İmsak: Güneş:
4 °C
asd

Aristokrasiden insan hakları beklemek!

  • Abdulkadir TURAN
  • 2022-11-05 13:58:54
  • 84 Görüntülenme
  • Osmanlı günlerinde Müslümanlar, iktisaden ölmüşlerdi.

    Cumhuriyet’in ilk varlıklı kesimleri, yüksek rütbeli askerler, memurlar ve onların desteklediği şahıslardır. Söz konusu ticarete yatkın şahıslar, başta Yahudiler olmak üzere gayrimüslim azınlıklardan ortaklar edinip ihaleler alıp zenginleştiler.  

    Bu buluşma, bir “Cumhuriyet aristokrasisi” oluşturdu.

    “Cumhuriyet aristokrasisi” varlığını, yeni düzenden almış, onun imkânları ile var olmuştur.

    Bunun için Cumhuriyet sonrası düzenlemelerin en katı savunucuları arasında yer aldı. Seçimlerin sembolik olduğu günlerde insan haklarının karşısında yer aldı. O yöndeki söylemleri kınayıp alaya aldı. O yöndeki girişimleri engellemekten gurur duydu.  

    Onların yanında “Anadolu eşrafı” yeni düzenlemeleri benimsemiş değildi lâkin açıktan muhalefet de etmedi.

    Desteklediği partiler, 1950’den sonra iktidar oldu ise de bu kesim, hiçbir zaman sistemin aslî unsuru olmadı.   

    Türkiye’de solun “sahne/set aktörü” ama perde arkası aktörünün “Cumhuriyet aristokrasisi” olduğu sanat dünyası, hep Anadolu eşrafına yüklendi. Onların Cumhuriyet aristokrasisine rakip olmaması için, ikiyüzlü bir “anti burjuva” sanat icra etti, aldanmış kitleler üretti. Cumhuriyet aristokrasisinin “gulamı” hüviyetindeyken Anadolu eşrafına selam vermeyi bile kınadı.  

    Anadolu eşrafı, Menderes ve Demirel günlerinde dahi bu muameleye maruz kaldı. Ama süreç içinde onların çocukları, çalışanları ve yakınları şuurlu bir İslâmî anlayışa yönelince bu kesim, siyasi sahada, ayrıcalıklı “Cumhuriyet aristokrasi”sine karşı bir heyecan kazandı.

    Özal’la birlikte Anadolu sermayesi büyüdü. Sonra peş peşe darbeler yediyse de yeni bir iktisadi güç konumuna çıktı. Ama bu yeni iktisadi güç, yardımsever olmakla birlikte henüz yeni bir kültür (daha doğrusu şuur) oluşturmuş değil. İnsan haklarına karşı değil lâkin bir netliği de yok. Netliği olmayan hususlarda süreçsel bir söylem geliştirme kabiliyeti de yok. Kendisini anlatacak bir sanat dünyası oluşturmuş değil, sanatı desteklemeyi hayrattan bile saymıyor, yayın dünyası ile ilişkilerini ise belki ancak “hayrat” babından yürütüyor.

    “Cumhuriyet aristokrasi”sine gelince;

    -Devletin çekirdeği ile güçlü ilişkileri var.

    -Batılı, özellikle Yahudi aristokratlarla önemli ortaklıklar kurmuş.

    -Esen rüzgâra göre söylem geliştirmekte fena maharetli.

    -Batı’ya mutlak itaat hâlinde gibi görünse de Batı’dan gelen esintiler, sıradan halkın aleyhine ise rüzgâra dönüştürür, kendi aleyhine ise sönükleştirmek için fırsat kollar.

    Yirmi yıl önce (3 Kasım 2002’de) iktidar değişirken homurdandı, sokak muhalefetini bile destekledi ve bundan iktisaden zarar görmedi. Aksine hep kabul görüp sermayesine sermaye kattı.

    Cumhuriyet aristokrasisi, bırakın Kürt meselesi, başörtüsü gibi konularda dahi hiçbir zaman ikna olmadı. Bu hususların karşısında durmayı, kimliğinin bir yanı gibi gördü.

    Oysa şimdi önümüzde bir seçim var ve bu yüz yaşındaki aristokrasi, son iktisadi koşulların da yardımıyla “Cumhuriyet”te işlerin yeniden “rayına dönmesini” umuyor, kadim büyük ortaklığını şampanya patlatarak kutlayacağı günleri iple çekiyor.  

    Reklam paralarını, oluk oluk Sol internet siteleri ve sosyal medyasına akıtıyor. Kültürel anlamda “yaşam tarzı” yatırımları yapıyor. Kendisini epey kasarak insan haklarından yana görünüyor. Geçmişini sorgulayan girişimleri ustalıkla bastırıyor.

    Süreçsel söylemine bakılarak bundan insan hakları yönünde bir atılım beklenir mi? Cevap vermemize gerek yok. Bugüne kadarki serüveni, dile gelirse peşinen “Hayır!” der.

    Öte yandan AK Parti günlerinde epey büyüse de henüz yeni Cumhuriyet aristokrasisi olacak sermaye, kültür ve istikrara ulaşmayan Anadolu sermayedarlarının kafası karmakarışık. Dindar siyasetin epey gerisinde, tutarsızlıkları ve ilişkileri ile dindar siyasete yük bile oluyor.

    Sermayesini korumak için, ona sermaye kazandıran siyasi çizgiyi şuur yatırımlarıyla ayakta tutmak ve büyütmek yerine, sistemin eski kadroları ile uyumlu görünme derdine düşüyor.  

    Dindar siyasilere insan haklarında yeni bir söylem cesareti vermekten epey uzak. Bunu gereksiz bir gerginlik girişimi gibi görüyor. Sistemin mazisini diline dolamaktan tabiri caizse ödü kopuyor. Ümmeti seviyor ama sentez milliyetçi, cami inşa ediyor ama epey laik görünümlü… Başörtüsü meselesine destek verse de Kürt meselesi gibi konularda insan hakları muhalifi görünmek için kendisini kasıp duruyor.  

    Seçim sürecine bu atmosferde giriyoruz. Akıbeti hayrolsun …