Diyarbakır’dan Van’a, Muş’tan Bingöl’e, Batman’dan Bitlis’e kadar uzanan hatta; Kars, Iğdır, Erzurum, Tunceli, Mardin, Elbistan ve Doğanşehir gibi merkezlerde dağınık biçimde yaşamaktadırlar. Bu yaygın yerleşim ağı, aşiretin tarih boyunca farklı siyasi ve sosyal şartlara uyum sağlayarak ayakta kaldığını göstermektedir. Irak’ın Musul yakınlarında adlarını taşıyan bir kasabanın bulunması da Bekiranların sınır aşan tarihsel derinliğine işaret eder.
Bekiran Aşireti Kökenleri
Bekiran Aşireti, Mezopotamya’nın kadim topraklarından Anadolu’nun içlerine kadar uzanan uzun tarihsel yürüyüşün canlı tanıklarından biridir. Yüzyıllar boyunca Diyarbakır’dan Van’a, Muş’tan Batman’a kadar geniş bir coğrafyada kök salmış; dağları, ovaları ve şehirleri kendine yurt bilmiştir. Bu yayılış, yalnızca nüfus hareketliliği değil, aynı zamanda kültür taşıyıcılığı anlamına gelir. Her durak, Bekiran kimliğine yeni bir renk katmıştır.
Aşiretin Irak Şengal hattındaki varlığı, Bekiranların sınırları aşan kadim bir topluluk olduğunu gösterir. Musul yakınlarında adlarını taşıyan yerleşimler, bu tarihsel derinliğin somut nişaneleridir. Şengal’deki Yezidi Bekiran kolları, inanç çeşitliliğinin aşiret bünyesinde nasıl yan yana yaşadığını kanıtlar. Böylece Bekiran adı, tek tip değil çok katmanlı bir kimliğin sembolüne dönüşür.
Bekiran isminin kökeni üzerine farklı tezler bulunmaktadır. Bazı araştırmacılar, Yunan kaynaklarında geçen “Bagrati” ve “Bagravend” adlarının zamanla Bagiran–Bekiran biçimine dönüştüğünü ileri sürer. Başka bir görüş ise aşireti Arap yarımadasındaki Baggara topluluklarıyla ilişkilendirir ve Hz. Muhammed Bakır soyuna dayandırır. Bu farklı anlatılar, Bekiran kimliğinin tek boyutlu değil, çok katmanlı bir tarihsel süreçten geçtiğini gösterir.
Diyarbekir ile Bekiran arasındaki ilişki, aşiretin Anadolu’daki siyasal rolünü anlamak açısından önemlidir. Bazı tarihçilere göre Diyarbekir adı, “Diyar-ı Bekir” yani Bekiran yurdu anlamından türemiştir. 9. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar bölgede etkili olan kimi yerel hanedanların Bekiran kökenli olduğu, hatta Ermeni ve Gürcü coğrafyalarında yönetici aileler çıkardıkları rivayet edilir. Bu anlatılar, aşiretin yalnız göçebe değil, devlet tecrübesi de olan bir yapı taşıdığını ortaya koyar.
Bekiran aşireti, tek bir soy zincirinden değil; aileler, haneler, kabileler ve alt kolların birleşiminden oluşan büyük bir toplumsal organizmadır. Mala Hene, Mala Muro, Mala Şerezeydi gibi aileler; Mamutka, Çelikka, Çoreppa gibi kabileler bu yapının temel taşlarıdır. “Aile + yakın akraba + kabile = Bekiran” formülü, aşiretin sosyolojik örgütlenme mantığını özetler.
Batman’daki Bekiran Kaplıcaları ise aşiretin coğrafyaya vurduğu mühürdür. Yüzyıllardır şifa dağıtan bu kaynaklar, yerel hafızada “Bekiran yurdu” fikrini pekiştirmiştir. Bir topluluğun adına mekânların anılması, tarih sahnesindeki ağırlığının göstergesidir. Bekiranlar yalnız konuk değil, bu toprağın kurucu unsurlarından sayılmıştır.
Köken Mitosları: "Beni Bekir bin Vail" Bağlantısı
Bekiran Aşireti'nin kökenine dair yapılan etimolojik ve tarihsel sorgulamalar, araştırmacıları İslamiyet öncesi ve erken İslam dönemi Arap yarımadasına kadar götürmektedir. Aşiret içindeki yaygın anlatı ve bazı tarihsel kaynaklar, "Bekiran" isminin, Arap kabileleri arasında saygın bir yere sahip olan Beni Bekir bin Vail (Benî Bekr b. Vâil) kabilesinden türediğini öne sürmektedir.
