Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyü, o akşam güneşin batışıyla birlikte eşi benzeri görülmemiş bir ihanet ve kan sarmalının içine çekildi.

Bu vahşetin ve insanlık suçunun tek bir faili vardı: Bebek katili, İslam düşmanı terör örgütü PKK. Yıllar boyu bu topraklarda kardeş kanı döken bu karanlık yapı, o gece gözünü tamamen sivillere, savunmasız köylülere ve namazındaki niyazındaki müminlere dikmişti.

Başbağlar katliamı, sıradan bir terör eylemi değildi; çok iyi planlanmış, şeytani bir aklın ürünüydü ve doğrudan milletin inancına, birliğine ve beraberliğine sıkılmış bir kurşundu. Yıllar geçse de bu yara müslümanların kalbinde kanamaya, mazlumların ahı ise arş-ı alaya yükselmeye devam etmektedir.

Ezan Vakti Basılan Bir İslam Köyü

Başbağlar, sarp dağların arasında kendi halinde yaşayan, helal rızkının peşinde koşan, namuslu ve dindar Müslümanlardan oluşan bir köydü. İnsanları, Allah'ın ipine sımsıkı sarılmış, geleneklerine ve inançlarına bağlı, kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayan samimi müminlerdi.

Tam da bu yüzden, yani sırf dindar Müslümanlardan oluştukları için, karanlık odakların taşeronu olan PKK'nın o kanlı hedeflerinden biri haline geldiler. O akşam, vadilerde yankılanan akşam ezanının ilahi çağrısı, teröristlerin köye inmesiyle birlikte bir hüznün ve şehadetin habercisine dönüştü.

Güneş batıp akşam karanlığı çökerken, sayıları 100 civarında olan eli kanlı terörist grubu köyü dört bir yandan kuşattı. Allah'ın evine, camiye yönelen adımlar, o akşam namaz safında değil, şehadet makamında duracaklarını henüz bilmiyordu.

Allah'ın Evinde Şeytani Baskın

Akşam namazı için camide toplanan cemaat, tekbir alıp Rablerinin huzuruna durmaya hazırlanırken, ellerinde silahlarla Allah'ın evini basan PKK'lı teröristler tarafından zorla dışarı çıkarıldı. Namazgâhları çiğnenen, ezanları susturulan bu masum insanlar, silah zoruyla köy meydanına doğru sürüklendi.

Bu esnada, köyün kadınları ve çocukları da ayrı bir dehşeti yaşıyordu. Eli kanlı örgüt mensupları, anneleri ve yavruları evlerinden zorla çıkararak köyün girişindeki dere yatağında topladılar. Kadınların feryatları ve çocukların masum gözyaşları, teröristlerin taşlaşmış kalplerine zerre kadar tesir etmedi.

Evlere giren diğer teröristler ise talana başlamış, Müslüman Anadolu insanının helal kazancıyla edindiği ziynet eşyalarına, paralarına ve kıymetli ne varsa her şeyine el koyarak yağmacı bir çete olduklarını bir kez daha kanıtlamışlardı.

"Madımak'ın İntikamı" Bahanesi ve Kurulan Büyük Tuzak

Köy meydanında toplanan 28 masum erkeğin karşısına dikilen örgüt mensupları, burada yaklaşık bir buçuk saat süren alçakça bir örgüt propagandası yaptı. Ölümle burun buruna olan bu müminlere karşı dillerinden kin ve nefret dökülüyordu.

Teröristlerin bu propaganda sırasındaki en büyük argümanı ve katliamın sözde gerekçesi, sadece üç gün önce Sivas'ta yaşanan acı olaylardı. PKK, Sivas'ta meydana gelen olayları bahane ederek, "Madımak'ın intikamını alıyoruz" sloganlarıyla bu sivil ve dindar Müslümanları açıkça hedef aldığını ilan etti.

Bu durum, meselenin ne kadar derin ve planlı olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.

Madımak olaylarının hemen ardından Sünni ve dindar bir köyün seçilmesi, "Sivas'ın intikamı" adı altında bir katliam yapılması; halkı birbirine kırdırmak isteyen emperyalist güçlerin ve derin yapıların kurguladığı şeytani bir plandı.

