İstanbul'da baraj doluluk oranı yüzde 71,64 olarak ölçüldü
İstanbul'da baraj doluluk oranı yüzde 71,64 olarak ölçüldü
İçeriği Görüntüle

Gazeteci Yazar Hasan Sabaz, Amerika'nın farklı ülkelere yönelik saldırıları, yürüttüğü politikalar, savaşların dünya ekonomisine etkileri, uluslararası hukuku endi çıkarlarına göre kullanmasına ilişkin İLKHA muhabirine önemli değerlendirmelerde bulundu.

'Amerika, Birleşmiş Milletleri devre dışı bırakacak yeni bir oluşum kurmak istiyor'

ABD'nin Donald Trump ile birlikte söylem anlamında siyasetinde ufak bir değişiklik yaptığını belirten Sabaz, 'Normalde Amerika'da yönetim değiştiğinde israil konusunda bir şey değişmez. Ancak Donald Trump ile beraber yapılan şeyler daha açık söylenmeye başlandı. Daha önce kapalı kapılar ardından daha diplomatik bir dil kullanılıyordu ama israil tarafı, ısrarla Gazze konusunda 'Donald Trump'ın şöyle bir tercihi vardı, burayı bir tatil beldesine dönüştürecekti' gibi argümanları ciddi şekilde kullanıyordu. Şu anda Gazze'de sorunun bu şekilde devam etmesinin en büyük sebebi elbette Amerika'dır. Normalde bir 'barış kurulu' oluşturuldu ancak bunu Birleşmiş Milletleri baypas etmek için kullandı. Kendince yeni bir dünya düzeni içerisinde yeni bir oluşum için çabaladı. Hatta 'Amerika burada tek yetki sahibidir. İstediği üyeyi alır istediğini çıkarır' şeklinde açıklama yaptı. Bir nevi burada Birleşmiş Milletleri devre dışı bırakarak kendisinin merkezde olduğu yeni bir oluşum oluşturmak istiyor. NATO konusunda da benzer bir süreç yaşanıyor.' dedi.

'Amerikan yönetiminin Jeffrey Epstein ile birlikte MOSSAD'ın elinde oyuncak olduğuna dair ciddi iddialar var'

Amerika'nın Gazze meselesinde israile her türlü desteği verdiğini hatırlatan Sabaz, 'Burada asıl sorun, Amerika'nın kendi içerisinde asıl yeni israilin Amerika olduğu söylemidir. Amerika'nın bulunduğu coğrafyayı göz önünde bulundurduğumuzda, kendi açısından geliştirdiği bazı stratejiler var. Mesela 1820'li yıllarda James Monreo tarafından oluşturulan 'Monreo Doktrini' var. Bu, özellikle Amerika'nın Avrupa'ya karşı kendisini korumak amacıyla söylenmiş bir şey. Amerika, bu doktrin ile Orta Amerika ve Güney Amerika'ya müdahale etme hakkını kendisinde görüyor. Bu doktrin; İngiltere, Fransa ve İspanya'ya karşı oluşturuldu. Uzun süre devam eden bu doktrin, 1905'li yıllarda kimi değişimlere maruz kalmış, ardından John Fitzgerald Kennedy tarafından yeniden dillendirilmiştir. Ronald Reagen tarafından Orta Amerika'da komünist yönetim ve hareketlere karşı Amerika'nın paramiliter güç oluşturma ve oradaki kimi silahlı grupları destekleme anlamında yine 'Monreo Doktrini'ne dayandırıyordu. Özellikle Sovyetler Birliği'nin etkisini azaltmak için Ronald Reagen döneminde bu vardı. Donald Trump geldiğinde, 'Monreo Doktrini'nde kimi değişiklikler yaptı. Dünyada alay edildi ama 'Bundan sonra Monreo değil Donreo Doktirini' dedi. Bununla da Venezuela, Kanada, Panama ve Grönland meselesi ile söyledi. İşin aslı, Donald Trump'ın politikasına uymayan şey Körfez Savaşıydı. Donald Trump, aslında diğer politikacıların aksine bölgeden çekilme, bölgedeki kimi güçlere destek verme gibi bir siyaseti takip edecekti. Bu olayın takipçileri hatırlar… Donald Trump birinci döneminde bir danışmanına, 'Aptal! Beni neredeyse İran ile savaştıracaktı' diye sert tepki gösteriyor. Bir anda ortada herhangi bir şey yokken, müzakereler devam ederken İran'a yönelik saldırı aslında çok da beklenen bir şey değildi. Bu sefer meselenin çok farklı boyutlarının olduğu düşünüldü. Bu konuda ciddi iddialar var. Amerika'nın özellikle daha önce çokça dile getirilen Jeffrey Epstein ile birlikte ortaya konulan kimi belgeler vardı. Amerika'nın yönetim kadrosunun MOSSAD'ın elinde oyuncak olduğuna dair ciddi iddialar var. Yapılan şeyler de bu iddiaları büyük ölçüde doğruluyor.' diye konuştu.

