "istişhadî tehdidi etkisizleştirme" olarak görürken, Dayf onu hile ve sabırla yönetilen uzun süreli bir savaşa dönüştürüyordu. Gösterileri planlı operasyonlara çevirdi; keskin nişancı ve bomba timlerini yeniden devreye soktu. Adnan el-Gul ve Nidal Ferhat'la birlikte "Kassam" füzelerini üreten askerî imalatın geliştirilmesini bizzat denetledi. Nitelikli karşılık doktrinini kurdu: Bir liderin her suikastına, "israilin" derinliklerinde yankı uyandıran bir operasyonla cevap verilecekti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Şaron sık sık "Netzarim, Tel Aviv'dir" diye tekrar ederdi. Ebu Halid'in iç sesi ise şuydu: "Göreceğiz!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Şaron, Gazze'de Dayf ve adamlarını kuşattığını sandığı sırada, Ebu Halid işgal altındaki toprakların derinliklerine yerleştirdiği uyuyan hücreleri harekete geçiriyordu. Bunlardan sonuncusu, Mart 2000'de Yeşil Hat içinde nitelikli eylemler gerçekleştirmeye hazırlanırken beş mensubunun şehit düştüğü Tayyibe hücresinin açığa çıkması oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>İlk girişim</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bir muhbir, her ay kendisine birkaç dolar veren irtibat görevlisine "Dayf ile el-Gul şu anda el-Bureyc Mahallesi'nde bir toplantı yapıyor" diye bildirdi. Şabak subayı duyduklarına inanamadı: Askerî üretimin öncüsü, Kassam Tugaylarının stratejik aklı Adnan el-Gul ile Muhammed Dayf aynı yerdeydi. İki isim, İntifada'nın yükselişini nitelikli bir askerî faaliyete dönüştüren imalathaneleri bizzat denetliyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Muhbirin verdiği sinyali izleyen iki Apache helikopteri havalandı; muhbir, iki komutanı taşıyan aracın özelliklerini de aktarmıştı. Yıllar süren takibin pişirdiği bu iki adam, araçlarının izlendiğini sezdiler. Kör bir noktada durmaya karar verdiler. Orada Adnan'ın oğlu Bilal el-Gul onlara katıldı; Bilal'in aracına geçtiler ve işaretli araç Bilal'e kaldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bilal, babasını ve komutanını kurtarmak için hayatını ortaya koymaktan tereddüt etmedi; izlenen aracın direksiyonuna geçti. Yanıltmayı derinleştirmek için bir kardeş daha araca bindi; sahadaki istihbarat yolcu sayısındaki değişimi fark etmesin diye.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Apache'ler yaklaştı; ilki ilk füzeyi ateşledi ve füze yakına düştü. Bilal araçtan indi, birkaç yüz metre ötede bulunan ikinci araçtaki babası ve komutanına işaret ederek derhâl ayrılmalarını, binaların arasına karışmalarını söyledi. Uyarı için el sallıyor, zıplıyordu. Bu sırada ikinci helikopter diğer araca yöneldi. Dayf ile el-Gul araçtan çıktı ve koşarak uzaklaştı; hemen ardından araçlarına çarpan füzenin patlama dalgası onları savurdu. Araç onlara yalnızca beş metre mesafedeydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">El-Gul, üzerindeki tozu silkelerken babalık duygusuyla geriye baktı: Oğlunu taşıyan araç alevden bir kütleye dönüşmüş, ikinci bir füze Bilal'in siluetini silip süpürmüştü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İki komutan, helikopterin otomatik makineli tüfeklerinin menziline girmişti. O an manzarayı gören siviller, direnişin liderliğinin hedef alındığını anladı. İnsanî içgüdünün, kaçıp kurtulma dürtüsünün aksine, insanlar tehlikenin merkezine doğru koştular; hayatta kalanları örttüler, havadan görüşü perdelediler. Dayf'ın siluetini seçtiklerinde, "ayın etrafındaki yıldızlar gibi ya da sancağın etrafındaki askerler gibi" efendilerinin etrafında kenetlendiler. Helikopterler eli boş çekildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Askerî imalat konseyinde görev yapan ve Dayf'la yakından çalışan mühendis Faysal Ebu Sariye anlatıyor: "Ebu Halid, 2002'nin sonlarında Askerî İmalat Konseyi'ni kurmaya girişti; ilk günden itibaren onu pratik ve teorik uzmanlıklarla beslemeye büyük özen gösterdi."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İkinci İntifada'nın devrimci coşkusu, Ebu Halid'i stratejik bakıştan ve sürdürülebilirlik tedbirlerinden alıkoymadı. Aynı kaynak şöyle devam ediyor: "Konseyi altı daireye ayırdı: Roketler Dairesi, Zırh Dairesi, Bomba/El Yapımı Patlayıcılar Dairesi, Geliştirme Dairesi, Üretim Dairesi ve Mühendislik Dairesi." Başkomutan yardımcısı Salah Şehhade'nin yanında görevliyken Dayf, yalnızca üretimi yönetmekle kalmadı; bilim eğitimi ve Yahya Ayyâş, Sa'd el-Arabîd, Adnan el-Gul gibi teknik tecrübeye sahip aranan isimlerle kurduğu yakınlığın kazandırdığı birikimle bizzat çalıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mühendis Ebu Sariye tanıklığını sürdürüyor: "Ebu Halid patlayıcı imalatında son derece sezgindi. Bir seher vakti (gündüzleri hareket etmezdi) onu bir atölyeye götürdüm. 2003'te şehit düşecek Yusuf Ebu Heyn'le birlikte bazı patlayıcıları geliştirmeye koyuldular. Akşam namazından sonra döndüğümde, bıraktığımda esmer olan Ebu Halid'i, kullandıkları gazların etkisiyle yüzü yeşile dönmüş hâlde yanımda buldum."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Gazların ve kimyasalların "boyadığı" bu adam, on yıl içinde üretimi; hazır parçaları birleştirmekten bütüncül üretim hatları kurmaya taşıdı. Kalıp tasarımından preslere ve montaja; parça, fünye, dişli, küçük elektronik ve mekanik bileşenlerin üretimine; bunların bomba, düzenek, fırlatıcı ve roketlere dönüşmesine kadar uzanan entegre bir saha sistemi kurdu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İş tutkusunun başka her şeyi gölgede bıraktığını anlatıyorlar. Eski bir Kassam yöneticisi Yesrî şöyle diyor: "Bir keresinde aile ziyareti yapmayı teklif ettim; kabul etti. Oturur oturmaz işi konuşmaya başladı. 'Bu dinlenme zamanı' deyince, 'Bizim bütün hayatımız cihat cihat; hadi bakalım, ne yaptığını göster' dedi." Yüksek lisansını tebrik etmeye geldiği gün bile sözü hemen işe getirmişti. "2007'den önce iki-üç gün atölyede kalır, yer içer, uyurduk; aletlerin arasında."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İşgal ordusunun "Tufan" sırasında ele geçirdiği cihazlardan yayımladığı ve Dayf'ı arazi gezisinde çay içerken, elinde bir tomar dolar tutarken gösteren fotoğrafa dair eski bir Kassam üyesi olan Üsame şunları anlatıyor: "O geziyi iyi hatırlıyorum. Han Yunus'ta askerî imalat ekibiyle birlikte -Muhammed Sinvar ve Rafi' Selame gibi misafirlerin de katıldığı- bir kır gezisiydi. Sözde gezmeye çıkacaktık; ama Ebu Halid için 'gezi' diye bir şey yoktur. Buluşmayı iş toplantısına çevirdi; herkesin son durumunu sordu. Sonunda cebinden dolarları çıkardı, bölümlerin ihtiyaçlarını sordu ve dağıttı. O sırada bir kardeş kamerayı alıp gülerek 'Hadi, anı olsun; size para verirken çekelim!' dedi."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Geliştirme bölümünden sorumlu Gâlib ekliyor: "İmalatı bizzat yönetirdi; en ince ayrıntıya kadar girer, 'şu vida, şu yay' diye sorardı. Atölyelere iner, 'Niye böyle yaptınız? Neden şöyle değil?' diye sorgulardı." Elektronik alanında mekanik ve patlayıcılar kadar uzman olmamasına rağmen, "dikkatle dinler, söylenenleri kavrar, sonra sorunlara çözüm önerileri sunardı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Zamanla Dayf, teknik deneyimi teorik bilgiyle birleştirmeye yöneldi. Dışarıdan bilim insanları ve mühendisler kazandırdı: Daha sonra Kassam'ın "siber silah" birimini kuracak olan mühendis Cum'a el-Tahla; ABD'de eğitim görmüş, NASA'da çalışmış Dr. Cemal el-Zübde… Bu teorik birikim, roket imalatında sıçramalar doğurdu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Askerî imalattan sorumlu Nâil tanışmalarını şöyle anlatıyor: "Ebu Halid ile merhum Dr. Cemal el-Zübde 2004'te evimde buluştu; atölyedeydik. Doktor, ellerimi öpmekte ısrar etti. Utandım. 'Senin yaşındayken ben gezme ve sinemayla meşguldüm; sen ise demir ve barutun içindesin. Ömrümden çok şey kaçırmışım' dedi." Dr. Zübde, 1992'de bir haber kanalında sürgün edilenlerin dönüş hakkını savunan, akıcı İngilizce konuşan bir Filistinliyi (Merj ez-Zuhur sürgünlerinin sözcüsü) izleyince kendine şu soruyu sormuştu: "Ben burada ne yapıyorum? Ticaret ve iş peşindeyim; oysa toprağım beni bekliyor." O kararla Gazze'de İslami Üniversite'de ders vermeye dönmüştü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Nâil devam ediyor: "Bir gün atölyede çalışırken Dr. Zübde işimi büyük bir dikkatle izledi, becerilerimi övdü ve heyecanla 'On parmağımla imza atarım' dedi, elini masaya koyarak 'Biz birbirimizi tamamlıyoruz: Ben teoride, siz pratikte.'"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu bileşim, yalnızca teknik sorunları aşmayı değil; roketlerin, alternatif yakıtların geliştirilmesini ve menzil artışını da mümkün kıldı. Akademik enerjiyi yerel bir sanayi yapısına dönüştürme politikası meyve verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mühendis Faysal'a göre: "2005'te israilin çekilmesinden sonra roketler Ebu Halid'in mutlak önceliğiydi; çünkü "israilin" derinliklerine vurmak, bireysel sızma girişimlerine kıyasla çok daha etkili hâle gelmişti."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İlk aşamalarda Kassam roketleri kısa menzilliydi (18 km'yi geçmiyordu). Deneyimli unsurların -özellikle Dr. Zübde'nin katkılarıyla- katılımı sonrası ekip, alternatif motorlar ve itici maddeler üzerinde denemelere başladı. Bu sayede kalibreler büyüdü, menzil kademeli olarak uzadı. Dayf'ın bu denemeleri hızlandırmadaki rolü ve attığı teknik temel, yerli roket kapasitesinin etkinliğini ilerleyen yıllarda belirgin biçimde artırdı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>İkinci girişim</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Saha komutanı Yesrî şöyle anlatıyor: "Sosyal bir görevi tamamladıktan sonra ki bu sırada imalat dosyasıyla ilgili bir çalışma konuşması da yapılmıştı Ebu Halid benden onu, Kassam askerlerinden oluşan başka bir grupla yapılacak görüşmeye götürmemi istedi." Kendisi, Ebu Halid'i randevularına arabasıyla taşıyan Kassam Tugaylarından bir yöneticiydi. Buluşma, Şeyh Rıdvan Mahallesi'ndeydi. Ebu Halid'i, alışık olduğu zeytin yeşili renkli bir Mercedes bekliyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Daha sonra Şabak subayı Yisrael Hasson'un açıkladığı üzere, "İsrail" istihbaratı bir ajan aracılığıyla araca bir cep telefonu yerleştirmeyi başarmıştı. Güvenlik kaynaklarından ve soruşturmalara vakıf bir Kassam yöneticisi olan Mervan bana şunları aktarıyor: "Aracı tespit ettiler. Kontrol noktalarından birinde, aramaya alıyoruz bahanesiyle şoförü indirdiler, ardından araca geri gönderdiler ama bu sırada telefon çoktan yerleştirilmişti."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf araca yöneldiğinde normalde ön koltuğa oturması bekleniyordu; ancak arka kapıyı açtı ve Kassam mensupları İsa Bereke ile Abdurrahman Hamdan'ın arkasına geçti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">26 Eylül 2002 günü saat 14.20'de bir Apache helikopteri aracı Şeyh Rıdvan Mahallesi'ne kadar takip etti. Helikopter bir Hellfire füzesi ateşledi; füze aracın ön kısmına isabet etti, ardından ikinci bir füze geldi. Bu saniyeler içinde Ebu Halid kapıyı açmış, ikinci füze ulaşmadan hemen önce kendini sokağa doğru yuvarlamıştı. Alevler sönünce insanlar araca yaklaştı; içeride yalnızca beden kalıntıları vardı. İlk bilgiler işgal ordusunun güney komutanlığına ulaştı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Dayf öldürüldü!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Küçük güvenlik kabinesinde sevinç dalgası yayıldı. "İsrail", intihar eylemlerini yöneten operasyonel akıldan kurtulduğunu düşünüyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Saatler sonra Dr. Abdülaziz Rantisi kamuoyuna çıkarak Dayf'ın hayatta olduğunu duyurdu. Omuriliğinden ağır yaralanan Dayf, Şifa Hastanesi yerine güvenli bir mekâna taşındı; kendisi de doktor olan Rantisi, tedavisini bizzat üstlendi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu saldırı, Dayf'ın refakatçileri İsa Bereke ve Abdurrahman Hamdan'ın şehit olmasına, yaklaşık kırk sivilin de yaralanmasına yol açtı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf, Salah Şehhade'nin şehadetinden sonra komutanlık görevini devralmasına rağmen Askerî İmalat Konseyi'nin yönetimini bırakmadı. Ancak ilerleyen yıllarda -sağlık ve güvenlik gerekçeleriyle- 2015'te imalat dosyasını devrederek sahadaki örgütlenmeye yoğunlaştı: Tugayların bölümlere ayrılması, Genelkurmay benzeri bir yapının kurulması ve yeni birimlerin ihdası gibi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Güvenlik gerekçeleriyle etrafındaki çalışma dairelerine takma adlar verirdi. Kassam'da üst düzey bir sorumlu olan Mücahit anlatıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Basîm İsa'ya -sonradan Gazze Tugayı komutanı oldu- cebinde sürekli elektrik test kalemi (tester) taşıdığı için 'el-Testerî' lakabını takmıştı. Kardeşimiz Velid Şimali'ye ise misafir odasının duvarındaki kulübe resminden dolayı 'el-Kûh' derdi. Birçok kişi Ebu Bilal Şimali'nin 'el-Kûh' olduğunu bilmez."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Gülerek devam ediyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Bu güvenlik hassasiyetiyle birlikte tuhaf ama eğlenceli lakaplar yayıldı: 'el-Berbîş' (hortum); bir başkasının lakabı ise 'el-Sehhân' (şofben) idi."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ardından kahkahalara boğularak şu anısını anlatıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"İkinci evliliğim için kız istemeye gittiğimde kayınpederim benimle ilgili Ebu Enes el-Ğandur'a sordu. O da gerçek adımı söyledi. Ebu Enes, 'Ben bu isimde birini tanımıyorum!' dedi. Hiç iyi bir başlangıç değildi; toplumun önde gelenlerinin seni tanımadığını söylemesi kolay bir şey değil. Meğer Ebu Enes beni sadece kod adımla tanıyormuş, tam ismimi bilmiyormuş."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Üçüncü girişim: Gelincik çiçeği toplamak</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İnsan neden kendi canına kıyar? Bu soru, "keşke biri bin yıl yaşasa" diye düşünenler için anlaşılması güçtü. Siyonist akıl, buna ancak nihilist bir açıklama bulabiliyordu. Oysa Filistinliler için bu, son derece olumlu bir anlam taşıyordu: Zulüm korkusuyla bu topraklara gelen Aşkenaz göçmenin aksine, Filistinli bu toprağı korumak için ruhunu ortaya koyuyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu nedenle istişhad (fedai) eylemleri 2002 yılında zirveye ulaştı. Komutan Salah Şehhade'nin şehadetinin ardından Dayf'ın yeniden kumanda koltuğuna oturmasıyla bu süreç hız kazandı. Şehhade'nin hedef alınması başlı başına bir suçtu: "israil", el-Derec Mahallesi'ne bir tonluk bomba atmıştı. Bu saldırı rastlantı değildi. "İsrail" liderliği, çifte bir baskı altında aşırı güç kullanma kararı aldı: Bir yandan Kassam'ın derinliklerde artan istişhad eylemleri, diğer yandan büyüyen halk hareketi. Amaç caydırıcılığı yeniden tesis etmekti; sonuç ise uluslararası bir kınama ve direniş baskısının "israili" yüksek maliyetli tercihlere sürüklediğinin örtük kabulü oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu baskı altında Şaron ve kabinesi, 2003'ün başlarında "Gelincik Çiçeği Toplama Operasyonu"nu (Operation Picking Anemones) başlatma kararı aldı. Plan, istişhad eylemleriyle mücadelenin ancak hiyerarşik bir yöntemle, yani "fikrî liderleri" hedef alarak kaynağı kurutmakla mümkün olacağını öngörüyordu. "İsrail" Savunma Bakanlığı'nda siyasi-askerî işler direktörü olan Amos Gilad, bu yaklaşımı şöyle ifade etmişti: "Herkes cennetteki yetmiş iki huri hikâyesinin kanıtlanabilir bir seçenek olmadığını bilir; liderler de bunu bizzat denemeye hazır değildir."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Operasyon, Şeyh İbrahim el-Mukaddeme ve Dr. Abdülaziz Rantisi gibi siyasi ve davet önderlerini hedef aldı; ancak ilk aşamada Şeyh Ahmed Yasin istisna tutuldu. Zira onun öldürülmesinin daha büyük bir patlamaya yol açmasından korkuluyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Şabak'ın eski başkanı Avraham (Ami) Ayalon, bu yaklaşımı yüzeysel buluyor ve şöyle itiraz ediyordu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Cihatçı örgütler bir matris gibi inşa edilmiştir; bir başları olsa bile bu baş ideolojiktir, operasyonel başı zorunlu olarak kontrol etmez."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ancak Şaron hükümeti planında ısrar etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Hedefli suikastlar kurumsallaştı. Mukaddeme'den sonra Rantisi hedef alındı ve yaralandı. Ardından, 21 Ağustos'ta hareketin kurucularından ve en önemli sözcülerinden biri olan İsmail Ebu Şeneb, Birleşmiş Milletler binası yakınında öldürüldü. BM Genel Sekreteri Kofi Annan saldırıyı kınadı. Ebu Şeneb'in suikastından kısa bir süre sonra Şeyh Yasin, hareketin askerî ve siyasî tüm liderlerine, 6 Eylül'de Gazze'nin önde gelen âlimlerinden Dr. Mervan Ebu Ra's'ın evinde toplanma talimatı verdi. Bu olağanüstü bir riskti: Tüm üst düzey isimlerin aynı yer ve zamanda bir araya gelmesi, işgal için devasa bir hedef oluşturuyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu haber, Şabak Başkanı Avi Dichter'ın ağzını sulandırdı. İnsan kaynaklarından toplantının ve Dayf'ın katılımının teyit edildiğini öğrenmişti. Bunu kaçırılmaz bir fırsat olarak gördü ve şöyle dedi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"HAMAS daha önce hiç böyle bir stratejik hata yapmamıştı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Toplantının saat 16.00'da başlaması planlanıyordu. Saat 15.40'a gelindiğinde, her biri bir tonluk bombalar taşıyan iki F-16 Akdeniz üzerinde devriye geziyordu. Hava Kuvvetleri'ne göre Ebu Ra's'ın üç katlı evini yıkmak için bu büyüklükte bombalar şarttı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Saat 15.45'te Genelkurmay Başkanı Moşe Yaalon, operasyon analistlerini çağırdı ve sordu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Yan hasar tahmininiz nedir?"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Şehhade katliamının yankıları hâlâ tazeydi. Güvenlik Konseyi üyelerinden, özellikle Şaron'un ofis direktörü Dov Weissglass endişeliydi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Yedi-sekiz sivilin ölmesinin itibarımıza vereceği zarar, tek bir direnişçiyi ortadan kaldırmanın faydasından daha büyük."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yaalon ise şöyle dedi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Sayın Başbakan, saldırının iptalini öneriyorum. Meşruiyete ihtiyacımız var; burada kendimizi yıkıcı bir darbeye açık bırakıyoruz."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dichter, "israil"in bu "rüya takıma" öldürücü bir darbe indirmek için tarihî bir fırsatı kaçıracağını savundu. Şaron onu görmezden geldi ve saldırıyı iptal etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dichter öfkeyle savaş odasında kaldı. İstihbarat verilerini yeniden gözden geçirdi ve bir ayrıntıda durdu: Üst kattaki salonun (divan) perdeleri kapalıydı. Toplantının orada yapılacağını düşündü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Analistleri tekrar çağırdı ve evin yalnızca o bölümünü yok etmenin bir yolu olup olmadığını sordu. Cevap olumluydu: Üçüncü kattaki pencereden çeyrek tonluk harp başlığına sahip küçük bir füze gönderilirse, odadaki herkesin yok edilmesi garanti edilebilirdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dichter yeniden telefonla aradı. Şaron dinledi ve yeni plana onay verdi. Üç insansız hava aracı katılımcıların gelişini izledi. Şabak'ın bilgileri doğruydu: Herkes oradaydı, tekerlekli sandalyesinde Şeyh Yasin, Ahmed el-Caberi ve Muhammed Dayf.