Meydanda Kurşuna Dizilen Masumlar

Saatler ilerledikçe karanlık iyice çökmüş, propaganda yerini vahşetin soğuk yüzüne bırakmıştı. Teröristler, meydanda topladıkları 28 masum vatandaşa, hiçbir acıma belirtisi göstermeden kurşun yağdırmaya başladılar.

Çocuklarımıza Ekransız Bir Yaz Yaşatalım
Çocuklarımıza Ekransız Bir Yaz Yaşatalım
İçeriği Görüntüle

Silahsız, savunmasız, tek suçu o akşam camide namaz kılmak olan köylüler, "Allah, Allah" nidaları ve kelime-i şehadetlerle yere yığıldılar. O an, Başbağlar meydanı bir Kerbela'ya, masum kanıyla sulanan bir şüheda yurduna dönüştü.

Dakikalarca süren silah sesleri, dağlarda yankılanırken, 28 mümin o meydanda şehadet şerbetini içerek Rablerine kavuştu. Ancak PKK'nın, İslam'a ve Müslümanlara olan nefreti sadece kurşunlarla sınırlı kalmayacaktı.

Ateşe Verilen Bir Köy, Diri Diri Yakılan Canlar

Meydandaki katliamın ardından teröristler, köyü haritadan silmek istercesine büyük bir kundaklama eylemine giriştiler. Köydeki 214 ev, köy okulu, halkevi ve elbette içinden cemaati çıkardıkları o mübarek cami, ateşe verildi.

Alevler göğe yükselirken, asıl yürek yakan vahşet evlerin içinde yaşanıyordu. Meydana getirilemeyen veya evlerinde saklanan, aralarında bir kadının ve çocukların da bulunduğu 5 masum can, o evlerin içinde diri diri yakılarak şehit edildi.

Ateşin ve kurşunun gölgesinde, toplam 33 can, sırf inançları ve bu topraklara olan sadakatleri yüzünden kurban verildi. Başbağlar, bir gecede yetimlerin, dulların ve göğe yükselen feryatların köyü haline gelmişti.

Adaletin Kör ve Sağır Kaldığı Yıllar

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte köye ulaşabilenler, kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir manzarayla karşılaştılar. Evler hâlâ tütüyor, sokaklardan kan kokusu yükseliyor ve dere yatağında sabaha kadar dehşeti yaşayan kadınların ağıtları yeri göğü inletiyordu.

Ne var ki, bu büyük acının ardından başlayan yargı ve adalet süreci, Başbağlar halkının yarasına merhem olmak yerine o yarayı daha da kanattı. Olay yerinde bulunan yüzlerce boş kovana rağmen, deliller karartıldı, balistik incelemeler gereği gibi yapılmadı.

1994 yılında başlayan göstermelik dava, sanıkların serbest bırakılması ve 1998 yılında takipsizlik kararıyla kapatılmasıyla sonuçlandı.

İlahi Mahkemeye Kalan Hesap

Dünyevi adalet belki tecelli etmedi, yeryüzünün mahkemeleri o dindar Müslümanların kanını yerde bıraktı. Ancak inananlar çok iyi bilir ki; zerre kadar iyiliğin ve kötülüğün karşılıksız kalmayacağı, mutlak adaletin sahibi olan Allah'ın kuracağı o büyük Mahkeme-i Kübra vardır.

Başbağlar'ın mazlum şehitleri, Rablerinin katında rızıklanırken, o tetiği çeken zalimler, o emri veren şeytani odaklar ve bu davayı sümen altı edenler, ebedi bir azabın içine sürüklenmişlerdir. Kur'an'ın müjdesiyle sabittir ki; "Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne ertelemektedir." (İbrahim, 42).

Bugün bizlere düşen, o ezan vakti seccadelerinden koparılıp kurşuna dizilen 33 masum mümini unutmamak, unutturmamak ve onlar için dua etmektir. Allah, Başbağlar şehitlerine sonsuz rahmet eylesin, mekânlarını cennet, makamlarını âli eylesin. Zalimlere de hem bu dünyada hem de ahirette hak ettikleri zilleti yaşatsın. Amin.

Kaynak: HABER MERKEZİ