Türkiye Yazarlar Birliği Batman İl Temsilcisi Prof. Dr. Şemsettin Dursun, İLKHA muhabirine yaptığı açıklamada kitap okumanın medeniyet anlayışındaki yerine, okumanın farklı boyutlarına, dijital dünyanın etkilerine, ailelerin çocuklara örnek olma sorumluluğuna ve nitelikli okumanın toplumsal hayata katkısına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

UEB İl Başkanı Çiftçi: Küçük esnafı büyük marketlere karşı korumak istiyoruz
UEB İl Başkanı Çiftçi: Küçük esnafı büyük marketlere karşı korumak istiyoruz
İçeriği Görüntüle

Prof. Dr. Şemsettin Dursun, kitap okumanın insanı olgunlaştırdığını ve bireyin kendisini, çevresini ve evreni anlamasına katkı sunduğunu söyledi.

Çocuklara okuma alışkanlığı kazandırmada ailelerin ve öğretmenlerin sözden önce davranışlarıyla örnek olması gerektiğini belirten Dursun, dijital dünyanın ise ölçülü ve dengeli kullanılması gerektiğini vurguladı.

Prof. Dr. Şemsettin Dursun

'Biz, ilk emri 'Oku!' olan bir medeniyetin çocuklarıyız'

Okumanın medeniyetin temel değerlerinden biri olduğunu belirten Dursun 'Bir defa kitap okumak o kadar önemlidir ki bizim medeniyetimizin temel paradigması aslında okumaktır. Zira biz ilk emri 'Oku!' olan bir medeniyetin mensuplarıyız, çocuklarıyız. İlk emri 'Oku!' olan bu medeniyetin çocukları; aslında ilimle, bilimle, hikmetle ve irfanla meşgul olmak durumundadır. Geçmişte bizi biz yapan, bizi oluşturan da bu maya olmuştur.' dedi.

'Önce kendimizi okumak durumundayız'

Okumanın farklı şekillerde gerçekleştiğine işaret eden Dursun 'Tabii okumak nasıl olur? Bir gözle okumak var, bir kulakla okumak var, bir de zihinle okumak var. Gözle okumak; aslında etrafımızdaki olayları, olguları ve doğrudan kitabı okumakla ilintilidir. Dolayısıyla bizler önce kendimizi okumak durumundayız. Biz kimiz? İnsan olarak bizler kimiz? İnsan küçük bir evrendir, evren ise büyük bir insandır. Sadi-i Şirazi'nin de vurguladığı gibi insan, 'zübde-i âlemdir'; yani âlemin özüdür, özetidir, hülasasıdır. Ve Kur'an-ı Kerim insanın 'eşref-i mahlûkat' olduğunu söyler. Kur'an diyorsa bunu Allah diyordur. Yani insan; yaratılmış varlıkların en şereflisi, en onurlusu ve en değerlisidir. İnsan bu konumdayken okumaktan, araştırmaktan uzak kalması; ilimle, irfanla ve hikmetle bağını kesmesi kabul edilemez.' ifadelerini kullandı.

'Tabiatı ve bütün bir evreni okumalıyız'

İnsanın çevresini ve kâinatı anlamasının da okumanın bir parçası olduğunu dile getiren Dursun 'O bakımdan gözle bu şekilde okumalıyız ama aynı zamanda tabiatı da okumalıyız. Bugün yeryüzüne ve gökyüzüne baktığımız zaman müthiş şeyler oluyor. Yani okumak; bütün bir evreni, kâinatı, güneşi, yıldızları, galaksileri ve bunlar arasındaki ilişkileri öğrenmemizi sağlayan bir unsurdur.' şeklinde konuştu.

'Zihinle okumak düşünmek ve tefekkür etmektir'

Okumanın düşünme ve dinleme boyutlarına da değinen Dursun 'Bir de zihinle okumak vardır; zihinle okumak aslında düşünmektir, tefekkür etmektir. Bütün olayların ve olguların arka planı üzerinde düşünmek durumundayız. Bir diğeri de kulakla okumaktır. Kulakla okumak nedir? Dinlemektir. Yani bizler karşımızdaki insanların ne dediklerini dinlemek durumundayız. Dinlemeliyiz ki o dediklerine karşı bizim de verecek nitelikli bir cevabımız olsun. Cevabı verirken de yine ilimle, bilimle, hikmetle ve irfanla vermek durumundayız. Bu şekilde olduğu zaman hayat bambaşka olur, hayat güzel olur. Hayat çok güzel ve anlamlıdır. Hayatı daha da anlamlı kılmak için gençlerimizin bu konuya mutlaka eğilmeleri gerekir.' dedi.