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Saat 16.35'te bir F-16 pilotu, üçüncü kattaki pencereden füzeyi ateşledi. Pilot rapor verdi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Alfa" (doğrudan isabet).</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Binanın üst katı alev aldı, molozlar savruldu; fakat ortada hiçbir ceset parçası yoktu. Dichter, evden ardı ardına çıkan araç konvoyunu görünce şaşkına döndü. Tüm araçları vurmak istedi, ancak Savunma Bakanı Mofaz bunu reddetti. Hayal kırıklığıyla yetinilmesini istedi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Üçüncü katın hedef alınması aptalca bir karardı ve ciddi bir bilgi eksikliğine dayanıyordu. O kattaki kapalı perde bir güvenlik aldatmacasıydı. Kassam'dan bir yetkili olan Rami bana şöyle dedi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Şeyh Yasin engelliydi, Komutan Dayf da önceki yarasından tam olarak iyileşmemişti. Toplantının üçüncü katta yapılması mantıklı değildi. Ama Allah onları başka bir görev için sakladı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Toplantı zemin katta yapılmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Karşılık: Sarafand ve Hillel Kafe</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ebu Ra's'ın evine düzenlenen saldırıdan üç gün sonra, akşam altıya doğru Dayf bu kez Muhammed el-Eşkar'ı, "Sarafand" (Tzrifin) üssünün dışında otobüs bekleyen yüzlerce "İsrail" askerinin toplandığı noktaya gönderdi. Otobüs gelmeden hemen önce Eşkar, yaklaşan bir polis aracını fark etti. Etrafına şöyle bir baktı, kaderin kendisine sunduğu asker sayısıyla yetindi ve üzerindeki intihar kemerinin düğmesine bastı. Dokuz asker öldü, on sekiz asker yaralandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ariel Şaron haberi Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'deyken aldı. Yokluğunda Dışişleri Bakanı Silvan Şalom'a "gerekli tedbirleri alma" yetkisi verdi. Saat 22.00'de Şalom, Şabak temsilcilerine sordu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"HAMAS'tan kimi derhal öldürebiliriz?"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Subaylardan biri şöyle dedi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Mahmud el-Zehhar üzerinde iyi bir takibimiz var… Muhtemelen tasfiye edebiliriz; ancak bu, askerî olmayan şahsiyetlerin zarar görmesi gibi sonuçlar doğurabilir."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Saat 23.20'de yardımcılar toplantı salonuna asık suratlarla girdi: Kudüs'teki "Hillel" kafesinde bir fedai daha kendini havaya uçurmuştu. Yedi ölü, elli yedi yaralı vardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Artık Zehhar ölümle hükümlü bir adamdı. Şaron'u Hindistan'da uyandırdılar; Zehhar'ın evinin vurulmasına derhal onay verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İki kanlı saldırının ardından oluşan gergin atmosferde, emrin sonuçları pek de tartışılmadı. Sabah saatlerinde dinleme cihazları, Zehhar'ın ikinci kattaki ofisinden yaptığı bir telefon görüşmesini yakaladı. Görüşme BBC Arapça Servisi ileydi. Şalom, saldırının patlama sesinin canlı yayına yansımasından endişe etti ve röportaj bitene kadar operasyonun ertelenmesini emretti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Üç füze ateşlendi. Ev yerle bir oldu. Oğlu Halid ve bir koruması öldürüldü, eşi ağır yaralandı. Ancak Zehhar'ın kendisi yalnızca hafif sıyrıklarla kurtuldu; çünkü o sırada bahçede, elinde bir fincan kahveyle telsiz telefonla konuşuyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Siyasi kadro artık aldatma sanatını öğrenmişti; Kassam liderleriyle birlikte "İsrail" güvenlik aygıtlarını yanıltmada ustalaşmışlardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Gelincik Çiçeği Toplama" politikası direnişi çökertmeyi başaramadı; çünkü çiçekleri koparmak baharı durdurmaz. 2005 yılında Şaron, Gazze'den çekilmeyi imzaladığında 8 bin 500 yerleşimciyi korumak için yaklaşık 3 bin asker görevlendirmek zorundaydı. Bu, işgalin altından kalkamadığı bir maliyet ve bertaraf edemediği potansiyel bir riskti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Şaron, çemberi kapattığını sanıyordu; oysa çemberi, daha uzun sınırlar, daha uzak menzilli füzeler ve bugün tek bir "İsrail" askerinin dahi ayak basmadığı geniş bir sahaya sahip, adı Dayf olan bir komutanla yeniden açmıştı. Bu anlamda "gelincik çiçekleri" yalnızca yenilmedi; kontrol dışına çıkan yabani bir tarlaya dönüştü ve her mevsim yeni kuşaklar verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İşgalci toprağını terk ettiğinde zihnine düşen ilk soru şudur: Onun kara işgaliyle geri dönmesini nasıl engellersin? Askerî cevap nettir: tanksavar silahı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Saha komutanı Yüsri şöyle anlatıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Çekilmeden sonra tanksavar silahının geliştirilmesi, Ebu Halid için ikinci öncelikti. Aslında 'Yasin'in geliştirilmesine 2003'te, Ebu Suheyb el-Haddad'ın asansör yaptığı küçük bir atölyede başladık. Bir torna tezgâhı satın aldık, atölyenin arkasındaki bir bölmenin arkasına gizledik ve çalışmaya koyulduk."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Amaç, düşman birliklerinin sızmasını engellemekti. Yüsri etkileyici tanıklığını şöyle sürdürüyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Yöntemlerimiz son derece ilkel sayılırdı. Ebu Halid, İngilizce kalın bir tanksavar silahları kitabı getirdi; içinde yalnızca fotoğraflar ve çizimler vardı. Açıklama metinleri olmayan bu görselleri inceler, ölçülerini ve mühendisliğini tahmin etmeye çalışırdık. Tasarımdan montaja, denemeye kadar her aşamayı birlikte yürütürdük."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Boş alanlara gider, denemeler yapar, sorunları not alır; sonra eşlerimizle birlikte kiraladığımız iki odalı eve döner, çözüm arardık." Güvenlik gerekçesiyle Dayf ve Yüsri her üç ayda bir ev değiştiriyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Proje boyunca irade, imkânlardan daha büyüktü. Bugün Merkava tanklarının karşısına çıkan "Yasin 105", fotoğraflı yapbozları andıran ilk denemelerden doğdu. Mevcut imkânları zorlamanın en ilginç örneklerinden biri de şehit Sa'd el-Arabid'in, patlayıcı yapımında kullanmak üzere tavşan dışkısından "üre" maddesi elde etmeye çalışmasıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yusuf şöyle ekliyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Kardeşimiz Yusuf Ebu Hin bir 'LAW' roketi satın alıp getirmeyi başardı; söküp incelemek istedik ama onun tuzaklanmış (patlayıcı yerleştirilmiş) olduğunu fark ettim. Patlamadan önce ondan kurtulduk. LAW'ı örnek aldık ama daha büyük çaplı (100 mm) bir mühimmat tasarladık."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Ancak motor için katı yakıt sorunu vardı. O dönemde (2012'den önce) roketlerde nitrat ve şeker karışımı kullanıyorduk; bu güvenli değildi. Roketlerde sorun olmuyordu, çünkü uzaktan fırlatılıyordu. Ama tanksavar silahı omuzdan atılıyordu; karışım patlayabilirdi ve merminin etrafında alev püskürtüyordu, bu da atıcıya zarar verebilirdi."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Nitekim 'el-Benna 1' prototipi bir kardeşimizin elinde patladı; Allah onu korudu. Bunun üzerine bu yöntemle tanksavar üretimini durdurma kararı aldık."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yüsri sözlerini şöyle tamamlıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Daha sonra yakıt sorununu çözdük, hedefleme zorluklarını aştık. Bugün sahada gördüğün silah, işte bu sürecin ürünü olan 'Yasin 105'tir."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Toprak, kendi insanlarıyla iş birliği yapar</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İmkân daraldığında hile genişler. İntihar eylemleri Kassam için ilk tercih değildi; silahın kıt olduğu bir topluluk için zorunlu bir çıkış yoluydu. İnsan kaynağını, hayatlarıyla son bulan tek seferlik operasyonlara hazırlamak sürdürülebilir bir yol değildi. Şaron bu sarsıntıları soğurmaya çalışırken, Dayf hileyi büyütüyor, işgalin bedelini adım adım yükseltiyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sahada silah üstünlüğü kurduklarında, toprak kendi sahiplerine meyletti; onlara düşmanın kalbine uzanan gizli bir geçit sundu. Fikir ilk olarak Gazze'nin güneyinde, Han Yunus ve Refah'ta yaşayanların tecrübelerinden doğdu. Kaçakçılık tünellerinin mantığını bilen bu insanlar, yeraltının dilini çözmüştü. Dayf bu ipucunu yakaladı ve onu bir askerî stratejiye dönüştürdü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">2001 yazında Refah toprağı, bağrında bir hareket hissetti. Saha komutanı Yüsri bana şöyle anlatıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"israil güçlerinin Gazze'den çekilmesine yol açan en etkili silah tünellerdi. Bu fikrin ilk öncüleri kardeşlerimiz Muhammed Sinvar ve Muhammed Ebu Şemmale'ydi."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Güney Gazze'deki askerî liderler, kaçakçılık tünellerini 'devrimleştirmenin' bir fırsat sunduğunu gördü. Ebu Şemmale ilk operasyonu hatırlıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Düşman, sağlam kalelerinde tahkim edilmişti… Yeryüzünden onlara ulaşmak imkânsızdı; biz de onlara altlarından kazdık."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Tünelin kazılması haftalar sürdü: Yüz elli metre karanlık ve boğucu bir yolculuk. 26 Eylül 2001'de hedefe ulaştılar; "Termit" askerî noktasının altına. Tünel, 200 kilogram patlayıcıyla dolduruldu. Patlamanın açtığı çukur o kadar derindi ki "israilli" generaller gözlerine inanamadı. Bir "İsrail" askerî raporunda şu ifade yer aldı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Hiç kimse kazı çalışmalarını fark etmedi; hiçbir asker, altında neler döndüğünü hissetmedi."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"israi"l ordusu ilk kez tünelleri tespit etmek için özel bir Amerikan şirketi kiraladı. Haaretz'de Amos Harel şöyle yazıyordu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Ordunun sihirli bir çözümü yok… Yeraltında olup biteni tespit edebilecek teknolojik araçlara sahip değil."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf, işgalin en hassas sinirine dokunmuştu ve baskıyı artırmaya başladı. Tüneller aracılığıyla darbeler ardı ardına geldi; zirve nokta, Aralık 2004'te Refah yakınlarında bir askerî mevzinin imha edilmesi ve beş askerin öldürülmesiyle yaşandı. 2001–2004 yılları arasında tünel operasyonları, "israili" hesaplarını yeniden yapmaya zorladı ve nihayet 2005'te Gazze'den çekilmeye götürdü. Ebu Halid, çekilme hakkında şöyle dedi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Benim kanaatime göre bu, zaferin başlangıcıdır."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf tünelleri icat etmedi; onları düzenledi ve stratejik bir silah seviyesine yükseltti. Komutan Yüsri şöyle diyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"2008'den sonra tünellerin, taktik bir araç olmaktan çıkıp stratejik bir silah olarak görülmesine geçildi. Üç tür tünel benimsendi: İkmal tünelleri, savunma tünelleri ve saldırı tünelleri."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İntifada yılları boyunca "İsrail", Dayf'i beş kez öldürmeye teşebbüs etti. Kendi anlatımına göre…</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">12 Temmuz 2006'da (İkinci Lübnan Savaşı sırasında) "İsrail" uçakları, Şeyh Rıdvan Mahallesi'nde Dr. Nebil Ebu Silmiye'nin evini bombaladı. Bina tamamen yıkıldı, aileden dokuz kişi hayatını kaybetti. Dayf o sırada evdeydi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yıllarca Dayf'in yanında bulunan refakatçilerden Câbir bana şunları anlatıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"O saldırıda omurgası kırıldı ve platin takıldı. İki yıl boyunca tekerlekli sandalyeye mahkûm kaldı. Yoğun fizik tedaviden sonra omurgası nispeten toparlanınca adım atmaya başladı; önce yürüteçle, sonra duvara tutunarak yürüdü."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Şunu da ekliyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"2022'ye kadar toplantı yaptığımız her yerde mutlaka bir yatak olurdu; çünkü uzun süre oturamıyordu."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Câbir, o zor dönemi şöyle anlatıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"İlk zamanlarda psikolojisi çok yıpranmıştı. Sırtın kırılması kolay değil… Üstelik güçlü ağrı kesiciler kullanıyordu. Acılar dayanılmazdı; ilaca zamanında ulaşamazsa korkunç ağrılar çekiyordu. Tramadol kullanıyordu ama zamanla iradesini topladı ve ağrı kesicileri bıraktı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Bazen onu tekerlekli sandalyeyle getirirlerdi ve o hâlde toplantı yapardık; bazen gelir gelmez yatak hazırlanır, uzanırdı, biz de etrafında toplanırdık. Ama Allah'a hamdolsun, her zaman kaderine razı ve sabırlıydı… Sabır ve tahammül konusunda dimdik duran bir dağ gibiydi; sürekli onunla birlikte olan bu acıya rağmen."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>İşgalsiz Gazze… "Masa Altı Oyunları"!</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bir isyancı unsuru ortadan kaldıramadığında, onu hâkim olduğun çevrenin içinde kuşatmaya çalışırsın. Okulda öğretmenler bunu yapar; iş yerinde müdürler yapar, hükümetler ve uluslararası toplum da aynısını uygular. Ordu, kaba araçlarıyla parçalayamadığı bir örgüt karşısında bu kez siyasetçiye bir şans verir. Siyasi güçler işte böyle düşündü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İşgalden sonra "HAMAS" içinde Yasama Konseyi seçimlerine katılma meselesi tartışmalıydı. Kimi bunu bir taviz olarak gördü, kimi ise direnişe siyasi bir örtü sağlayacak bir fırsat. Terazi ikinci görüşten yana ağır bastı. HAMAS'ta konuyu yakından bilen bir yetkili olan Rami bana şöyle diyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Ebu Halid katılımdan yanaydı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf'a yakın bir akrabası ise şunu ekliyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"İnsanların komutan Dayf hakkında pek bilmediği bir şey var: Siyasi ufku çok genişti ve Filistinlilere adil, onurlu bir hayat sağlayabilecek her seçeneğe açıktı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">HAMAS'ın seçimlere katılma kararından sonra Filistin Yönetimi çevrelerinde şu söz dolaşıyordu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"HAMAS ya ölür ya da öldürür; kazanırsa ölür, kaybederse yine ölür."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Hareket, kimsenin beklemediği bir seçim zaferi kazandı. Kassam Tugayları'ndan askerî sorumlu Raid şöyle anlatıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Yönetim kadroları büyük bir şok yaşadı. Bizim ölmediğimizi fark ettiler. Sonucu kabullenmek istemediler, güvenlik aygıtları ayak diretti."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Muhammed Dahlan, hareketten bir heyetle görüştükten sonra adamlarının ortasında oturup şöyle dedi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Ben bunlara öyle bir oyun oynayacağım ki… Vallahi Fetih'ten kim onlarla hükümete girmek isterse değerini sıfırlarım."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Amaç, hareketi ya "israili tanımaya" ya da direnişten vazgeçmeye zorlamaktı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">9 Haziran 2006'da Ebu Halid, büyük bir tutkuyla takip ettiği Dünya Kupası maçlarının programını hazırlıyordu. Bunu bana çocukluk arkadaşı Yüsri anlatıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Gençliğinden beri okul kıyafetlerini eşofmanının üzerine giyerdi. Gazze'de bir saha görse, ders kıyafetlerini ağaca asar, inip futbol oynardı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sonra ekliyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Temelde sporcuydu, çok çevikti. İlk yıllarda onu spor ayakkabısız hatırlamam. Normal pantolonunun altında mutlaka antrenman pantolonu olurdu."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yüsri gülerek devam ediyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Üniversitede bana 'sporu seviyorum' derdi. Okula ya da üniversiteye giderken çocukların top oynadığını görse, pantolonunu çıkarır, ağaca asar, onlarla oynamaya başlardı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Onun "büyükle de küçükle de kolayca bağ kurabilen biri" olduğunu; annesiyle karşılaştığında onu hoş sohbetle oyalayıp uzun uzun konuştuğunu da ekliyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf, işgalden sonra süren ateşkes sayesinde bir ay boyunca maç izleyeceğini düşünüyordu. Ama akşam saatlerinde işgal ordusu, Gazze sahilinde Ebu Galiye ailesini katletti. Kameralar, küçük Huda'nın ailesinin cesetleri arasında dolaşırken çekilmiş görüntüsünü kaydetti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Analistler HAMAS'ın "meşruiyet baskılarından" söz ederken, Ebu Halid direniş yolunu pazarlığa kapalı bir çizgi olarak tahkim etmeyi düşünüyordu. Sderot ve Aşkelon'a roketler atıldı, sonra direniş sustu. İşgal, bunun sembolik bir karşılık olduğunu; direnişin iç sorunlarına geri döndüğünü sandı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ama Ebu Halid'in aklında bambaşka bir plan vardı. Kimsenin tahmin edemeyeceği bir plan.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ebu Halid, güney Gazze'deki Kassam komutanları Raid el-Attar ve Muhammed Ebu Şemmale ile bir araya geldi. Nasır Selahaddin Tugayları ve İslam Ordusu'yla koordinasyon içinde caydırıcı bir karşılık planı hazırladılar. On gün boyunca seçkin bir birlik, Kerem Ebu Salim'deki işgal gözetleme kulesine baskın için yoğun eğitim aldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">25 Haziran 2006 sabahı saat 05.15'te, sahil katliamından 15 gün sonra, yedi direnişçi Kassam'ın 2004'te kazmaya başladığı ve bir yıl sonra tamamladığı tünele girdi. Dayf bu tüneli, ileride kullanılacak stratejik bir sermaye olarak saklamıştı. Savaşçılar 450 metre sürünerek ilerledi ve çıkış noktasına ulaştıklarında düşman hatlarının arkasına çıktılar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İşaret verildi. Dikkat dağıtmak için havanlar ve RPG'ler askerî mevziye yağmaya başladı. Savaşçılar üç gruba ayrıldı: Biri Merkava tankına, biri dikkat dağıtmak için boş bir zırhlı araca, üçüncüsü ise gözetleme kulesine yöneldi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sekiz dakika içinde tank komutanı (Teğmen Hanan Barak) ve nişancı (Pavel Slotzker) öldürüldü; hafif yaralanan asker Gilad Şalit esir alındı. Onu yanlarında götürdüler. İnce yapılı asker, Gazze'ye adım attığında yıllarca orada kalacağını bilmiyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">O sırada "İsrail" hapishanesinde tutuklu olan İslami Cihat liderlerinden Tarık İzzeddin, o anı şöyle hatırlıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Hapishaneler matem evinden düğün salonuna döndü. Herkes bağırıyordu: 'Artık özgürüz!'"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">(İzzeddin, 2011'de "Özgürlerin Vefası" anlaşmasıyla serbest bırakıldı; 9 Mayıs 2023'te Gazze'de evine düzenlenen saldırıda şehit oldu.)</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf bu operasyona "Dağılan Yanılsama" adını verdi: Direnişi kuşatma hayallerini ve kimi siyasetçilerin zihninde filizlenebilecek "direnişten sapma" düşüncesini boşa çıkarmak için.