'Amerika, Çin'in bölgedeki etkisini azaltmak, kaliteli petrolü ele geçirmek için İran'a saldırdı'

İran ve Körfez ülkelerine yönelik başlatılan saldırının hukuki hiçbir dayanağının olmadığını, asıl amacın yer altı kaynaklarının ele geçirilmesi olduğunu hatırlatan Sabaz, 'Donald Trump'ın bir tüccar kimliğinin olduğunu unutmayalım. İsrail ile birlikte İran'a, körfez ülkelerine yönelik yapılan saldırıda, işin çok da hukuki süreci üzerinde durulmuyor. Nükleerden bahsedilse de olay bu değil. Venezuela'ya yönelik uyuşturucu bahane edilerek yapılan saldırı sonucunda, Nicolas Maduro derdest edilip Amerika içerisinde aşağılandıktan sonra Amerika tarafı, 'Venezuela petrolü artık bizim' şeklinde açıklama yaptı. Bu, işin daha farklı boyutlarının olduğunu gösteriyor. Amerika'nın Venezuela'ya, İran'a saldırmasının ardından meselenin küresel ölçekte Çin ile mücadele anlamında bir alakasının olduğu ortaya çıkıyor. Çin, petrol anlamında en çok İran ve Venezuela ile ticaret yapıyor. Venezuela Amerika'nın kontrolüne girince, Çin'in bir nevi Amerika'ya muhtaç olabileceği gibi bir durum ortaya çıkıyor. Çin de bunu aşmak için İran'a yönelik petrol alımını arttırdı ve Amerika'nın müttefiki olarak görülen Körfez ülkeleri ile bazı anlaşmalar yaptı. Bu da Amerikan siyasetinde rahatsızlığa neden oldu. Çin'in bölgedeki etkisini azaltmak için İran'a saldırdı. Tabi gerekçeler ile gerçekler birbirinden farklı. Mesela eskiden Panama ile ilgili bir olay vardı. Albay Noriega'nın (Manuel Antonio Noriega Monero) Panama'nın başına darbe ile gelmesi Amerika'nın desteğiyle oldu. Noriega CIA'nın hesabına çalışan bir adamdı. Bir süre sonra Amerika ile arası bozuldu ve Panama ile ilgili bazı inisiyatifler kullanmaya çalıştı. Bu kez Amerika, Noriega'yı uyuşturucu kaçakçılığı, insan kaçakçılığı ile suçlayarak bir operasyon gerçekleştirdi ve Amerika'da yargıladı. İran'a yönelik meselede de ilk başta nükleer denildi, bir süre sonra yönetimin değiştirilmesinden söz edildi. Sonra İran petrolü… Venezuela petrolü çok ama İran'ın petrolü ona göre çok daha kaliteli. Bu da Amerika'daki kimi yamyamların iştahını kabartıyor.' şeklinde konuştu.