Tarihsel veriler, Beni Bekir kabilesinin İslam ordularının fetih hareketleriyle birlikte Mezopotamya (El-Cezire) bölgesine yayıldığını ve Diyarbakır (Diyar-ı Bekir) bölgesine ismini verdiğini doğrulamaktadır. Yavuz Sultan Selim döneminde bölgenin Osmanlı idaresine girmesiyle birlikte, bu kökene atıfla "Beni Bekir Vail" kabilesine sancak tevcih edildiği belgelerle sabittir. Bu durum, Bekiranlıların atalarının bölgedeki varlığının 16. yüzyıldan çok daha eskiye dayandığını ve Osmanlı bürokrasisi tarafından tanınan, meşruiyeti olan bir güç odağı olduklarını göstermektedir.
Zaman içerisinde bölgedeki diğer halklarla (Kürtler, Zazalar vb.) yaşanan kültürel ve dilsel etkileşimler sonucunda, kabilenin isminin Kürtçe çoğul eki "-an" alarak "Bekiran" (Bekirler, Bekiroğulları) formuna evrildiği düşünülmektedir. Bu, bölgedeki pek çok aşirette görülen "Arab kökenli olup Kürtleşme" (Müsta'rebe) ya da siyasi prestij amacıyla "Arap/Seyyid kökeni iddia etme" fenomenleriyle de örtüşmektedir. Ancak Bekiran örneğinde, Osmanlı tahrir defterlerindeki "Beni Bekir" kayıtları, bu iddianın sadece bir prestij arayışı değil, somut bir tarihsel arka plana sahip olabileceğini düşündürmektedir.
Mezopotamya’dan Günümüze Uzanan Bir Yolculuk – Bekiran İsminin Anlamı
Bekiran isminin kökeni üzerine farklı görüşler, aşiretin tarihsel zenginliğini yansıtır. En yaygın anlatı, adın Arap yarımadasındaki Beni Bekir bin Vail kabilesine dayandığıdır. Bu bağ, İslam fetihleriyle Mezopotamya’ya uzanan eski göç yollarını hatırlatır. Diyarbekir adının “Diyar-ı Bekir”den türediği tezi, bu anlatıyı güçlendirir.
Osmanlı tahrir defterlerinde geçen “Beni Bekir” kayıtları, sözlü geleneğin arşivdeki karşılığı gibidir. Yavuz Sultan Selim döneminde aşirete sancak tevcih edildiği rivayetleri, Bekiranların resmî meşruiyet kazandığını gösterir. Böylece aşiret, imparatorluk nizamı içinde tanınan bir güç odağına dönüşmüştür. Bu statü, yalnız askeri değil siyasi bir itibar demektir.
Bazı araştırmacılar ise ismi Kafkas ve Ermeni kaynaklarındaki “Bagrati–Bagrevend” çizgisiyle ilişkilendirir. Bu tez, bölgenin çok kültürlü mirasına işaret eder. Farklı dillerde değişen telaffuzlar, yüzyılların etkileşimini belgeleyen izlerdir. Bekiran kimliği belki de bu katmanların sentezinden doğmuştur.
Aşiretin Kürtleşme süreci, Mezopotamya’nın doğal sosyolojisinin ürünüdür. Arap, Kürt, Zaza unsurlar aynı potada erimiş; dil ve kültür yeni bir forma bürünmüştür. “-an” ekiyle çoğullaşan Bekiran adı, bu yerelleşmenin dilsel mührüdür. Kimlik, durağan değil yaşayan bir organizmadır.
Köken tartışmaları ne kadar çeşitli olursa olsun, Bekiran hafızası ortak bir anlatıda buluşur: Bu topraklarda yüzyıllardır var olma iradesi. Mitler, menkıbeler ve belgeler aynı hikâyenin farklı yüzleridir. Hakikat, belki de hepsinin kesişim noktasındadır.
Irak coğrafyasındaki Bekiran topluluklarının önemli bir kısmının Yezidi inancına mensup olduğu bilinmektedir. Ünlü Iraklı tarihçi Abbas Azzavi, “Aşair-i Irak” adlı eserinde bu durumu ayrıntılı biçimde ele alır. Azzavi’ye göre Bekiran ismi, Irak’ta hâlen “Bekran” şeklinde telaffuz edilmekte ve köken itibarıyla Şengal Dağları’na dayanmaktadır. Bu bilgi, aşiretin yalnızca Anadolu değil, Mezopotamya’nın kadim inanç ve kültür havzasının da bir parçası olduğunu ortaya koyar.