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İşgal, esiri kurtarmak ya da öldürmek amacıyla "Yaz Yağmurları" operasyonunu başlattı; hayati altyapıyı hedef aldı. Ama "Yaz Yağmurları" dindi, Şalit filiz vermedi. Direnişin ektiği yerde, gömülü kaldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Torna tezgâhından Gölge Birimi'ne… Komutan öğreniyor</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf, askerî akademilerde eğitim almadı; ama inzivasının gecelerinde onların müfredatlarından onlarca kitabı okudu. Adamın cihadı onun okuluydu; uzmanlık kursları ise hazırlık yolculuğundaki gündelik pratiğiydi. Sahip olduğu tek "teçhizat": Kıvıl kıvıl bir zihin, bilimler alanında bir üniversite diploması, hedefte sarsılmaz bir berraklık ve öğrenmeye dair büyük bir iştah.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Saha komutanı Yesri bana şöyle anlatıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"2003'te Ebu Halid yanıma geldi ve 'Bana torna tezgâhında çalışmayı öğretmeni istiyorum' dedi. Onu alıp Ebu Suheyb İzzeddin el-Haddad'ın atölyesine gittik ve işe koyulduk."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf olağanüstü bir hafızaya sahipti. Yirmi yıl boyunca onunla çalışan Yesri hatırlıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Binlerce numarayı ezbere bilirdi; çünkü hiç cep telefonu kullanmazdı. Sabit telefona uzanır, liderlikten, mücahitlerden ya da birimlerden kimi araması gerekiyorsa numarayı tuşlardı. Onu bir gün bile kâğıttan ya da telefon rehberinden bakarken görmedim."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yakın refakatçisi Cabir, güvenlik hassasiyetini şöyle anlatıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Ebu Halid cep telefonu meselesini kökten kapattı; asla kullanmazdı. Saatlerden bile şüphe ederdi. Hepimizin saatleri dijital 'Casio'ydu" (gülerek anlatır). "Bir keresinde, onunla birlikte tutuklu olan bir kardeşimiz şehit düştü; oğlu geldi, Ebu Halid'den bir hatıra istedi. Ebu Halid yıpranmış Casio'sunu çıkardı ve bana, 'Bunu al, kayışını değiştir ve ona hediye et,' dedi."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Cabir'e göre iş, son derece ince ayrıntılara kadar uzanıyordu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Eşi peçeliydi; sonra güvenlik gerekçeleriyle peçeyi bırakmasını istedi. Bir binada kalıyordu ve eşi onu ziyarete geliyordu. Peçeli olması sebebiyle, Filistin Yönetimi'ne bağlı istihbarat, 'Bu daireye gençler giriyor; peçeli kılığında olabilirler,' diye bir rapor tuttu. Daire dikkat çekmeye başlamıştı. Kararı tamamen güvenlikti."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sahadaki kesintisiz çalışma ve çevresel koşullarla uyum, işi geliştirmenin en verimli zeminiydi. "Cihat sahası seni sürekli gelişmeye zorlar," diyor HAMAS Siyasi Büro üyesi Basem Naim. "Şalit'in esir alınmasından sonra askerî kanattaki kardeşler, esiri güvenceye almak için bir iç iletişim sistemi kurmayı düşünmeye başladılar. Onu tünellerde gizleme çabalarıyla birlikte, yer altındaki güvenli tüneller ve emniyetli odalar fikri doğdu; bunlar ileride planlama ve liderlik toplantılarının merkezleri olacaktı. Böylece esirleri gizleme konusunda uzmanlaşmış 'Gölge Birimi' kuruldu. Birim gizlilik içinde çalıştı. Gölge Birimi Kassamî bir mucizeydi; 2006'da kuruluşundan, 2015'teki ilk açıklamaya kadar -o yıl son üyesi Abdurrahman el-Mubaşir'in şehadetinin ardından- kimse varlığını bilmiyordu. Bu, işgal devleti için bile tam bir sürprizdi."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Şehitler Zafer eş-Şeva ve Hazım el-Hatib'in geliştirilmesine öncülük ettiği (ve komutan Dayf'la doğrudan temas hâlinde oldukları) özel iletişim ağı, çatışmalarda belirleyici bir rol oynadı. Aynı ekip, "Sayeret Matkal" güçlerinin Han Yunus'ta Gazze'nin derinliklerine sızma girişimini de boşa çıkardı; grup deşifre edildi ve subaylarından biri öldürüldü. Kassam'dan askerî bir yetkili olan Ammar'a göre Ebu Halid, "güvenlik şartları onu gizlenmeye zorlamadıkça yerinde duramayan" biriydi. Çalışmayı bizzat takip etmeye tutkundu; hareket edemediği zamanlarda bile iç iletişim ağını kullanır, "tüm bölümlerle temas kurar, toplantılarını telefon üzerinden yapardı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Aksa Tufanı" operasyonunun ardından, 2006'da Dayf'ın doğrudan talimatıyla kurulan Gölge Birimi, kendini uluslararası bir istihbarat iş birliği ağıyla yüz yüze buldu. Sahadaki çalışmaları "İsrail" istihbaratı yürüttü; ABD (CIA ve JSOC üzerinden) istihbarî destek sağladı; Britanya gizli servisi MI6, iki yıl boyunca 500'ü aşkın keşif uçuşu gerçekleştirdi. Buna rağmen Gölge Birimi direnç gösterdi ve 365 kilometrekareyi aşmayan dar bir kıyı şeridinde bu ittifaka bilgi mahrumiyeti dayatmayı başardı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Kararlılık: "Onları terbiye etmemiz lazım!"</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Siyasal gerilimin biriktiği, seçilmiş hükümete karşı güvenlik aygıtlarının inadının derinleştiği ortamda, 2007'de "kararlılık" olgunlaştı. Askerî kanattan bir lider olan Ziyad bana şunu anlatıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Dönüm noktası, kardeşimiz Ebu'l-Abd Heniye'nin konvoyunun durdurulması ve Önleyici Güvenlik biriminin kontrol noktasında sözlü olarak aşağılanmasıydı… Ebu'l-Abd, hikmetiyle çatışmadan kaçınmak için geri çekilmeyi seçti; ama yönetimin inadı ve güvenlik unsurlarının küstahlığı meseleyi tahammül sınırlarının ötesine taşıdı. Ebu Halid askerî konseyi topladı ve şöyle dedi: 'Onları terbiye etmemiz lazım!'"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf, çatışmayı seçkin bir birliğin üstlenmesini emretti; sahaya en yakın isim olduğu için yetkiyi Ahmed el-Ca'beri'ye verdi. Ortaya çıkan tablo büyük bir şoktu: Güvenlik aygıtları içinde hem moral hem de sahada çöküş yaşandı; çok sayıda unsur teslim oldu ya da kaçtı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ertesi gün Ebu Halid Dayf iyi bir ruh hâliyle uyandı. Kahvaltıda, en sevdiği dizi olan Yâsir el-Azma'nın Miraya'sından kesitler izledi; ardından aşağı indi ve sahada bambaşka bir gerçeklikle karşılaştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Kararlılık"tan sonra Dayf, kayırmacılığı reddeden sert komutan imajını pekiştirdi. Tugaylarda üst düzey bir sorumlu olan Mücahit bana şunu anlatıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Aracılığı sevmezdi. Anne ve babası hac yapmamıştı; kendisine 'Neden hükümetten ayarlayıp anne-babanı hacca göndermedin?' diye sordum. 'Beni ilgilendiren ne?' dedi… Ailesiyle ilgili her şeyden uzak dururdu ki 'Dayf'ın yakınları' denmesin."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Mücahit iki daha sert olayı da aktarıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Han Yunus'taki bir akrabasıyla biri arasında sorun çıktı; akrabası adamı bacaklarından vurdu. Polis tutukladı. Aile, 'Hacı'dan (Dayf'tan) araya girmesini istedi. 'Hayır,' dedi; 'içeride kalsın, yargılansın ve cezasını çeksin; ders olsun, kimse kendini hukukun üstünde sanmasın.'"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Başka bir olayda," diye devam ediyor, "Kassam'dan bir genç 'sapmış' diye nitelendirilen birine ateş açtı. Olay ortaya çıkınca polis genci tutukladı; ailesi yalvardı ama Dayf müdahale etmeyi reddetti. 'Bu insanların hakkıdır,' dedi; 'gidin uzlaşın ve diyeti ödeyin.'"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yönetimin çekilmesiyle birlikte direniş, yalıtılmışlıktan daha tutarlı bir saha yönetimine geçti. Direniş kökenli isimler, seçilmiş hükümette icracı görevlere geldi; bu da güvenlik ihtiyaçlarıyla askerî faaliyetin gerekleri için uygun bir iklim sağladı. O dönemde İçişleri'nde üst düzey bir yetkili bana bu safhayı şöyle özetledi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Görevimiz, toplumu koruyacak ve direnişi güçlendirecek çevreyi, hizmetleri ve imkânları hazırlamaktı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İşgal istihbaratına karşı tahkim edilmiş bu güvenli ortam, direnişe imalat ve tüneller gibi stratejik projeler üzerinde çalışma imkânı sundu. "Kararlılık" kararı, Ebu Halid'e dağınık ağlar yerine düzenli ve kurumsal birikim inşa edebileceği elverişli bir zemin açtı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Gazze'nin kandilleri</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Tel Aviv", Gazze'yi kuşatma yoluyla nefessiz bırakarak şartlı bir sükûnet istiyordu; sivillerin günlük yaşamının bedelini yükseltti, toplumun direniş hükümetinden uzaklaşacağını sandı. Oysa Ebu Halid, onlara gıda kartları karşılığında "sükûnet" satmayacaktı. Hesabı artık yalnızca hayatta kalmak değil, çalışmayı büyütebilecek bir çevreyi güvenceye almaktı. "israil" Gazze'de yaşamı boğmaya oynuyorsa o da yerleşim kuşağındaki yerleşimcilerin hayatını nasıl boğacağını düşünecekti. Dayf böyle düşündü.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Onları boğuyoruz da neden ölmüyorlar?" diye geçirdi Ehud Olmert içinden. Gazze'deki direniş, denizin kandillerine benziyordu: Her yaz Gazze Denizi, solunum cihazına ihtiyaç duymadan nefes alan bu kandilleri kıyıya vurur. Kandilin boynunu sandığın yerden bastırırsan onu boğamazsın; ama elini yakıcı bir acıyla karşı karşıya bırakırsın.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Furkan savaşı: Yağ lekesini genişletmek</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Olmert hükümeti (Aralık 2008'de), aylar süren ateşkes boyunca çizdiği hedeflere yoğun hava saldırılarıyla yüklendi; polis merkezlerini ve sivil tesisleri vurdu. Kassam Tugaylarından bir güvenlik yetkilisi bana şöyle dedi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Düşman, komuta ve kontrol sistemini çökertmeyi hedefliyordu; plan, Kassam Tugaylarından ve hükümetten en az 3 bin unsur ve komutanın öldürülmesiydi."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Oysa tugaylar bir yıllık geliştirme sürecini tamamlamıştı; savaşa bambaşka bir tempoyla girdiler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ebu Halid'in o atölye ve imalathanelerde denetlediği şeyler, yakınındakilerin bile tahayyülünü aşıyordu; kuşatma altındaki bu dar coğrafyanın bağrında filizlenen imalat mucizesinin boyutunu, dışarıdakiler nasıl kavrasın? Hatta dışarıdaki direniş mensuplarının bir kısmı bile olan biteni idrak edememişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Askerî imalat dosyasında içerisiyle dışarısı arasındaki irtibattan sorumlu olan Yaser anlatıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Mühimmat projesi için dışarıdaki kardeşlerden ayrıntılı destek istedim; bürokratik bir soğuklukla şu yanıt geldi: 'Kardeşim, anlattığın işi devletler yapar; Gazze'de bunu yapamazsınız.'"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yaser devam ediyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Bu sözler beni kızdırdı; onlara yazdım: 'Anlaşılan tablo sizde net değil; burası Gazze, burada mermi, obüs ve roket üretiyoruz.' İkna olmadılar. Bunun üzerine dışarıdan irtibat subayı bizzat gelip görmek istedi. Geldiğinde mesajın sahibini sordu; beni gösterdiler. Bana baktı ve 'Sen falanca mısın?!' dedi. 'Evet,' dedim. Eve davet ettim. İkramdan sonra bazı ürünlerimizi çıkardım: 'Buyurun, yaptıklarımız bunlar,' dedim. Kassam adına 2005 tarihli taban damgası vurduğumuz fişekleri, ilk üretim hatlarımızdan çıkan silah parçalarını eline verdim. Şaşkınlıkla tuttu; sonra eğilip onları öperek, 'Bu uluslararası bir üretim! Bu uluslararası bir üretim!' dedi. Gülümsedim ve 'Hayır,' dedim, 'bu saf bir Gazze üretimidir.'"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kassam Tugaylarının resmî sözcüsü Ebu Ubeyde şöyle dedi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Hedef alma ve suikastlarla bizi korkutacağınızı sanıyorsanız, sizi üzecek sürprizlerle karşılık vereceğiz."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ardından ekledi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Alevli yağ lekesini genişleteceğiz… Ne dediğimizi biliyoruz; savaş sürerse, işgal altındaki Filistin'in güney ve orta kesimlerindeki tüm yerleşimlerin sakinlerini idama mahkûm etmiş olursunuz."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Maskeli sözcünün sözlerinin ardında Dayf, karşı caydırıcılığı yeniden kurguluyordu. İlk kez gelişmiş yerli silahlar sahaya sürüldü: Tuffah Mahallesi'nde tanksavar "B-29" mermileri bir "İsrail" tankını vurdu; Cebaliya'da "Tandem" silahı kullanıldı; havada ise bir Kassam mensubu bir helikopteri vurup zorunlu inişe mecbur bıraktı.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Operasyonun, direnişin elindeki asker esir Gilad Şalit'i geri almak gibi hedefleri olduğu sırada, tugaylar Tuffah'ın doğusunda altı askeri, Cibaliya'da ise bir askeri esir almayı başardı. Ebu Ubeyde'nin Şalit'e, "yalnızlığına eşlik etsin diye israilli askerler getireceğiz" vaadinin gerçekleştiği görülüyordu; ne var ki "israi"l hava kuvvetlerinin Hannibal doktrinini devreye sokup kendi esirlerini ateş altına almasıyla, esirler esir alanlarla birlikte paramparça edildi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Roket gücü etkisizleştirilemeden savaş ilerlerken, tugaylar "Gazze nüfusunun katbekat fazlası siyonisti ateşimizin altına sokmaya karar verdik" diye duyurdu. Üçüncü haftanın sonunda Olmert, tek taraflı ateşkes ilan etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"İsrail" bu turu, "işgal ordusu tarihinin en büyük operasyonu; hava mühimmatının yüzde ellisi tüketildi" diye tanımladı. Direniş ise şu karşılığı verdi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Arapların depolarda beklettiği silahları kullanmadık; kendi ellerimizle ürettiğimiz silahı kullandık."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"israil" geniş yıkım ilan ederken, tugaylar 48 mensubunu kaybettiklerini; buna karşılık doğrudan 49 "İsrail" askerini (toplamda yaklaşık 80 askeri) öldürdüklerini açıkladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Furkan'dan sonra Dayf, sarsılmaz bir gerçeği yerleştirdi: Direniş kalıcıdır; askerî çözüm işe yaramaz. Brookings Enstitüsü'nün bir çalışması, "israil" stratejik düşüncesinin "askerî kesin sonuçtan", geçici turlarla "çatışmayı yönetmeye" kaydığını tespit etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Arap Baharı devrimlerinin patlak vermesiyle ümmetin bedenine yeniden can geldi. Dayf, 2012'de kaydedilmiş bir konuşmasında şöyle dedi: "Bu varlığı kökünden söküp atmak için ümmetin tüm enerjilerini seferber etmek gerekiyor… Mescid-i Aksa'yı arındırmanın vakti geldi." Libyalılar buna karşılık verdi. Tedarik ağını denetleyen Libyalı bir şahsiyet olan Hac Miftah bana şunu anlattı: "Gazze'nin sınırları Libya'nın sınırları oldu. Sirte ve Bingazi'den silah yüklü kamyonlar çıkıyor, Gazze'ye ulaşıyordu. Onlara deveyi yüküyle birlikte veriyorduk; hatta taşıyıcı araçları bile."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Tedarik hatları canlandı. Ebu Halid bu döneme "kısa bir balayı" diyordu. Ancak bu kısa süre, imalatı derinden etkiledi; çünkü ithalat daha ucuzdu. Kassam'ın önde gelen isimlerinden İyad bana şöyle dedi: "Ebu Halid bizi dünyanın dört bir yanına gönderdi… 'Bu kısa bir balayı; mutlaka değerlendirmeliyiz' derdi."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İyad sözlerini şöyle sürdürdü: "2004'te Ebu Halid bana Kalaşnikof mühimmatı için bir üretim hattı kurma görevini verdi. Mısır devrimiyle birlikte silah akışı başlayınca, askerî konsey -Ebu Halid de dâhil- harcamayı kısmak için çoğunluk kararıyla üretim hattını durdurdu. Projenin imkânlarını toplayıp kilitledim. 2013'ten sonra sınırlar kapanınca Ebu Halid'e, 'Mühimmat üretim hattını hatırlıyor musun?' dedim. Bana, 'Büyük bir hata yaptık,' dedi ve yeniden kurulmasını emretti; 2015'te tamamlandı."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">23 Ekim 2012'de Katar Emiri Şeyh Hammad Gazze'yi ziyaret etti. Aynı gün "israil", Sudan'daki Yermuk fabrikasını, tedarik zincirlerinden biri olduğu iddiasıyla bombaladı. Emir ayrıldıktan sonra direniş yetmiş roket fırlattı. Dayf yeni bir kural koyuyordu: Tedarik zincirlerine yönelik saldırılar -Filistin dışında bile olsa- "israil" için cezalandırılacaktı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">14 Kasım 2012'de işgal güçleri, tugayların saha komutanı Ahmed el-Caberi'yi hedef aldı. Netanyahu, büyük liderlerinden birine yönelik bu saldırının, bir numaralı ismin vereceği tepkinin büyüklüğünü öngörememişti. Dayf, Tel Aviv'i vurma kararı aldı. Dayf'ın yakını Bilal Reyyan bana şunu söyledi: "Tel Aviv'in ilk kez vurulması kararını sordum. 'israil, Caberi komutanını hedef alarak en sondan başladı; biz de en sondan karşılık vermeye karar verdik,' dedi."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"İsrail" istihbaratı, sınırlı sayıdaki İran yapımı "Fecr" roketlerinin rampalarını hedef almıştı. O dönem Savunma Bakanı olan Ehud Barak, "Büyük çoğunluğunu imha ettik," demişti. Ancak "Siccil Taşları" Savaşı'nın izleyen sekiz gün boyunca roketler Tel Aviv semalarında parlamaya devam etti. Dayf, yerel olarak geliştirilenlere dayanma kararı aldı: Yerli üretim "M-75" roketi (İbrahim el-Mukademe adıyla). Kassam'ın önde gelen isimlerinden Mücahit bana şöyle dedi: "Mübarek atışlardı; basit ama sürpriz etkileriyle düşmanın hesaplarını değiştirdiler. Netanyahu, yeni roketlerin sayısına dair bilgi eksikliği yüzünden savaşı durdurmaya karar verdi… Aramızda kalsın, gerçekte çok da fazla yoktu!"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Caberi'nin şehadetinden sonra Dayf, liderliğin güvenliğinin yeraltında hareket etmeye dayanacağını kavradı. Kassam Tugaylarından bir lider olan Adnan bana şunu aktardı: "Dayf, 2012 savaşından sonra resmî bir heyeti Güney Lübnan'daki Hizbullah tünellerine gönderdi; kopyalanabilecek modelleri ve tecrübeleri yerinde görmeleri için."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Gazze meşelerine karşı çim biçme makinesi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Balayı" uzun sürmedi. 3 Temmuz 2013'te, Mısırlıların Gazze'yi asla yalnız bırakmayacağına söz veren Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi devrildi ve kaçakçılık tünellerini yok etmeye yönelik sistematik bir kampanya başlatıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">2 Temmuz 2014'te, Ramazan'ın dördüncü gününde, üç Yahudi yerleşimci, sabah namazına giderken 16 yaşındaki Muhammed Ebu Hudayr'ı kaçırdı. Onu Deyr Yasin ormanlarına götürdüler; bedenini benzinle ıslattılar, benzini içmeye zorladılar ve ardından canlı canlı ateşe verdiler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Batı Şeria patlamadan önce Ebu Halid, işgalci devlete kırk roketle karşılık verilmesi emrini verdi. 