'Gazze olayı evrensel bir hukukun küresel güçler tarafından aparat olarak kullanıldığını ortaya koydu'

Sadece Amerika'nın değil Batı'nın da çıkar söz konusu olduğunda hukuk kavramını önemsemediğini, kendine göre yorumladığını anımsatan Sabaz, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

'Almanya'nın Gazze soykırımında israile verdiği destek vardı. Bununla ilgili elimizde net veriler var. Alman temsilci olarak Avrupa Birliği'nin en bilinen isimlerinden Von Der Leyen, Ukrayna Savaşı söz konusu olduğunda, 'insanların enerjiye, gıdaya, temiz suya erişimi engellenemez' diye açıklama yapıyordu ama mesele Gazze olduğunda, 'İsrailin kendisini savunma hakkı var' diyordu. İsrail bu bölgede işgalci ve Gazze'ye yönelik yapılan tüm anlaşmaları kendisi çiğnemiş. Hatta Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, 'Teröristler halkın arasına giriyorsa halkın korunması gibi bir şey söz konusu değildir' şeklinde açıklama yaptı. Yani israilin yaptığı soykırımı haklı buldu. İş kendilerine dokunduğunda hukuk tamamıyla baypas edilebiliyor. Körfez Savaşında da Afganistan'da da bunu net olarak gördük. Hem Amerika hem İngiltere, Afganistan'da işlenen cinayetlerin kendi ülkelerinde askerleri sorgulanmasın diye özel yasa çıkardılar. Amerika bu konuda biraz daha ileri giderek, Birleşmiş Milletler'in bu konuda aldığı kararları reddetti. UNRWA'ya yönelik yapılan saldırıda, Amerika bir nevi israili haklı buldu. Aslında Gazze olayı, evrensel bir hukukun olmadığını, gücü esas alan bazı küresel güçler tarafından hukukun aparat olarak kullanıldığını ortaya koydu. Bu İran konusundan biraz daha netleşti.'

'Çin'im hamleleri Amerika'nın körfezde elini kolunu bağladı, yaşanabilecek gelişeler öngörülemiyor'

Amerika'nın yaptığı hamlelerin dünya ekonomisine zarar verdiğini söyleyen Sabaz, 'Enerjinin dışarıya yayıldığı körfezde, enerjinin dünyaya dağılımının engellenmesi noktasında Amerika'nın yaptığı hamleler dünya ekonomisine zarar verdi. Özellikle Uzakdoğu'da; Japonya, Çin ve Hindistan, petrol ihtiyacını körfezden karşılıyor. Ancak Amerika'nın yaptığı hamle buralarda ciddi probleme sebep oldu. Öte taraftan Amerika'da da problem var. Amerika'nın petrolü kendisine yeter ama petrol piyasaları, küresel açıdan değer kaybedip değer kazanıyor. Bu da Amerika'nın içerisinde enerji fiyatlarının yükselmesine sebep oluyor. Amerika'daki sermaye çevreleri değil sıradan vatandaş etkileniyor, zarar görüyor. Belli aralıklarla, 'anlaşıyoruz, müzakere ediyoruz' açıklamaları geliyor, borsalarda normalleşme oluyor. Ardından bir çatışma oluyor ve tekrar yükseliyor. Bunun da Donald Trump çevresindeki bazı spekülatörler tarafından planlandığı, kısa aralıklarla ciddi paralar kazanıldığı şeklinde iddialar var. Bence çok da yabana atılır iddialar değil. Neticede meseleye para gözüyle bakıyor.' dedi.