Batman Bekirhan beldesinden Avrupa’ya Yayılış
Batman’da Bekiran adına bir belde ile şifalı kaplıcanın bulunması, aşiretin bölge tarihindeki etkisini somutlaştırır. Yerel halk arasında bu kaplıcalar “Bekiran Kaplıcaları” olarak anılır ve yüzyıllardır sağlık merkezi olarak kullanılır. Bu durum, aşiretin yalnızca toplumsal değil, ekonomik ve kültürel hayatta da iz bıraktığını kanıtlar. Coğrafyaya adını vermek, her topluluğa nasip olmayan güçlü bir tarihsel varlığın göstergesidir.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki 12 il, Bekiranların tarihsel yurdu kabul edilir. Ancak 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren tarımın gerilemesi ve ekonomik zorluklar nedeniyle büyük bir göç dalgası yaşanmıştır. İstanbul başta olmak üzere Adana, Mersin, İzmir ve Ankara gibi metropoller yeni yerleşim alanlarına dönüşmüştür. Bugün yalnız İstanbul’da on binlerce Bekiranlı yaşamaktadır.
Avrupa’ya yönelik işçi göçleri, aşiretin sınırlarını daha da genişletmiştir. Özellikle Almanya ve Hollanda’da hatırı sayılır Bekiran nüfusu bulunmaktadır. Bu diaspora, hem geleneksel kimliği koruma hem de yeni kuşaklara aktarma çabası içindedir. Dernekler, kültürel buluşmalar ve sosyal medya grupları bu bağın sürdürülmesinde önemli rol oynar.
Günümüzde İstanbul’dan Avrupa’ya uzanan diaspora, aşiretin yeni yüzünü temsil eder. Almanya ve Hollanda’daki dernekler, kadim gelenekleri modern kent yaşamına taşır. Genç kuşaklar, dijital mecralarda birbirini bulur; düğünlerde, cenazelerde, dayanışma sofralarında ortak hafıza tazelenir. Bekiranlık artık yalnız köylerde değil metropollerde de yaşar.
Nüfusun yarım milyona yaklaştığı tahmin edilirken, asıl güç sayılarda değil dayanışma ruhundadır. Her aile, büyük bir zincirin halkası olduğunu bilir. Bu bilinç, aşireti zamanın fırtınalarına karşı ayakta tutan görünmez kaledir. Bekiran adı, kimlikten çok bir aidiyet sözleşmesi gibidir.
Bekiran Aşiretinde Toplumsal Yapı ve İç Örgütlenme
Bekiran aşireti tek gövdeli değil, dallı budaklı bir ağaç gibidir. Mala Hene, Mala Muro, Mala Şerezeydi gibi aileler bu ağacın köklerini oluşturur. Mamutka, Çelikka, Çoreppa gibi kabileler ise dallara hayat verir. Her kol, bütüne can taşıyan bir damardır.
“Aile + yakın akraba + kabile = Bekiran” formülü, örgütlenmenin özünü açıklar. Sadakat, kan bağından çok ortak kader duygusuna dayanır. Büyükler meclisi, anlaşmazlıkları çözen geleneksel adalet makamıdır. Söz, yazılı kanun kadar kıymetlidir.
Sözlü kültür, aşiretin hafıza defteridir. Dengbêjlerin söylediği ağıtlar, göç yollarını ve savaş günlerini bugüne taşır. Her ezgi, tarihin görünmez arşividir. Xelîlê Misto destanı bu mirasın en gür seslerinden biridir.
Geleneksel otorite “Mala Mezin” etrafında şekillense de zamanla yerini daha yatay ilişkilere bırakmıştır. Eğitimli gençler, kanaat önderlerinin yanına yeni akıl kapıları açmıştır. Aşiret, modernleşmeyi reddetmeden özünü korumaya çalışır. Bu denge, Bekiranların en büyük sınavıdır.
Bugün düğünler, taziyeler ve imeceler toplumsal bağın diri kaldığı alanlardır. “Em birane – Biz kardeşiz” sözü yalnız bir slogan değil, günlük hayatın ahlakıdır. Yardımlaşma, kimliğin görünür yüzüdür.
"Dört Devlet Kuran Aşiret" İddiası ve Tarihsel Gerçeklik
Aşiret tarihçisi Mehmet Fatih Bekirhan'ın çalışmalarında ve aşiretin kolektif hafızasında sıkça dile getirilen bir diğer önemli iddia, Bekiranlıların tarih boyunca dört farklı devlet kurduğu yönündedir. Bu iddia, aşiretin sadece göçebe bir çoban topluluğu olmadığını, devlet kurma kapasitesine (devlet-lüma) sahip, askeri ve bürokratik bir elit tabakaya ev sahipliği yaptığını ima eder.