8 Temmuz'da işgalci, "Koruyucu Hat" operasyonunu ilan etti; Kassam Tugayları ise buna "Yenmiş Ot" operasyonuyla karşılık verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Muhammed Dayf, "deniz kurbağaları" birliğine nitelikli bir operasyon emri verdi. Seçkin savaşçılardan oluşan bir grup deniz yoluyla sızarak "Zikim" askerî üssünün sahiline ulaştı ve kontrolü ele geçirdi. Saldırı topçu ateşiyle desteklendi. Operasyon "İsrail" ordusunda büyük bir şok etkisi yarattı; "İsrail" kayıplarını gizlerken Kassam, operasyonun ayrıntılarını gösteren görüntüler yayımladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">12 Temmuz'da işgal güçleri Sudaniye sahiline çıkarma yapmaya çalıştı; ancak seçkin "İsrail" birliği önceden hazırlanmış bir pusuya düştü ve geri çekilmek zorunda kaldı. Bu durum, direnişin sahilleri güvence altına alma ve işgal güçlerine karşı kullanma aşamasına geçtiğini gösterdi. Günler sonra Kassam Tugayları büyük sürprizini açıkladı: Üç farklı modelde (keşif, bomba bırakma ve intihar tipi) "Ebabil" insansız hava araçlarından oluşan bir filo tanıttı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"israil", Kassam'ın gücünü yanlış hesapladığını fark etti. "Çimleri biçme" doktrinini (kapasiteleri zayıflatmak için periyodik savaşlar) benimsediğinden beri, Dayf'ın artık kalın gövdeli meşeler ektiğini ve biçme makinelerinin dişlerinin bu meşelere çarparak köreldiğini anladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu turda "israil", Kassam'ın artık sadece Tel Aviv'i hedef almakla kalmadığını, yerli üretim roketlerinin Hayfa'ya, işgalin ekonomik başkentine ulaştığını gördü. Rantisi-160 füzesinin hizmete girmesiyle bu niteliksel sıçrama, Kassam'ı karşılıklı caydırıcılıkta ciddi bir aşamaya taşıdı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">O çalkantılı dönemde Batı Şeria ve 1948 topraklarında bir halk ayaklanmasının emareleri belirdi. Direniş, mazlum halkın haklarının tek koruyucusu olarak öne çıktı. Saldırıdan iki hafta sonra Kassam, daha sert bir biçimde "taş intifadasını" yeniden canlandırmaya hazır olduğunu duyurdu:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Kassam, gençlerimizin eline taş yerine atacakları çeyrek milyon el bombası üretti."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kara harekâtının başlamasıyla işgalci, yeraltındaki saldırı tünellerinden çıkan Kassam birliklerinin arka hatlarını vurmasıyla şaşkına döndü. Bu operasyonlar, asker Şaul Aron'un esir alınmasıyla taçlandı. Dayf, saldırının 23. gününde şöyle dedi: "Artık savaşın dengeleri değişti… Halkımız güvene kavuşmadıkça bu düşman güven içinde olmayacak."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">19 Ağustos 2014'te "İsrail", Mısır arabuluculuğundaki ateşkesi ihlal ederek Şeyh Rıdvan Mahallesi'nde Dallu ailesinin evine beş füze fırlattı ve Genel Komutan Muhammed Dayf'ı hedef aldığını açıkladı. İstihbarat, operasyonun başarılı olduğunu düşündü. Saldırıda Dayf'ın eşi Vedad (27) ve yedi aylık oğlu Ali şehit oldu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ertesi gün Ebu Ubeyde video mesajla çıktı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Başaramadınız ve yalan söylediniz. Siz, Ebu Halid Dayf'a ulaşamayacak kadar acizsiniz… Taştan başlayıp silaha, ardından fedai eylemlerine geçen; liderliği altında Kassam roketleri tüm vatanı kaplayan Ebu Halid."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Konuşmasında Filistinli müzakere heyetine Kahire'den çekilme çağrısı yaptı ve operasyonların tırmandırılacağını ilan etti. Havayolu şirketlerini Ben Gurion Havalimanı'na uçmamaları konusunda uyardı; stadyumlarda toplu etkinlikleri ve Gazze çevresindeki yerleşimcilere evlerine dönmeyi yasakladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İlk kez kuşatma altındaki direniş, işgalci devlete karşı fiilî bir karşı kuşatma uyguluyor gibiydi. Beş gün sonra "İsrail" saldırıları durdurdu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Maskeli sözcü bu kez kalabalık bir meydanda ortaya çıktı ve şöyle dedi:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Gazze'den dünyaya açıkça görüldü ki artık yetim değiliz; yetimler büyüdü ve direnişleri güçlendi."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu savaşta Dayf, yirmi yıllık hazırlığın meyvesini topladı. Yerli roketlerle on binlerce kişi yerinden edildi, altı milyon kişi sığınaklara girdi. "israilin" itirafına göre 66 asker öldü; ekonomi yüz milyonlarca dolar kayba uğradı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">O yıl Kassam, direniş projesinin olgunlaştığını ve belirleyici savaşın uygun anı beklediğini düşündü:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Bunun sondan bir önceki savaş olduğuna ve büyük kurtuluş savaşından önceki zafere inandık."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu tur, direnişin komuta-kontrol sistemini olgunlaştırdı; kapalı bir bölgede yerli üretim ve mühimmat tedarikinin mümkün olduğunu gösterdi. Zırhlılara karşı savunma kabiliyeti de ortaya kondu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">2015'ten sonra Dayf, üretimden sahaya geçti; tugayların yeniden yapılandırılması ve savaş kabiliyetinin eşitlenmesi için merkezi eğitim sistemini geliştirdi. Kendi kurduğu askerî akademide, özel bir programla askerî bilimler eğitimi aldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu yapılandırma, özellikle Gazze Tümeni'nin hareketlerini daha net izleyebilen, uzman keşif ve istihbarat birimlerinin kurulmasını sağladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Silah üretimi, cephede nöbet tutmak kadar tehlikeliydi. İlkel araçlarla, güvenlik önlemleri olmadan çalışmak, ölümle sürekli burun buruna gelmek demekti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">2014'te tanksavar "Şuvaz" bombasının yeni deneme sürümü hizmete girdi. Kassam savaşçısı Basim el-Ağa, Merkava tankının karşısında yeni nesil bombanın etkisini test etmek için kendini feda etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">2002'den 2022'ye kadar Kassam'ın üretim birimlerinde 250 işçi şehit oldu. Dayf, ailelerine düzenli maaş bağladı ve onları bizzat ziyaret etti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf, direniş ile halk arasındaki bağı güçlendirmeye büyük önem verdi. Yaralıların tedavisiyle, gençlerin evlendirilmesiyle yakından ilgilendi hem askerî hem toplumsal bir liderdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Kassam komutanlarından Ebu Samir bu durumu şöyle anlatıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Ebu Halid, biz tabur veya birim komutanlarına aylık 300 ile 1000 dolar arasında bir bütçe verir ve bizden, doğrudan yanımızda çalışan gençlerin ve halkın ihtiyaçlarını gözetmemizi isterdi. Şehit ailelerine ödemelerin banka havalesiyle değil, bizzat elden yapılmasını şart koşardı. Bu, ailelerin hatırını sormak ve ihtiyaçlarını yerinde tespit etmek içindi."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Komutan Dayf, adamlarının toplumun kalbinde özel bir yere sahip olmasına büyük önem verirdi. İşgalcinin politikaları, direniş ile halk desteği arasındaki bağı koparmaya yönelik olsa da Dayf'ın bu ilgisi yalnızca askerî amaçlarla (tugayların toplumdaki yerini sağlamlaştırmak için) sınırlı değildi; aksine silahlı mücadele projesine hizmet eden herkese karşı bir vefa borcu niteliğindeydi. Kassam Tugayları İnsan Kaynakları Sorumlusu şu yorumu yapıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Komutan, yaralıların tedavi süreçlerine ve gençlerin evlendirilmesine çok büyük önem verirdi. Ebu Halid, askerî komutanlığının yanı sıra sosyal ve eğitimci yönü güçlü bir liderdi."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Öte yandan, bir Kassam üyesinin işgalciyle (israil) iş birliği yaptığı ortaya çıktığında bile Dayf, o kişinin ailesine bakılmaya devam edilmesini sağlardı. Ebu Samir bu konuda bir örneği şöyle aktarıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Bir keresinde, askerî üretim biriminde çalışan birinin düşmanla bağlantısı olduğu ve üretim süreci hakkında bilgi sızdırdığı tespit edildi. Yargılandı, suçlu bulundu ve idamı beklemek üzere hapse atıldı. Ancak Ebu Halid, 'ailesinin bu ihanette bir suçu yok' diyerek onlara ödenen maaşı kesmedi."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ebu Samir başka bir hadiseyi ise şöyle anlatıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"İç güvenlik birimi, bir polis memurunun düşmanla iletişim kurduğunu belirledi. Soruşturma sonucunda mahkeme, işten çıkarılmasına karar verdi. O sırada Ebu Halid beni aradı ve Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı ile aramın nasıl olduğunu sordu. İyi olduğunu söyleyince şöyle dedi: 'Senden rica ediyorum; vaktiyle biz aranırken (firari iken) bize evini açan bir kardeşimiz hakkında bakanla konuş. Arkadaşlar onun düşmanla temasını saptayıp görevden uzaklaştırmışlar. Ancak onu gelirsiz bırakmak istemiyorum. Bakanla görüşüp, çocuklarının geçimini sağlayabilmesi için adını sosyal yardım listesine ekletmesini iste.'"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Sessizlik yılları… Silahın yeniden inşası</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Savaş, politikanın başka araçlarla devamıdır." (Prusyalı askerî teorisyen Carl von Clausewitz)</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">2014'teki moral üstünlüğe rağmen, savaş ve 2013'ten sonra Mısır tarafındaki tünellerin kapatılması, silahlanma üzerinde yıkıcı bir etki bıraktı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Askerî konsey üyesi Bilal o dönemi şöyle anlatıyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Bu süreçte, yeterli silah olmadığı için Kassam'da askere alım durduruldu. Bu neredeyse 2014'ten sonraydı. Toplandık ve bir envanter çıkardık; her bir grubun (4–6 kişi) elinde yalnızca bir ya da iki silah olduğunu gördük… Oysa Kassam'a katılmak için başvuranların sayısı her yıl 2000–3000 gençten az değildi."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">2014'ten sonra Dayf'ın karşı karşıya kaldığı acı gerçek buydu. Direniş ayakta kalmayı ve caydırıcılığı dayatmayı başarmıştı; ancak Mısır sınırındaki tünellerin yıkılmasının ardından savaştan neredeyse "silahsız" çıkmıştı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İşte burada "sabırlı adam", en tehlikeli stratejik kararını aldı: Kendi içine dönmek. İthalat kapıları kapanmışsa, fabrikalar ve yerli üretim hatları açılmalıydı. Nitekim bu, imalat kanadındaki bir lider olan İyad'a itiraf ettiği hataydı: "Mühimmat üretim hattını durdurmakla büyük bir hata yaptık."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf, 2015'ten 2020'ye kadar olan yılları, arkadaşlarının "iç üretim devrimi" dediği sürece adadı. Gazze, durmaksızın çalışan bir atölyeye dönüştü. Mermi üretim hatları yeniden faaliyete geçirildi; roketler için katı yakıt geliştirildi. 2014'te ortaya çıkan "Ebabil" İHA'larının üretimi yoğunlaştırılarak Zevari ve Şihab gibi daha yeni ve daha tehlikeli nesillere geçildi. Kassam'daki insan kaynakları sorumlusu şunları söylüyor:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Yetenekli gençler konusuna özel önem verirdi. Bazılarını ziyaret edip çalışmaya kazandırmamızı isterdi; diğerlerini ise burslarla yurt dışına gönderirdi. Bu dosyayı ulusal bir proje olarak görürdü; bu yüzden İnsan Kaynakları Dairesi'ni kurduk."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu yıllarda Dayf, uçakların gözünden uzak, yerin altında bir ordu inşa ediyordu; stratejik sabrını sınayan bir süreçti. İki yılda bir "çim biçmekle" meşgul olan "israil"in, kendisinin durdurulamayacak meşeler diktiğini anlamadığını düşünüyordu. An, 2021'de geldi. Olaylar Gazze'de değil, Kudüs'teydi: Şeyh Cerrah meselesi ve Mescid-i Aksa baskınları.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf, yirmi yıldır süren angajman kurallarını ilk kez değiştirmeye karar verdi. Gazze artık yalnızca kendini savunmayacak, Kudüs'ün "kılıcı" olacaktı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Gölge, sesiyle nadir bir kayıtta ortaya çıktı ve şu uyarıyı yaptı:</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Eğer düşman, Şeyh Cerrah'taki halkımıza yönelik saldırılarını durdurmazsa, biz de eli kolu bağlı durmayacağız; düşman ağır bir bedel ödeyecek."</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">İşgalci buna inanmadı; boş bir tehdit saydı. Süre dolduğunda Dayf emri verdi. Roketler yalnızca Gazze çevresine değil, Kudüs'e ve Tel Aviv'e doğru fırlatıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Gazze'deki direniş roketlerinin; Batı Şeria, Kudüs, sahil kentleri, Celile ve Üçgen bölgesindeki gösteriler, yürüyüşler ve sivil itaatsizlikle buluştuğu Kudüs'ün Kılıcı Savaşı, son prova oldu. Bu savaş, Dayf'ın sessizlik içinde inşa ettiği roket gücünün boyutunu dünyaya gösterdi. Batı Şeria, Kudüs ve Yeşil Hat bölgelerindeki gösterilerde Filistinlilerin attığı "Kılıç kılıca karşı, biz Muhammed Dayf'ın adamlarıyız" sloganları, Filistin'in işgalciye karşı silahlı mücadele seçeneği etrafında birleşmesinin mümkün olduğunu müjdeledi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Daha da önemlisi, bu; direnişin, Dayf'ın emriyle Gazze sınırlarının ötesindeki bir sembolü savunmak için ilk kez savaşı başlattığı andı. Dayf, tepki aşamasını geride bırakıp stratejik eylem aşamasına geçtiğini kanıtladı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Tufan</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Kudüs'ün Kılıcı"ndan sonra Dayf yeniden gölgelerin arasına çekildi. İşgalci, caydırıcılığın sağlandığını ve "çim biçme makinesinin" bir kez daha işe yaradığını sandı. Ancak Dayf başka bir şey görüyordu: Provanın başarıyla geçtiğini… Asıl gösteri için doğru anı kolluyordu. Bölgesel koşullar ona bekleme fırsatı tanımadı; fırsat adeta zorla dayatıldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Kudüs'ün Kılıcı"ndan sonraki iki yıl boyunca, Filistin Yönetimi'nin öncülük ettiği ulusal proje fiilen sona ermişti. Arap başkentleri, Filistin meselesini aşarak doğrudan normalleşme anlaşmalarına yönelmişti. Filistin devleti fikri, hayaller rafından unutulmuş dosyalar çekmecesine kaldırılmıştı. O dönemde dünya, Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşüyle birlikte Arap ve İslam dünyasının ağırlık merkezlerinin normalleşme anlaşmalarına katılarak işgal devletini tanımasını bekliyordu. Böylece Filistin meselesi yerel bir soruna indirgenecek; "israil" bunu ya zorunlu göçle ya da tam işgalle dilediği gibi yönetecekti. Bu yüzden Dayf ve arkadaşlarının, çok geç olmadan harekete geçmesi gerekiyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bölge, Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşüyle, "İsrail" ölçülerine göre yeni bir düzene doğru sürükleniyordu. Trump, İran nüfuzuyla kesin bir hesaplaşmayı tercih ediyor; bölgeyi ülkeleri baskı altına alıp "israilin" vesayetine sokarak sakinleştirmeyi, ardından da Çin'le olan kader belirleyici mücadelesine odaklanmayı hedefliyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf, askerî gerçekçiliğiyle çatışmanın artık kaçınılmaz olduğunu gördü. Siyasi bir fırtınanın bölgenin haritasını değiştireceği bu süreçte, projenin ayakta kalmasını sağlayacak bir formül bulması gerekiyordu. 1967 sınırlarında Filistin devletine dair taahhütleri koparmayı makul bir çıkış yolu olarak gördü; bunu "israile" kabul ettirmenin ise yılların hazırlığı ve müttefiklerle koordinasyonun meyvesini toplayacak nitelikli bir askerî operasyonla mümkün olacağına inandı. O anda silah, bir umutsuzluk eylemi değil; siyasi sahneyi yeniden çizmeye yönelik rasyonel bir girişimdi. Otuz yıllık müzakere ve vaatlerin başaramadığını, silah gücüyle mümkün kılmak ve normalleşme kumlarının bölgeyi yutmaya başladığı bir dönemde davanın geleceği için sağlam bir zemin oluşturmak amaçlanıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Başlangıçta Tufan seçimini alıklaştırmaya dönük yorumlayıcı bir çaba gibi görünen bu sonuç, işgal güçlerinin Yahya Sinvar'a ait eşyalardan elde ettikleri belgeleri yayımlamasıyla sabit bir gerçek hâline geldi. Belgelerde, planın amacının "askıya alınmış hukuku harekete geçirmek", yani Filistin devletinin kurulmasını sağlamak olduğu belirtiliyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Dayf, Tufan kararını ancak Ben Gurion'un güvenlik doktrinini, otuz yıl boyunca süren mücadele ve hazırlıkta tüm imkânları seferber ederek adım adım, ilmek ilmek çözdükten sonra aldı; ardından bu uzun soluklu ve kademeli çözülmeyi son, büyük bir operasyonla yoğunlaştırdı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">7 Ekim 2023 Cumartesi sabahı, Gazze çevresindeki yerleşimciler derin uykudayken, otuz yıldır süren sessizliğin bariyeri kırıldı. Bu sıradan bir patlama sesi değildi; binlerce roketin aynı anda fırlatılmasıyla eş zamanlı yayımlanan bir ses kaydında, gölgenin kendisi dünyaya sesleniyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Artık buna bir son vermeye karar verdik," diyordu Dayf.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Bütün Arap ve İslam güçlerinin bu işgali süpürmek için birleşme vakti geldi… Bugün, kimin elinde silah varsa onu çıkarsın; vakti gelmiştir. Silahı olmayan, satırını, baltasını alsın…"</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu, şifreydi. O anda "Kurbağa Adamlar" (2014'teki Zikim'in 2023 versiyonu) kıyılara çıkarma yapıyor; "İHA'lar" (Ebabil'in 2023 versiyonu) gözetleme kulelerini kör ediyordu. "Hava kuvvetleri" (yamaç paraşütlü savaşçılar) gökyüzünden çiti aşıyor; yerde ve yerin altında ise "Gölge Birimi" yeni "misafirleri" karşılamaya hazırlanıyordu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">O gün, Muhammed Dayf işgal devletinin güvenliğini teminat altına alan kurucu doktrini yerle bir etti. Gündüz vakti Kassam seçkin birliklerinin sınırı aşmasıyla caydırıcılık ilkesi çöktü. Direnişin boyun eğdirildiği vehmi dağıldı. İstihbarat aygıtlarının olup biteni burunlarının dibinde fark edememesiyle erken uyarı ilkesi çöktü; bölge devletlerinin boyun eğdiği istihbarat üstünlüğünün parıltısı söndü. Savaşı dışarıya taşıma ilkesi ise tersine döndü: Gazze çevresindeki yerleşimler birer savaş alanına dönüştü ve "israil", kuruluşundan bu yana ilk kez sınırlarının içinde, cephelerinde değil, içeride savaşmak zorunda kaldı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">"Tufan", bu hikâyenin her bölümünün en görkemli tecellisiydi. Bu, binlerce savaşçıyla kurulan "Haham Tuzağı"ydı. Bu, Yahya Ayyâş ve Cemal ez-Zübde'nin "imalat" ruhunun, ilkel bir bombadan hassas füzeye dönüşmesiydi. Bu, Refah tünellerinin taktik bir geçitten stratejik bir saldırı ağına evrilmesiydi. Bu, 1997 operasyonundaki bilgi yoksunluğunun, çatışma tarihinin en büyük stratejik aldatmacasına dönüşmesiydi. Ve bu, otuz yıl boyunca fırsat kollayan "sabırlı adamın" anıydı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">O gün Muhammed Dayf, işgalin peşinde koştuğu bir hayaletten, tüm bir devletin peşine düştüğü bir kâbusa dönüştü. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz</category>
      <guid>https://batmanrehbergazetesi.com/muhammed-ed-dayf-filistin-direnisinin-efsanevi-komutani</guid>
      <pubDate>Fri, 23 Jan 2026 13:32:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmanrehbergazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/batmanrehbergazetesi-com/uploads/2026/01/muhammed-ed-dayf-filistin-direnisinin-efsanevi-komutani.jpg" type="image/jpeg" length="44326"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kassam’ın medya lideri ve ümmetin gür sesi: Ebu Ubeyde]]></title>
      <link>https://batmanrehbergazetesi.com/kassamin-medya-lideri-ve-ummetin-gur-sesi-ebu-ubeyde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://batmanrehbergazetesi.com/kassamin-medya-lideri-ve-ummetin-gur-sesi-ebu-ubeyde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güçlü sesi ve samimi sözleriyle milyonlara ilham verdi. Direnişin sevenleri, dünyanın dört bir yanında onun konuşmalarını ve mesajlarını dinlemek için sabırsızlandı. Filistin’in nabzı onun sesinde attı; Filistin halkına ve ümmete umut ve nur; siyonist düşmana ve gaspçı sürülerine ise ateş ve korku taşıdı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Yıllar boyunca kırmızı kefiyesiyle direnişin mesajını aktardı; meşhur operasyonların müjdelerini verdi, esirlere beklenen özgürlüğün müjdesini Allah’ın izniyle gerçekleşecek bir vaat olarak sundu. Sahadaki gelişmeleri dünyaya duyurdu; düşman liderlerinin ve askerlerinin suçlarını ifşa etti; Arap ve İslam ümmeti adına gerekeni ortaya koydu… O, büyük komutan şehit Huzeyfe Semir Abdullah el-Kahlut “Ebu İbrahim”dir;</span></span></p>