'Dijital dünya ile ilişkimizi sınırlı ve ölçülü tutmalıyız'

Günümüzde telefonların ve dijital dünyanın önemli bir sorun alanı hâline geldiğini ifade eden Dursun 'Günümüz dünyasında bizim için en büyük handikap bu telefonlar, yani dijital dünyadır. Bu dijital dünya ile ilişkimiz çok sınırlı ve ölçülü olmalıdır. O bakımdan dijital dünya ile veya telefonlarla ilişkimizi tamamen kesemesek de bunu sınırlandırmak ve hayatımızı bu denge üzerine kurmak durumundayız.' diye konuştu.

'Bu iş sadece kuru nasihatle olmaz'

Çocukların karakter gelişiminde ailenin belirleyici rolüne dikkat çeken Dursun, şöyle devam etti:

Yapılan araştırmalara göre 0-6 yaş grubundaki çocuklar, şahsiyet ve karakterlerinin yüzde 75'ini bu evrede ediniyorlar. Geriye sadece yüzde 25 kalıyor. O yüzde 25'lik kısmı da arkadaş çevresi, dış dünya ve diğer insanlar oluşturuyor. Demek ki biz aile olarak, anne ve baba olarak bu temeli sağlam inşa etmek durumundayız. Bizler büyükleri olarak onlara örnek olmak zorundayız. Bu iş sadece kuru nasihatle olmaz. Söylemek yetmez; İmam Şafi'nin ifade ettiği gibi İslam, 'kâl' (söz) dini değil, 'hâl' (davranış) dinidir. İslam sadece söylem dini değil, bir yaşam dinidir. Söylemlerimiz ve eylemlerimiz örtüştüğü zaman bir anlam ifade eder. Hatta Kur'an-ı Kerim ne diyor? 'Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?' Dolayısıyla biz bir şey söylerken, o söylediklerimizi önce kendi hayatımıza uygulamalı, davranışlarımıza yansıtmalı ve o davranışlarla çocuklarımıza, gençlerimize örnek olmalıyız.'

'Çocuğa sadece 'kitap oku!' demek doğru değildir'

Okuma alışkanlığının çocuklara uygulamalı olarak kazandırılması gerektiğini belirten Dursun 'O bakımdan okul öncesi eğitimde ve ilkokulda çocuklarımıza bu bilinci vermeliyiz. Ama çocuğa sadece 'Oğlum kitap oku!' demek doğru ve etkili bir yöntem değildir; önce biz okumak zorundayız. Biz anne-babalar, çocuklarımızla birlikte her akşam sadece beş dakika bile olsa kitap okursak, bir takvim yaprağı bile incelersek ama bunu hep birlikte yaparsak müthiş bir netice alırız. İşte o zaman çocuklarımızın şahsiyeti ve karakteri tam anlamıyla yerine oturmuş olur.' dedi.

'Kitap okumanın ayrı bir kıymeti ve lezzeti vardır'

Dursun, çocuklara ve gençlere örnek olmanın önemini vurgulayarak 'Kitap okumanın ayrı bir kıymeti ve lezzeti olduğunu kendi hâl, hareket ve davranışlarımızla ortaya koymak zorundayız. Özetle; kitap okumak bizi olgunlaştırır, kitap okumak bizi biz yapar. Şu anda toplumda manevi bir boşluk var ve bu manevi boşluğu kapatmanın yolu büyük oranda nitelikli okumaktan geçer. Zira öyle olmasaydı Kur'an-ı Kerim'in ilk emri 'İkra!' yani 'Oku!' olmazdı. Okumanın müthiş bir bereketi vardır. Bu alışkanlığı bir kez edindiğimiz zaman zaten bir daha bırakamayız. Bunun için tekrar söylüyorum; biz aileler ve öğretmenler olarak, çocuklara 'şunu yapın' demekten ziyade, o davranışı önce kendi hayatımızda uygulamalıyız. Bunu yaptığımız zaman göreceğiz ki çocuklarımız son derece iyi bir noktaya gelecektir.' şeklinde konuştu.

'İyilik bulaşıcıdır, iyilik insanı iyileştirir'

Değerlerine bağlı ailelerin çocukların yetişmesinde önemli bir rol üstlendiğini belirten Dursun, sözlerini şöyle tamamladı:

'Yine gözlemlerime göre, değerlerine bağlı, huzurlu ve mazbut ailelerin çocukları bu açıdan daha iyi durumdalar. Çünkü az da olsa yaşadıkları o güzel ahlakla, helal-haram bilinciyle çocuklarını da iyiye alıştırıyorlar. İyilik bulaşıcıdır, iyilik insanı iyileştirir. İslam'ın temel paradigması da zaten iyiliktir. O bakımdan biz iyiliği hem kendimize hem çocuklarımıza hem de çevremize mutlaka yaymak durumundayız.' (İLKHA)

Kaynak: İLKHA