Şerefname gibi klasik Kürt tarihi kaynakları ve modern araştırmalar incelendiğinde, bu iddianın Orta Çağ'da bölgede hüküm süren Kürt-İslam hanedanlıklarıyla ilişkilendirildiği görülmektedir. Özellikle şu devletler ve konfederasyonlar, Bekiranlıların atalarıyla ilişkilendirilen yapılar olarak öne çıkmaktadır:
1. Mervani Devleti (990-1085): Diyarbakır, Silvan ve Meyyafarkin merkezli kurulan bu devletin ana omurgasını Humaidi (Hamidiye) ve Başnawi (Beşnevi) aşiretleri oluşturmuştur. Bekiranlıların coğrafi yerleşimi (Batman-Silvan hattı) ve tarihsel ittifakları, bu devletin kuruluşunda rol alan "Beni Bekir" bakiyesi unsurlarla örtüşmektedir.
2. Eyyübi Hanedanlığı (1171-1250): Selahaddin Eyyubi'nin mensubu olduğu Hazbani (Hadhbani) ve Revadi aşiretleri, Bekiranlıların soy kütüğü anlatılarında kendilerine yer bulmaktadır. Şerefname'de Revadilerin, Hazbanilerin bir kolu olarak zikredilmesi ve bu aşiretlerin coğrafi dağılımının Bekiranlıların tarihsel göç yollarıyla kesişmesi, bu bağı güçlendirmektedir.
3. Revadi Hanedanlığı: Azerbaycan ve Tebriz bölgesinde hüküm süren bu hanedanlık, Kürt aşiret konfederasyonlarının devletleşme yeteneğinin bir örneğidir. Bekiranlıların bazı kollarının doğudan batıya göç hikayeleri, Revadi bakiyelerinin Anadolu'ya yerleşmesiyle paralellik gösterebilir.
4. Hasanveyhiler: Batı İran'da hüküm süren ve Barzini/Barzikani aşiretine dayanan bu yapı da potansiyel bağlantı noktalarından biridir.
Mehmet Fatih Bekirhan'ın "İki bin yıldır varlığını devam ettiren Bekiran Aşireti" tezi, aşiretin bu devletlerin yıkılmasından sonra dahi varlığını "aşiret" formunda sürdürerek, devletlerin siyasi mirasını toplumsal hafızada taşıdığını öne sürmektedir. Bu perspektiften bakıldığında Bekiran Aşireti, yıkılan devletlerin küllerinden doğan ve yerel iktidar alanlarını korumaya odaklanan bir "devletçik" (quasi-state) refleksi göstermiştir.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Fırtınalı Yıllar
1514 Çaldıran sonrası Osmanlı’nın doğu siyaseti, aşiretlerle yeni bir sözleşme kurdu. Yurtluk-ocaklık sistemi, Bekiranlara yerel idare hakkı tanıdı. Karşılığında vergi ve asker yükümlülüğü doğdu. Böylece aşiret, imparatorluk düzeninin parçası oldu.
1523’te Hain Ahmed Paşa’nın Bekiranlara sığınması, aşiretin askeri caydırıcılığını gösterir. Merkezi otoriteye rağmen misafirini koruyabilen bir güçten söz edilir. Bu olay, yarı özerk yapının çarpıcı kanıtıdır. Bekiranlar denge siyasetinin ustalarıydı.
Cumhuriyet’in merkeziyetçi politikaları ise geleneksel yapıları sarstı. 1925 Şeyh Said süreci, bölgeyi derinden etkiledi. Birçok aşiret gibi Bekiranlar da zor günler yaşadı. Mallar talan edildi, köyler baskı gördü.
Bu dönemin sembol ismi Xelîlê Misto, Zîlan Köyü direnişinin kahramanı olarak anlatılır. Batman Çayı’ndan Malabadi’ye uzanan hatta kurulan savunma, sözlü tarihte destanlaştı. Onur ve yurt savunması fikri, nesillere miras kaldı.
Resmî tarihle aşiret hafızası çoğu kez farklı konuşur. Birinin “asayiş olayı” dediğine diğeri “varlık mücadelesi” der. Hakikatin iki yüzü, aynı acının tercümesidir.