<p><span><span>HAMAS'ın askeri kanadı İzzeddin El Kassam Tugayları, yakın zamanda şehadetini duyurdukları Tugayların Sözcüsü Ebu Ubeyde'nin özel biyografisini paylaştı. Kassam'ın resmi sitesinde paylaşılan Ebu Ubeyde biyografisi şöyle:</span></span></p>

<p><span><span>Kassam Tugayları’nın sözcüsü, künyesi “Ebu Ubeyde” olan, ümmetin gür sesi, sözün ve duruşun adamı, Filistin’in, Kudüs’ün, halkının ve direnişçilerinin nabzıdır. Bu yiğit, en çetin şartlarda dahi halkından kopmadı; onlara savaşın kalbinden seslendi, müjdeledi, sabır telkin etti ve teselli verdi. Çoğu zaman düşman kamuoyu, kendi halkından önce onu bekledi; ondan doğru sözü ve sarsılmaz haberi duymak için.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Kur’ânî bir yetişme</strong></span></span></p>

<p><span><span>Şehit komutan, 11 Şubat 1985 tarihinde Suudi Arabistan'da, kökleri 1948 savaşı sırasında siyonist düşman tarafından halkı sürgün edilen Na‘liyâ köyüne dayanan, muhafazakâr ve dindar bir Filistinli ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesi, Suudi Arabistan’dan dönüşlerinin ardından Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cebaliya Mülteci Kampı’na yerleşti.</span></span></p>