Sabaz, 'Trump ve ekibinin ikide bir söylediği şey halkın zenginleşmesi meselesidir. Çin ile ilgili meselede de 'Neden teknolojiyi orada üretiyoruz? Zenginlik bizde kalsın' şeklinde söylemler vardı. Burada ciddi başarı elde edilemedi. Çin'in de hem teknoloji hem de İran konusunda yaptığı bazı karşı hamleler var. Bu da Amerika'nın körfezde elini kolunu bağladı. Ara ara 'Savaşı bitirelim' şeklinde söylemler geliyor. Gelinen noktada Hürmüz Boğazı'nın açılmasını isteniyor. Ancak bu durum başlamadan önce zaten açıktı. Bu bir kazanım değildir. Bunun nasıl izah edecek? İran'da yönetim de değişmedi, değişmeyeceğine dair de ciddi kanıtlar var. Donald Trump, yaptığı son açıklamada, 'Mücteba Hamaney ile görüşmekten büyük bir onur duyarım' diyor. Değiştirmek istediğiniz bir yönetimden söz ettiniz, sadece yöneticilere değil sivil halka yönelik suikastlar yaptınız. Bir medeniyetin yok edilmesinden söz ettiniz. Bu sizin gerçek kimliğinizi ortaya çıkarmak açısından önemli olaylar ve söylemlerdi. O yüzden gelinen noktada bir belirsizlik var. Her an çatışma olabiliyor, her an müzakereden söz edilebiliyor. Ancak ne geniş kapsamlı bir barış ne de çok daha büyük bir savaşı şu anda hiç kimse öngörmüyor.' diye konuştu.

'Amerikan yönetiminin israilin elinde oyuncak oldu'

Amerika'nın özellikle İran ile ilgili meselede aldığı her kararı israile sunduğunu, oradan gelen yanıta göre hareket ettiğini vurgulayan Sabaz, son olarak şu ifadeleri kullandı:

'Ekonomik sistem birbiriyle bağımlı ve hepsi bundan etkileniyor. Bu savaşın devam etmesini açıkça isteyen sadece israil var. Onun haricinde Amerika dâhil bölge ülkeleri büyük oranda savaşın bitmesini istiyor. Amerikan konseyinin son yaptığı oylamada, Donald Trump'a yetki verilmemesi noktasında oy çoğunluğu sağlandı. Cumhuriyetçi partinin 4 üyesi demokratlara destek verdi. İktidar partisi kendi içerisinde de sıkıntılar yaşıyor. Amerika'da ciddi manada bu savaştan rahatsız olan kesimler var. Ortada ciddi bir çelişki var. İran ile müzakere yürütülüyor. Arabulucu olarak Pakistan var. Suudi Arabistan'dan bahsediliyor, kapalı kapı diplomasisi içerisinde Türkiye'nin ismi geçiyor. Ancak arada tam bir müzakereden, barıştan söz edilirken Donald Trump, 'Netanyahu ile görüştüm, çok iyi bir görüşme oldu' diyor ve her şey değişiyor. Amerika bu söylemlerle aslında neyin oyuncağı olduğunu itiraf ediyor. Her anlaşmanın sonunda anlaşma yürürlüğe konmadan önce anlaşıldığı kadarıyla Netanyahu'ya arz ediliyor. Orada israilin verdiği cevap çok açıklanmıyor ama ardından çatışma devam ediyor. Eğer kamuoyuna yönelik söylenen ile perde arkasında söylenen farklı değilse israil Lübnan konusunda, Gazze konusunda Amerika'nın dediğine uymadı. Bu da Amerikan yönetiminin açıkça israilin elinde oyuncak olduğunu, bölge politikalarının israil tarafından belirlendiğini ortaya koyuyor. İsrail de bölgede ayakta durabilecek bir yönetim istemiyor. Ya bana boyun eğecek ya da güçsüz olacak şeklinde bir projesi var. Bunun bölgedeki her tarafa saldırarak da gösteriyor. Türkiye'nin hedef gösterildiğine dair bazı açıklamalar da var. Yani israil bölgede güçlü bir devlet istemiyor. İran'a yönelik saldırının da asıl sebebi budur.' (İLKHA)

Kaynak: İLKHA