Yavuz Sultan Selim'in Doğu Siyaseti ve Bekiranlılar
1514 Çaldıran Savaşı ve sonrasında İdris-i Bitlisi'nin diplomatik çabalarıyla Osmanlı İmparatorluğu, Doğu Anadolu'daki Sünni aşiretleri Safevi tehdidine karşı bir tampon güç olarak örgütlemiştir. Bu dönemde aşiret reislerine, topraklarını "Yurtluk-Ocaklık" statüsünde yönetme hakkı tanınmış, karşılığında ise devlete asker ve vergi verme yükümlülüğü getirilmiştir.
Bekiran Aşireti (o dönemki kayıtlarda Beni Bekir/Bekiranlı), bu yeni nizamın kazanan taraflarından biri olmuştur. Yavuz Sultan Selim tarafından aşirete sancak verilmesi, onların sadece bir "topluluk" değil, Osmanlı idari hiyerarşisinde resmi bir "Sancak Beyliği" statüsünde tanındığını kanıtlar. Bu statü, aşiret reisine "Sancak Beyi" unvanıyla bölgesel idare yetkisi, vergi toplama imtiyazı ve savaş zamanı kendi bayrağı altında orduya katılma hakkı vermiştir.
1523 Hain Ahmed Paşa İsyanı ve Bir Sığınak Olarak Aşiret
Osmanlı merkezi otoritesi ile aşiretler arasındaki ilişki, her zaman tam itaat üzerine kurulu olmamıştır. Aşiretler, güçlerini korumak için zaman zaman merkezi otoriteye karşı denge politikaları izlemişlerdir. Bunun en çarpıcı örneği, 1523 yılında Mısır Valisi Hain Ahmed Paşa'nın isyanıdır.
Kanuni Sultan Süleyman döneminde sadrazamlık beklentisi karşılanmadığı için Mısır'da isyan başlatıp kendisini sultan ilan eden Ahmed Paşa, Osmanlı ordusu karşısında tutunamayınca Anadolu'ya kaçmak zorunda kalmıştır. Tarihsel kayıtlar, Ahmed Paşa'nın bu kaçış sürecinde Beni Bekir (Bekiran) aşiretine sığındığını belirtmektedir.
Bu olay, iki kritik tespiti beraberinde getirir:
1. Askeri Caydırıcılık ve Güven: Devlete isyan etmiş, "Hain" ilan edilmiş üst düzey bir Osmanlı paşasının Bekiran Aşireti'ne sığınması, aşiretin o dönemde Osmanlı ordularına karşı bile koruma sağlayabilecek bir askeri güce veya coğrafi avantaja (sarp dağlık bölgeler) sahip olduğunu gösterir.
2. Politik Özerklik: Aşiretin, merkezi devletin "en çok aranan" suçlusunu himaye edebilmesi, İstanbul'dan gelen fermanlara rağmen kendi misafirperverlik veya çıkar ilişkilerini önceleyebilen yarı-otonom bir yapıya sahip olduğunu kanıtlar.
Bu tarihsel kesit, Bekiranlıların Osmanlı sistemi içinde hem "sancak sahibi sadık bir unsur" hem de "kendi kurallarını işleyen asi bir güç" olarak ikili bir karakter sergilediğini ortaya koymaktadır.
Cumhuriyet Dönemi, Ulus-Devlet İnşası ve Çatışmalar
1925 Şeyh Said Hareketi Sonrası Travma
Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte gelişen ulus-devletleşme süreci ve merkeziyetçi politikalar, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki geleneksel aşiret yapılarıyla kaçınılmaz bir gerilime girmiştir. 1925 yılında patlak veren Şeyh Said İsyanı, bölgedeki dengeleri altüst etmiş, isyana katılan veya katılmayan pek çok aşiret devletin sert güvenlik tedbirleriyle yüzleşmek zorunda kalmıştır.
İsyanın bastırılmasının ardından bölgeye sevk edilen alay askerleri ve onlara destek veren milis güçleri, Batman-Beşiri hattında kapsamlı operasyonlar düzenlemiştir. Kaynaklar, bu süreçte köylülerin mallarına el konulduğunu, talan olaylarının yaşandığını ve kurunun yanında yaşın da yandığı bir kaos ortamının oluştuğunu aktarmaktadır. Bekiran Aşireti, bu dönemde doğrudan isyanın planlayıcısı olmasa da, coğrafi konumu ve gücü nedeniyle hedef haline gelmiştir.