<p><span><span>Küçük yaşlarından itibaren zekâsı ve aklıyla tanındı; daha çocuk denecek yaşta Kur’ân-ı Kerîm’i hıfzetmeyi başardı. Anne ve babası, diğer kardeşleriyle birlikte onu din sevgisi ve Allah yolunda cihat bilinci üzere yetiştirdi.</span></span></p>

<p><span><span>Huzeyfe, eğitiminin ilk safhalarında üstün başarı gösterdi; lise diplomasında pekiyi (üstün başarı) derecesi aldı. Bu başarı onu fen ve bilim fakültelerine yönelmeye ehil kılmasına rağmen, o şer‘î ilimleri tercih etti; Gazze İslami Üniversitesi Şeriat Fakültesi’ne kaydoldu ve buradan dereceyle mezun oldu.</span></span></p>

<p><span><span>Lisansla yetinmeyerek eğitimine devam etti; Gazze İslami Üniversitesi Usûlüddin Fakültesi’nden yüksek lisans derecesi aldı. Yüksek lisans tezinin başlığı “Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’da Mukaddes Topraklar” idi. Ardından Filistin dışındaki birçok üniversitede doktora programına başvurdu; ancak yürüttüğü görevler ve Gazze’ye uygulanan kuşatma, doktora eğitimini sürdürmesine engel oldu.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Özgün bir kişilik</strong></span></span></p>

<p><span><span>Şehit komutanımız, anne ve babasına son derece bağlı, akrabalık bağlarını gözeten biriydi. 2005 yılında evlendi ve imanlı, ilkeli bir aile kurdu. Eşini ve çocuklarını sevdi, onlarla yakından ilgilendi; güzel bir terbiye vermeye özen gösterdi. Öyle ki çocuklarının çoğu Kur’ân-ı Kerîm’i hıfzetti.</span></span></p>