Xelîlê Misto Destanı: Zilan Köyü Direnişi
Aşiretin sözlü tarihinde "Besikten besige anlatılan destan" olarak yer eden olaylar dizisi, bu baskı döneminde şekillenmiştir. Reşkotan Aşireti ile komşu olan Bekıra köyleri, üzerlerine gelen askeri birlikler ve onlara rehberlik eden yerel işbirlikçiler karşısında varlıklarını koruma refleksi geliştirmiştir.
Bu direnişin sembol ismi Xelîlê Misto'dur. Batman Çayı'ndan Malabadi Köprüsüne kadar uzanan stratejik hatta savunma mevzileri kuran Bekiranlılar, Xelîlê Misto'nun askeri liderliğinde örgütlenmiştir. Çatışmaların merkez üssü, Kozluk ilçesine bağlı Bekiran bölgesindeki Zîlan Köyü olmuştur.
Eldeki anlatılara göre:
- Hazırlık: Saldırı haberini alan aşiret, köyler arası haberleşme ağıyla savaşçılarını toplamış, Batman Çayı hattını bir savunma hendeği gibi kullanmıştır.
- Çatışma: Düzenli ordu birlikleri (Alay) ve onlara destek veren yerel güçler ile Bekiranlılar arasında şiddetli çatışmalar yaşanmıştır.
- Sonuç: Xelîlê Misto ve beraberindeki 17 kişinin öncülüğünde (destansı anlatımda sayı sembolik olabilir) aşiret güçleri, askerleri geri püskürtmeyi başarmış ve Zîlan bölgesindeki hakimiyetlerini geçici de olsa korumuşlardır.
Bu olay, resmi tarih kayıtlarında "asayişsizlik" veya "tedip hareketi" olarak geçse de, aşiret hafızasında onur ve yurt savunması olarak kodlanmıştır. Xelîlê Misto figürü, aşiretin "boyun eğmeyen" kimliğinin tarihsel taşıyıcısı olmuştur.
Osmanlı Arşivlerinde Bekiran Aşireti
1. BEO 196 14627
- Özet: Reşkotan aşireti eşkiyasıyla Garzan ahalisinden Mıgırdıç'ın katilleri derdest edildiğinden ve Bekiran aşireti şeyhinin durumu hakkında maktulün pederi Genco’nun arzuhali.
- Yer/Tarih: Bitlis / H-21-10-1310
2. DH.ŞFR.30 789
- Özet: Bekiran Aşireti ahalisi arasındaki münazaanın (anlaşmazlığın) önlenmesi.
- Yer/Tarih: Bitlis / R-31-03-1319
3. BEO 2124 159253
- Özet: Zevaser mevkiinde Bekiran aşiretine silah atan eşkıya ve zabtiye bulundurulması, gerekli takibatın yapılması hakkında malumat.
- Yer/Tarih: Dahiliye / H-28-04-1321
4. MSB Arşivi 110-9-1-44587
- Özet: Bekiran gibi aşiretlerin İran hududu üzerindeki yaylalara geçişlerinde tecavüz ve hastalık durumlarına meydan verilmemesi için asker sevki.
- Tarih: 14.2.1897
5. HR.SFR.1...9952
- Özet: Ermeni köylerini ayaklandırıp Sason ve Talori olaylarına neden olan Hampartzun ile Papaz Mıgırdıç'ın tutuklanması ve Rus basınındaki yankıları.
- Tarih: Belirtilmemiş (Sadaret tezkiresi referanslı)
6. DH.ŞFR.144 33
- Özet: Şeyhalan ve Desternot karyelerini yağma için Muş’a gelen Diyarbakırlı Bekiran Aşireti’ne karşı asker takviyesi gerekliliği.
- Yer/Tarih: Bitlis / R-06-05-1306
7’den 138’e Kadar Olan Belgeler (Y..EE..161 Serisi) Bu seri Sason ve Talori hadiselerine ait şahsi davacı, şahit ve mahalli (Şinik, Simal, Geligüzan) ifadelerinin müsveddelerini içerir. Bekiran ve Badikanlılar ile Ermeniler arasındaki kavgaların hülasalarıdır.
139. DH.ŞFR.169 84
- Özet: Bitlis Valisi Tahsin'in, Zeki Paşa'nın Bekiranlı ve Badiganlı aşiretlerini de yanına alarak Ermeni isyancıları takip ettiğine dair arzı.
- Yer/Tarih: Bitlis / R-23-08-1310
140. DH.ŞFR.17 78
- Özet: Muş yaylasındaki Bekiranlıların Ermenilere saldırısı olmadığı, Amerikalıların kışkırtmasıyla Ermenilerin fesatlık çıkardığı.