<p><span><span>Kişiliği seçkin ve özgün vasıflarla temayüz etmişti. Rabbânî ve Kur’ânî bir şahsiyet olarak tanınırdı; din ve ahlak sahibi, Allah’ın kendisine lütfettiği hikmet ve basiretle donanmıştı; sanki Allah’ın nuruyla görünür gibiydi.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span>Kendisiyle muhatap olan ve onu yakından tanıyan herkes, onun tevazu sahibi, zarif, hayâlı, edep ve güzel ahlak sahibi olduğuna şahitlik etti. Aynı zamanda hoşgörülü, vefalı ve kardeşlerine karşı şefkatliydi; duygularında samimi, komşularının, sevdiklerinin ve dostlarının dertlerini yüreğinde taşıyan biriydi. Ciddiyeti ve omuzlarındaki ağır sorumluluklara rağmen güler yüzlü ve nüktedan oluşuyla da tanınırdı. Bütün bunlara, görünümünün güzelliği ve duruşunun heybeti de eklenirdi.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Bir lider ve bir eğitimci</strong></span></span></p>

<p><span><span>Şehit Huzeyfe, küçük yaşlarından itibaren Arap dilinde temayüz etmiş; belâgati ve fasih konuşmasıyla öne çıkmıştır. Şiiri ve edebî eserleri severdi; buna Kur’ân-ı Kerîm tilavetindeki ve İslami ezgilerdeki güzel sesi de eşlik ederdi.</span></span></p>

<p><span><span>O, bir şeyh, davetçi ve eğitici olduğu kadar; aynı zamanda sahada kardeşleriyle omuz omuza bir mücahitti. Cihat saflarının önünde yer almaya, sınır ve cephelerde nöbet tutulan ribat gecelerini kaçırmamaya büyük özen gösterirdi. İslami ve Filistinli kimliğiyle iftihar eder; Mescid-i Aksa ve İsra-Miraç meselesini bir inanç ve akide davası olarak görürdü. Bunun yanı sıra, halkların ve milletlerin tecrübeleri, zulme karşı ayaklanmaları ve işgalden kurtuluş mücadeleleri dâhil olmak üzere pek çok alanda okuyan, kültürlü bir kişiliğe sahipti.</span></span></p>

<p><span><span><strong>HAMAS ve Kassam saflarında</strong></span></span></p>

<p><span><span>Şehit komutanımız, gençlik yıllarının ilk dönemlerinden itibaren HAMAS Hareketi saflarına katıldı. Bu süreç, Aksa İntifadası’nın patlak vermesiyle eş zamanlıydı. Mescitte yetişti; ardından onlarca genci kendi eliyle yetiştirdi. Onlara sağlam bir akide, doğru metot, din, vatan ve Allah yolunda cihat sevgisini aşıladı. Sahip olduğu nitelikler, onu HAMAS Hareketi bünyesinde birçok cihadi, teşkilati, güvenlik ve davet görevini üstlenmeye ehil kıldı; bu görevlerde kademe kademe yükselerek hareketin ve Kassam Tugayları’nın ön saflarına yakın bir konuma geldi.</span></span></p>

<p><span><span>Kısa süre sonra Kassam saflarına katıldı ve liyakatini ispat ederek birçok cihadi görevde ilerledi; saha komutanı oldu. Pek çok sahadaki faaliyete ve muharebe uzmanlığına katıldı; Gazze Şeridi’nin kuzeyine yönelik siyonist kara sızmalarına karşı koyma faaliyetlerinde yer aldı. Ayrıca Kuzey Gazze Tugayı’nda topçu birliğinde aktif bir mücahit olarak görev yaptı; işgal güçlerinin mevzilerinin bombalanmasına katıldı. Bunun yanı sıra, bazı fedai (İstişhadi) eylemcilerin son anlarında onlara eşlik etti.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Ebu Ubeyde kimliği…</strong></span></span></p>

<p><span><span>2004 yılında Ebu İbrahim, henüz kuruluş aşamasında olan askerî medya yapılanmasına katıldı ve Kassam Tugayları’nın sözcüsü oldu. İlk kez Ekim 2004’te “Öfke Günleri” Savaşı sırasında Cebaliya Mülteci Kampı’nda kamuoyunun karşısına çıktı.</span></span></p>

<p><span><span>Yirmi yıl boyunca ve şehadet anına kadar “Ebu İbrahim”, Kassam’ın sözcüsü olarak görevini sürdürdü. Bu süreçte, başta şehit komutanlar Ebu Muhammed el-Ca‘beri ve Mervan İsa olmak üzere birçok kurucu liderle doğrudan temas hâlinde oldu. Ümmetin büyük şehidi Muhammed el-Dayf (Ebu Halid) nezdinde yakınlığı ve itibarı vardı. Cihat ve direniş yolunda kendisine eşlik eden yüzlerce mücahit, komutan ve şehitle birlikte çalıştı. Yirmi yıl boyunca güçlü duruşu ve samimi sözleriyle hür insanlar için bir simge, işgal içinse bir kâbus hâline geldi.</span></span></p>

<p><span><span>Medya alanındaki çalışmalarında kademeli olarak ilerledi; başlangıçta askerî bildirilerin kaleme alınması, şehit ve operasyon istatistiklerinin hazırlanması gibi alanlarda uzmanlaştı. Dost ve düşmana yönelik psikolojik operasyonları yönetti; ardından askerî medya komutan yardımcılığı görevine yükseldi.</span></span></p>

<p><span><span>2017 yılında, şehadetine kadar sürdürdüğü askerî medya dairesi komutanlığını üstlendi. Bu dönemde Kassam’ın medya yapılanmasının güçlenmesinde belirgin izler bıraktı. Kardeşleriyle birlikte askerî medya dairesini büyük bir yetkinlik ve dirayetle yönetti; askerî yapının tüm kademelerinde medyanın rolü ve önemi konusunda bilinç, iman, aidiyet ve ikna duygusunu yerleştirmek için çalıştı. Bu yaklaşım, Kassam medyasının performansına yansıdı ve işgale karşı yapılan tüm savaşlarda sahada somut karşılık buldu. Son olarak Aksa Tufanı Savaşı’nda askerî medya unsurlarının sergilediği seçkin performansta, şehit komutanımız ön safta bir asker, bir komutan ve bir sözcü olarak yer aldı.</span></span></p>

<p><span><span>Farklı iç ve dış muhataplarla etkili iletişim kurmaya yönelik sağlam bir medya stratejisi çizdi; çeşitli medya araçlarını güçlendirdi ve sonuçları farklı vesilelerle ortaya çıkan planlar hazırladı. Bu sonuçların son örneği, Aksa Tufanı sürecinde Kassam’ın sergilediği güçlü ve etkili medya varlığı oldu.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Devrimin hatibi ve direnişin sözcüsü </strong></span></span></p>

<p><span><span>Şehit komutan, kırmızı kefiyeli maskeli kişiliğiyle; Filistin direnişinin ve devriminin hâlini, halkını ve toprağını savunma konusundaki kutsal hakkını kökleştiren özgün bir sembol inşa etti. Bu kefiye ve Kassam bandanajıyla yaptığı her konuşma; İmad Akl, Yahya Ayyâş ve benzeri şehit mücahit komutanların yolunun bir devamı, onların kutsal cihad çizgisinin sürdürülüşü. Filistin kimliğine, kültürel ve tarihî mirasına duyulan derin bir gururun ifadesi oldu.</span></span></p>

<p><span><span>Hitaplarını özgün ve dengeli bir dille kaleme almayı başardı; liderliğin yönlendirmeleri, çerçeveleri ve fikirleri üzerine akıllıca bina etti. Bu sayede sözleri, Filistin halkımızın bulunduğu her yerde büyük kabul ve ilgi gördü; Arap ve İslam ümmetinden samimi destekçilerin ve dünyanın özgür insanlarının takdirini kazandı. Dili; izzet ve onur yoluna ışık ve rehber olurken, düşmanları ve münafıkları öfkelendiren bir ateş oldu.</span></span></p>

<p><span><span>“Ebu Ubeyde”nin hitabı; İslami akide temellerine, dinî, tarihî, insani ve hukuki esaslara dayanıyordu. Filistin topraklarındaki siyonistlerle çatışmanın özünü ele aldı; onların bozgunculuğunu ve suçlarını açığa çıkardı. Filistin halkının hakkı pahasına bu gasıp varlığı destekleyen ve onun cesur direnişini kriminalize eden büyük dünya devletlerinin iş birliğini deşifre etti.</span></span></p>

<p><span><span>Hitapları, Filistin saflarının birliğini sürekli vurgulamasıyla temayüz etti; direniş hareketlerinin tüm bileşenlerini ve halkımızın farklı kesim ve yönelimlerini bir araya getirdi. Ulusal sabiteleri ve temel meseleleri -başta Kudüs ve esirler olmak üzere- güçlendirdi.</span></span></p>

<p><span><span>Askerî sözcü, her konuşmasında Filistin mücahitlerinin farklı alanlardaki önemli duraklarını kayıt altına aldı. Sözleri güven ve sebat taşıdı; gür sesi Filistin halkının şanlı geçmişi ve direnişin kahramanlıklarıyla özdeşleşti. Ustalıkla icrasıyla direnişin gücünü ve coşkusunu ortaya koydu; siyonist düşmanın zilletini, kırılganlığını ve yenilgisini ifşa etti; sık sık onların iç kamuoyuna ve ordusuna korku saldı.</span></span></p>

<p><span><span>Hitabı; sabreden, hesabını Allah’a havale eden Filistin halkına duyulan sevgi, şefkat ve vefa duygularıyla yoğruldu. Daima kalplere umut aşıladı; takdir ve destek sundu. Bu yüzden sözleri, halkın güvenini ve derin saygısını kazandı; gür sesi mazlumlar için bir umut kaynağı oldu.</span></span></p>

<p><span><span>Siyonist düşmanın yalanları karşısında, “Ebu Ubeyde”nin hitabı inkâr edilemez bir referans hâline geldi. Düşman medyası dahi onu en güvenilir kaynak olarak aktardı; böylece siyonist liderlerin anlatılarını yalanladı. Filistin direnişinin anlatısı, düşman kamuoyunun bilincinde güçlendi; onların kitlesi gerçekleri belgelemek ve haberlerin doğruluğunu teyit etmek için Kassam’ın açıklamalarını bekler oldu. Hatta düşman kamuoyu, sığınaklardan çıkma adımlarını belirlemede ve savaşın seyrini anlamada çoğu kez onun talimatlarına dayandı.</span></span></p>

<p><span><span>Suikast girişimleri</span></span></p>

<p><span><span>Komutan, halkın diğer tüm liderleri ve direnişçileri gibi, yıllar boyunca işgalin ve onun ajanlarının takibi, kovuşturması ve doğrudan hedef alınmasının acılarını ailesiyle birlikte yaşadı. Ancak bu durum, cihadın her safhasındaki temel ve belirleyici rolünden onu alıkoymadı. Ailesi, izzet ve onur yolunda yüzlerce şehit, yaralı ve esir verdi.</span></span></p>

<p><span><span>Halkıyla birlikte acıyı, ıstırabı, göçü ve açlığı yaşadı; halkımızın diğer mücahitleri ve komutanları gibi. Bu ortak kader, onu insanların kalplerine daha da yaklaştırdı; yaralı yüreklerde daha büyük bir kabul görmesine vesile oldu.</span></span></p>

<p><span><span>Aksa Tufanı Savaşı sırasında kendisine yönelik birçok suikast girişimine maruz kaldı; Allah’ın korumasıyla bunlardan kurtuldu. Bu girişimler, cihadi görevini sürdürmesinden onu vazgeçirmedi. Aksine, savaş meydanının içinden direnişin sesini duyurmak, halkına ve ümmetinin kitlelerine hitap etmek için periyodik konuşmalarla görünmeye ısrar etti.</span></span></p>

<p><span><span><strong>Komutanın vedası</strong></span></span></p>

<p><span><span>Şehit komutan, düşmanları öfkelendirip müminlerin gönüllerini ferahlatan yirmi yılın ardından atından indi (şehit oldu); Rabbine en güzel hâl üzere kavuştu. Allah’la doğruluğun bundan daha açık bir nişanı var mıdır ki, Allah onun zikrini âlemlerde yüceltmiş, yeryüzünde kendisine kabul ve muhabbet vermiştir.</span></span></p>

<p><span><span>Kassam’ın askerî medya sistemini büyük bir dirayet ve yetkinlikle yönetmiş olarak aramızdan ayrıldı. Kardeşleriyle birlikte, dostun da düşmanın da şahit olduğu onurlu bir çalışmayı tarihe kaydetti; Aksa Tufanı’nın gelişmelerini en parlak suretiyle dünyaya aktardı. Gazze mücahitlerinin dünyayı hayrete düşüren, düşmanları kahreden kahramanlıklarını duyurdu.</span></span></p>

<p><span><span>Şehit komutanı Huzeyfe el-Kahlut, 30 Ağustos 2025 tarihinde; eşi ve çocukları Liyân, Minnetullah ve Yeman ile birlikte, alçakça bir suikast sonucu şehadete yükseldi. Büyük başarılarla dolu cihadi bir serüvenin ardından; halkımızın zihinlerinde ve gelecek nesillerinde cihad ve direniş tercihinin doğruluğuna, işgalin geçici olduğuna ve zaferin -Allah’ın izni ve hak vaadiyle -bizim müttefikimiz olduğuna dair sarsılmaz bir bilinç ve gerçek bıraktı.</span></span></p>

<p><span><span>Dünyadan ayrılırken ardında büyük bir medya mirası, sağlam bir yapı ve kurumsallığa dayanan; bünyesinde yüzlerce samimi medya mücahidini barındıran maharetli bir çalışma sistemi bıraktı. Bu yapıda liderler, Allah’ın izniyle liderlerin yerini alır. Sana selam olsun, ve sözümüzdür: Yolunu Sürdüreceğiz. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz</category>
      <guid>https://batmanrehbergazetesi.com/kassamin-medya-lideri-ve-ummetin-gur-sesi-ebu-ubeyde</guid>
      <pubDate>Thu, 08 Jan 2026 12:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmanrehbergazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/batmanrehbergazetesi-com/uploads/2026/01/kassamin-medya-lideri-ve-ummetin-gur-sesi-ebu-ubeyde.jpg" type="image/jpeg" length="13627"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye'nin deniz stratejisi: Denizlerde kime karşı konuşlanıyor?]]></title>
      <link>https://batmanrehbergazetesi.com/turkiyenin-deniz-stratejisi-denizlerde-kime-karsi-konuslaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://batmanrehbergazetesi.com/turkiyenin-deniz-stratejisi-denizlerde-kime-karsi-konuslaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara'nın son yıllarda hızla büyüttüğü deniz gücü, sadece savunma refleksinin ürünü değil; enerji, jeopolitik kuşatma ve bölgesel güç mücadelesinin dayattığı stratejik bir zorunluluk. Türkiye artık karada değil, denizde sınanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Türkiye için denizler uzun yıllar boyunca doğal bir sınırdan ibaretti. Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde güvenlik anlayışı kara merkezli şekillenirken, donanma ikincil bir rol üstlendi. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu yaklaşım, hem Osmanlı'nın son dönemindeki deniz yenilgilerinin bıraktığı travmadan hem de NATO şemsiyesi altında sağlanan güvenlik konforundan beslendi. Ancak bu denge, 21. yüzyılla birlikte hızla değişti.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Doğu Akdeniz'de keşfedilen hidrokarbon rezervleri</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Doğu Akdeniz'de keşfedilen hidrokarbon rezervleri, Ege'de kronikleşen egemenlik tartışmaları ve Karadeniz'in yeniden büyük güç rekabetine sahne olması, Türkiye'yi deniz merkezli düşünmeye zorladı. </span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu noktada "Mavi Vatan" kavramı, bir slogan olmaktan çıkıp stratejik çerçeveye dönüştü. Ankara'nın yaklaşımı, denizleri artık savunulacak bir arka bahçe değil, doğrudan ulusal güvenliğin ön cephesi olarak tanımlıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, Türkiye'nin deniz gücünün önemini fark ettiği kırılma anıydı. Ancak asıl dönüşüm, son on yılda yaşandı. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>TCG Anadolu'nun hizmete girmesi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Yerli savunma sanayiinin güçlenmesiyle birlikte deniz kuvvetleri, sadece bölgesel değil, uzak denizlerde de varlık gösterebilecek bir yapıya evrildi. TCG Anadolu'nun hizmete girmesi, bu zihinsel dönüşümün sembolik değil, operasyonel bir eşik olduğunu ortaya koydu.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ankara'nın deniz stratejisi üç ana hatta şekilleniyor. Birincisi, Karadeniz'de denge politikası. Türkiye burada hem Montrö rejiminin bekçisi hem de NATO–Rusya geriliminin denge unsuru olarak hareket ediyor. İkincisi, Doğu Akdeniz ve Ege. Bu hat, Türkiye'nin en kırılgan ama aynı zamanda en iddialı olduğu alan. Yunanistan merkezli deniz kuşatması algısı, Ankara'yı daha sert ve caydırıcı bir deniz duruşuna itiyor. Üçüncü hat ise Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Hint Okyanusu'na uzanan uzak deniz vizyonu. Somali'deki askeri varlık ve deniz görev grupları, Türkiye'nin artık sadece yakın çevresini değil, ticaret yollarını da korumayı hedeflediğini gösteriyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif"><strong>Ankara'nın hareket serbestisi</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Ancak bu genişleme iddiasının ciddi sınırları bulunuyor. Coğrafya, Türkiye'nin en büyük handikapı. Ege'deki ada dizilimi, donanmanın manevra alanını daraltırken, Akdeniz'de oluşan çok taraflı ittifaklar Ankara'nın hareket serbestisini sınırlıyor. Ayrıca ekonomik baskılar, uzun vadeli deniz projelerinin sürdürülebilirliğini zorlayan temel faktörlerden biri olmaya devam ediyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Buna rağmen Türkiye'nin yönelimi net: Deniz gücü artık bir tercih değil, zorunluluk. Ankara, denizlerde geri çekilmenin sadece enerji kaybı değil, jeopolitik kuşatmayı kabullenmek anlamına geldiğinin farkında. Bu nedenle deniz kuvvetlerine yapılan yatırımlar, kısa vadeli askeri kazanımlardan ziyade, uzun soluklu bir stratejik hayatta kalma planının parçası olarak okunmalı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Sonuç olarak Türkiye, "denize açılan bir kara devleti" olmaktan çıkıp, denizi kimliğinin parçası haline getirmeye çalışıyor. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Aptos,sans-serif">Bu süreç tamamlandığında Ankara'nın karşısında tek soru kalacak: Mavi Vatan, korunacak bir alan mı olacak, yoksa Türkiye'nin yeni güç projeksiyonunun ana sahnesi mi? <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p>
</p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz</category>
      <guid>https://batmanrehbergazetesi.com/turkiyenin-deniz-stratejisi-denizlerde-kime-karsi-konuslaniyor</guid>
      <pubDate>Sat, 03 Jan 2026 08:36:17 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmanrehbergazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/batmanrehbergazetesi-com/uploads/2026/01/turkiyenin-deniz-stratejisi-denizlerde-kime-karsi-konuslaniyor.jpg" type="image/jpeg" length="92232"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aksa Tufanı neden "rutin tatbikat" sanıldı?]]></title>
      <link>https://batmanrehbergazetesi.com/aksa-tufani-neden-rutin-tatbikat-sanildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://batmanrehbergazetesi.com/aksa-tufani-neden-rutin-tatbikat-sanildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aksa Tufanı'ndan saatler önce Gazze üzerindeki hareketliliği izleyen işgal ordusu hava kuvvetleri subayının tanıklığı, siyonist rejimin istihbarat ve karar alma mekanizmalarındaki çöküşü gözler önüne serdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span>Aksa Tufanı Operasyonu'nun başladığı 7 Ekim 2023'ten önceki saatlere ilişkin yeni bir tanıklık, siyonist rejimin nasıl ağır bir istihbarat körlüğü yaşadığını ortaya koydu. </span></span></p>

<p><span><span>İşgal ordusu hava kuvvetlerinde görevli bir subayın ifadesi, Gazze'deki olağandışı hareketliliğin nasıl "rutin faaliyet" olarak yorumlandığını ve alarm mekanizmalarının neden devreye sokulmadığını ayrıntılarıyla ortaya serdi.</span></span></p>

<p><span><span>İşgal basınının aktardığına göre, hava kuvvetlerine bağlı 52'nci birlikten bir subay, 7 Ekim gecesi Gazze semalarında uçan tek insansız hava aracını (Hermes 450) kullanan kişi olduğunu anlattı. Subay, 6 Ekim'de Tayland'dan döndükten sadece saatler sonra Palmachim Üssü'nde gece nöbetine başladığını, başlangıçta her şeyin sıradan bir güvenlik görevi gibi görüldüğünü belirtti.</span></span></p>

<p><span><span>Tanıklığa göre görev saat 02.00'de başladı ve ilk olarak kuzey cephesine odaklandı. Ancak yaklaşık 04.00 sularında, Gazze'de "olağandışı bir durum" olduğu gerekçesiyle güney sahasına yönlendirildi. Buna rağmen elindeki sınırlı görüş açısına sahip kamera nedeniyle sahadaki tabloyu bütünlüklü şekilde değerlendirme imkânı bulunmadı.</span></span></p>

<p><span><span>Subay, operasyondan önceki saatlerde Gazze kentinde HAMAS'a bağlı olduğu değerlendirilen bazı acil durum noktalarında alışılmadık bir hareketlilik gözlemlediğini aktardı. Ekipman taşıyan kişiler, araç hareketleri ve yoğun insan trafiği dikkat çekiciydi. Ancak bu faaliyetler ne sınır hattında ne de doğrudan komuta merkezlerinde gerçekleştiği için, üst kademelerde "alışılmış bir tatbikat" olarak yorumlandı.</span></span></p>

<p><span><span>Elde edilen veriler üst komuta kademelerine ve istihbarat birimlerine iletilmesine rağmen ne askeri istihbarat ne de Şabak bu hareketliliği yakın bir saldırının işareti olarak değerlendirdi. Aksine, bunun HAMAS'ın daha önce de sergilediği "bilinen bir faaliyet modeli" olduğu kanaati benimsendi.</span></span></p>

<p><span><span>Tanıklıkta dikkat çeken bir diğer nokta ise o gece Gazze semalarında yalnızca tek bir siyonist rejim İHA'sının bulunması oldu. Her ne kadar dönemin genelkurmay başkanı Herzi Halevi ikinci bir İHA'nın havalanması talimatını vermiş olsa da bu karar fiilen uygulanmadı. İkinci İHA ancak sabaha karşı, o da Batı Şeria'da görev yapan bir araç üzerinden devreye sokuldu.</span></span></p>

<p><span><span>Saatler ilerledikçe Gazze'deki hareketliliğin azalması, üst düzey komutanlıkta "tatbikat sona erdi" algısını daha da pekiştirdi. Ancak bu değerlendirme, saat 06.29'da Aksa Tufanı'nın başlamasıyla birlikte saniyeler içinde çöktü. Yoğun roket atışları başladı, mermiler doğrudan operasyon araçlarının yakınına düştü.</span></span></p>

<p><span><span>Saldırının başlamasıyla birlikte görev tanımı tamamen değişti. İstihbarat amaçlı uçuşlar yerini saldırı görevlerine bırakırken, sahadaki tablo uzun süre netleştirilemedi. Başlangıçta yaşananların sınırlı sızmalar olduğu sanıldı; ancak kısa süre içinde çok sayıda noktada eş zamanlı baskınlar gerçekleştiği anlaşıldı.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span>Subay, daha sonra El Halil bölgesinden getirilen başka bir İHA'yı kullanmakla görevlendirildiğini ve işgalcilerin ilk hava saldırılarını Netiv HaAsara çevresinde gerçekleştirdiğini aktardı. Yoğun duman, karmaşa ve dost-düşman ayrımındaki zorluklar nedeniyle hava saldırılarının son derece sınırlı ve temkinli şekilde yapıldığını kabul etti.</span></span></p>

<p><span><span>Saat 07.22'de ilk kez gerçek mühimmat kullandığını belirten subay, bunun bazı yerleşimlere yönelik sızmaları geciktirdiğini iddia etti. Ancak aynı zamanda sahadaki belirsizlik, iletişim eksikliği ve dost ateşi ihtimali nedeniyle ciddi endişe yaşandığını da itiraf etti.</span></span></p>

<p><span><span>Tanıklığın sonunda subay, yaşananları "komplo" değil, açık bir istihbarat ve askeri başarısızlık olarak tanımladı. "Evet, hazırlıksız yakalandık ve başarısız olduk" diyen subay, Aksa Tufanı'nın siyonist rejimin güvenlik ve istihbarat doktrinindeki derin zaafları açığa çıkardığını dolaylı biçimde kabul etti. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz</category>
      <guid>https://batmanrehbergazetesi.com/aksa-tufani-neden-rutin-tatbikat-sanildi</guid>
      <pubDate>Fri, 02 Jan 2026 06:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmanrehbergazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/batmanrehbergazetesi-com/uploads/2026/01/aksa-tufani-neden-rutin-tatbikat-sanildi.jpg" type="image/jpeg" length="63535"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Epstein dosyaları: Güç, zenginlik ve suskunluk duvarı]]></title>
      <link>https://batmanrehbergazetesi.com/epstein-dosyalari-guc-zenginlik-ve-suskunluk-duvari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://batmanrehbergazetesi.com/epstein-dosyalari-guc-zenginlik-ve-suskunluk-duvari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD Adalet Bakanlığı, Trump'ın adının geçtiği Epstein dosyalarının tamamını yayımlayacağını duyurdu. Ancak çocuk istismarı, küresel elit ağları ve Epstein'in istihbarat bağlantıları olduğu yönündeki iddialar, "şeffaflık" söyleminin gerçekte ne kadar karşılık bulduğunu sorgulatıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span><span>ABD Adalet Bakanlığı, Başkan Donald Trump'ın adının geçtiği Jeffrey Epstein dosyalarındaki tüm materyallerin yayımlanacağını açıkladı. Açıklama, Epstein'in reşit olmayan kız çocuklarını hedef alan bir istismar ağı kurmakla suçlandığı ve yargılanmayı beklerken cezaevinde ölü bulunduğu bir dosyada "tam şeffaflık" vaadi olarak sunuldu. Ancak dosyanın karanlık arka planı, bu vaadin sınırlarını tartışmaya açıyor.</span></span></p>

<p><span><span>Adalet Bakan Yardımcısı Todd Blanche, dosyalarda Trump'ın adının geçtiği tüm belgelerin yayımlanacağını, hayatta kalan mağdurların ise korunacağını belirtti. Buna göre fotoğraflar ve belgeler kamuoyuna açılacak, mağdurları ifşa edebilecek içerikler ise ayıklanacak. Ne var ki, kısa süre önce bakanlığın internet sitesinden bazı dosyaların ve Trump'a ait fotoğrafların kaldırıldığına dair haberler, "neyin neden saklandığı" sorusunu daha da büyüttü.</span></span></p>

<p><span><span>Epstein dosyaları yalnızca bireysel suçları değil, gücün ve zenginliğin çocuk istismarını nasıl görünmez kılabildiğini de ortaya koyuyor. İddialara göre Epstein, siyaset, finans ve eğlence dünyasından güçlü isimlerle kurduğu ilişkiler sayesinde yıllarca dokunulmaz kaldı. Dosyalarda Trump'ın yanı sıra eski ABD Başkanı Bill Clinton, İngiltere Kraliyet ailesinden Prens Andrew ve eski siyonist rejim sözde Başbakanı Ehud Barak gibi isimlerin geçmesi, meselenin münferit olmaktan çok sistemik bir sorun olduğunu gösteriyor.</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span><span>Kamuoyunda sıkça dile getirilen bir diğer tartışma başlığı ise Epstein'in bazı istihbarat servisleri adına çalıştığı iddiası. Özellikle Mossad'la bağlantılı olduğu yönündeki iddialar, Epstein ağının yalnızca cinsel istismar değil, aynı zamanda şantaj ve nüfuz operasyonları için kullanılmış olabileceği şüphesini doğuruyor. Resmi makamlar bu iddiaları doğrulamış değil; ancak dosyalardaki boşluklar ve yıllara yayılan koruma kalkanı, soruların cevapsız kalmasına yol açıyor.</span></span></p>

<p><span><span>Adalet Bakanlığı, "ek bilgiler geldikçe materyallerin hukuka uygun şekilde inceleneceğini, gerektiğinde gizleneceğini veya sansürleneceğini" belirtiyor. Fakat çocuk istismarı gibi ağır suçlarda, sansür ile hesap verebilirlik arasındaki çizginin nerede çekileceği hâlâ belirsiz.</span></span></p>

<p><span><span>Sonuç olarak Epstein dosyaları, yalnızca bir suç ağının değil, gücün suçu nasıl örtebildiğinin de aynası. Belgelerin yayımlanması, gerçek bir yüzleşmeye mi kapı aralayacak, yoksa güçlü isimleri koruyan yeni bir filtre mi işleyecek? Bu soru, dosyalar açıldıkça daha da yakıcı hale geliyor. <strong>(İLKHA)</strong></span></span></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İLKHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Analiz</category>
      <guid>https://batmanrehbergazetesi.com/epstein-dosyalari-guc-zenginlik-ve-suskunluk-duvari</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Dec 2025 06:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmanrehbergazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/batmanrehbergazetesi-com/uploads/2025/12/epstein-dosyalari-guc-zenginlik-ve-suskunluk-duvari.jpg" type="image/jpeg" length="34572"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