- Yer/Tarih: Bitlis / R-23-05-1311
141. DH.ŞFR.179 10
- Özet: Bekiranlı Aşireti'nin Sason üzerinden olaysız şekilde kışlaklarına ulaştırılması ve refakat eden heyetin (Hacı Tayyib ve Binbaşı Salih) dönüşü.
- Yer/Tarih: Bitlis / R-21-06-1311
142. DH.ŞFR.180 68
- Özet: Bekiranlı Aşireti nezdindeki Muş ulemasından Hacı Tayyib Efendi'ye günlük ücretinin (yevmiye) verilmesi talebi.
- Yer/Tarih: Bitlis / R-11-07-1311
143. Y..MTV.247 73
- Özet: Muş Kumandanı ve Mutasarrıfının görevden alınması ve Ermeni çetelere Rusya'dan katılımlar olması hakkında.
- Tarih: H-09-04-1321
144. DH.ŞFR.277 115
- Özet: Zilan Şeyhi Ali Efendi ve Bekiran Aşireti Reisleri Hacı Umur ve Hacı Şerif Ağalara verilecek Mecidi Nişanlarının gönderilmesi isteği.
- Yer/Tarih: Bitlis / R-10-12-1317
145. DH.ŞFR.309 92
- Özet: Bekiran aşiretinden bazılarının Zuvasar mevkiinde Ermenilere rastlamasına rağmen karşılıklı ateş açılmadığı.
- Yer/Tarih: Bitlis / R-20-05-1319
146. DH.ŞFR.310 84
- Özet: Bekiranlıların hayvanlarının Şinik ve Simal köylerinde verdiği zararın tazmin edilmesi ve aşiret mevkilerinin değiştirilmesi.
- Yer/Tarih: Bitlis / R-8-06-1319
147. A.}MKT.MHM.451/11
- Özet: Siirt'teki Reşkevan, Bekiran, Alikan ve Pençnar aşiretlerinin iskanında hizmeti geçenlerin nişanla ödüllendirilmesi.
- Yer/Tarih: Siirt / H-30-01-1290
148. DH.MKT.1768 14
- Özet: Badegan ve Bekiran aşiretlerinin köylere hücum ettiği şikayetinin tahkiki; olayı Ermenilerin çıkarıp Kürtlerin üstüne attığının anlaşılması.
- Tarih: H-22-02-1308
Göç, Kentleşme ve Diaspora
1950’lerden itibaren tarımın çözülmesi büyük göçü tetikledi. İstanbul, Adana, Mersin yeni yurtlar oldu. Köyden kente taşınan yalnız insanlar değil, geleneklerdi. Bekiranlık apartmanlara sığdırıldı.
Bağcılar’daki dernekler, modern aşiretçiliğin laboratuvarıdır. Dayanışma sandıkları kuruldu, burslar verildi. Siyasetle ilişkiler yeni bir dil kazandı. Aşiret, sivil toplum formuna büründü.
Avrupa’daki diaspora, kimliği uluslararası boyuta taşıdı. Düğünlerde Kürtçe stranlarla Alman sokakları buluştu. İkinci kuşak, kökleriyle gelecek arasında köprü kurdu. Bekiran artık küresel bir addır.
Kent yaşamı feodal hiyerarşiyi eritti. Reislikten çok temsil konuşulur oldu. Birey öne çıkarken aidiyet zayıflamadı. Bu dönüşüm, aşiretin esnekliğini gösterir.
Sosyal medya yeni meydanlara dönüştü. Sanal sofralarda hatıralar paylaşıldı. Gençler dedelerinin hikâyelerini ekranlardan öğrendi. Hafıza dijitalleşti.
Bekiran Aşireti Güncel Siyaset ve Çoğul Kimlik
Bekiranların siyasi tercihleri tek renk değildir. Batman’da güçlü Kürt siyaseti etkinken, Şırnak’ta iktidarla uyum görülür. Aynı kök, farklı coğrafyada başka meyve verir. Bu durum, aşiretin pragmatik aklını gösterir.
Bekirhan beldesindeki seçimler, aşiretin politik nabzını tutar. Kimlik, hizmet ve inanç eksenleri iç içe geçer. Kadın adayların yükselişi, geleneksel kalıpların aşıldığını kanıtlar. Değişim içeriden filizlenir. Şırnak’taki kolların farklı partilere yönelişi, yerel dinamiklerin sonucudur. Ticaret, güvenlik ve bürokrasi tercihleri etkiler. Aşiret, ideolojiden çok hayatın gerçeklerine bakar.
Bu çeşitlilik, Bekiranları tek blok olmaktan çıkarır; sosyal ağ haline getirir. Oy sandığında farklı, düğünde birdirler. Kimlik çok sesli bir korodur. Siyaset, aşiret için amaç değil araçtır. Asıl hedef, varlığını ve onurunu korumaktır. Her dönem kendi dilini üretir.
Bekiran Aşiretinde Kültür, İnanç ve Gündelik Hayat
Yezidi, Sünni ve Alevi kolların varlığı, inanç çoğulluğunu yansıtır. Farklı ritüeller aynı sofrada buluşur. Bu hoşgörü, Mezopotamya mirasının devamıdır.
Kaplıcalar, yaylalar, köy meydanları kültürel mekânlardır. Masallar burada doğar. Her taşın bir hikâyesi vardır. Kadınlar, görünmeyen hafızanın bekçileridir. Ağıtlarıyla tarihi taşırlar. Modern eğitimle birlikte kamusal alanda daha görünür olmuşlardır.
Gençlik, müzikten spora yeni ifade alanları yaratır. Rap ile dengbêj yan yana yürür. Gelenek, yeni biçimler bulur. Dil, kimliğin evidir. Kürtçe konuşmak yalnız iletişim değil, varlık ilanıdır. Aşiret, dilini korudukça kendini korur.
Bekiran Aşireti ve Geleceğe Bakış
Bekiranların geleceği, feodal bağların çözülmesiyle şekillenecek. Bireyselleşme kaçınılmazdır. Ancak aidiyet tamamen silinmeyecektir.
Eğitimli kuşaklar yeni liderlik modelleri geliştirecek. Dernekler düşünce merkezlerine dönüşebilir. Ekonomi ve kültür, siyasetin önüne geçecektir.
Dijital arşivler, sözlü tarihi kayıt altına almalıdır. Her ailenin hikâyesi yazıya dökülmeli. Böylece hafıza kurumsallaşır.
Aşiret, geçmişle kavga etmeden yüzleşmeyi öğrenmelidir. Destanla belge barıştığında gerçek tarih doğar. Bu olgunluk, toplumu ileri taşır.
Bekiran adı, yalnız bir aşireti değil Mezopotamya’nın direncini simgeler. Göçlerden, savaşlardan, değişimlerden süzülerek gelen bu kimlik; geleceğe umutla bakar.
Modernleşme, Kırsaldan Kopuş ve Batı'ya Göç
1950'li yıllardan itibaren tarımda makineleşme, nüfus artışı, toprak yetersizliği ve devam eden güvenlik sorunları, Bekiran Aşireti'nin ana gövdesinde çözülmelere yol açmıştır. Osmanlı kayıtlarında 7.000 çadır/aile gibi devasa rakamlarla ifade edilen aşiret nüfusu, Türkiye'nin sanayileşen batı kentlerine doğru akmaya başlamıştır.
Göç rotaları incelendiğinde şu şehirler öne çıkmaktadır:
- İstanbul: Özellikle Bağcılar, Esenyurt, Kanarya gibi Kürt nüfusun yoğun olduğu semtler.
- Adana ve Mersin: Çukurova'daki tarım işçiliği ile başlayan, sonrasında yerleşik mahalle düzenine geçen kitleler.
- İzmir, Manisa, Aydın: Ege bölgesindeki tarımsal ve endüstriyel iş gücü ihtiyacını karşılayan gruplar.
Dernekleşme ve Kentli Aşiretçilik
Göçle birlikte geleneksel "Ağa-Maraba" veya "Reis-Kabile" ilişkisi, yerini modern "Hemşehri Derneği" modeline bırakmıştır. İstanbul Bağcılar Çınar Mahallesi'nde faaliyet gösteren Bekiranlılar Kültür ve Dayanışma Derneği, bu dönüşümün en somut örneğidir.
Bu derneklerin fonksiyonları şunlardır:
1. Dayanışma: Cenaze, düğün gibi sosyal olaylarda aşiret mensuplarını bir araya getirmek.
2. Siyasi Lobi: Dağınık haldeki oyları konsolide ederek yerel siyasette (Belediye meclis üyeliği, muhtarlık) pazarlık gücü oluşturmak.
3. Kültürel Koruma: Dil, folklor ve tarih bilincini genç kuşaklara aktarmak.
Aşiret artık sadece Batman'ın dağlarında değil, İstanbul'un arka sokaklarında da örgütlü bir güçtür. Ancak bu güç, feodal bir itaatten ziyade, gönüllü bir sivil toplum üyeliğine evrilmiştir.




